"Fâzıl, şâir, edîb, kerîm idi." Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Abdülkâdir Şeyhî Efendi maddesini kapatan bu cümle, şeyhülislâmın adının edebiyat sayfalarında geçmesinin tek nedenidir. Amasyalı Müeyyedzâde ailesinden yetişen Şeyhî, 995-997 (1587-1589) yılları arasında şeyhülislâmlık yapmış, 1002 (1594) yılında ölmüştü. Bu cümle, oğlu Abdürrahîm Niyâzî Efendi'nin ölümünü bildiren cümlenin hemen ardından gelir ve dilbilgisi bakımından oğula da babaya da bağlanabilir. Şeyhî'nin şiir yazdığını söyleyen başka bir kaynak bulunamadı; elde ona ait bir beyit de yoktur. Buna karşılık Beyânî'nin tezkiresi, oğlunun şair olduğunu ayrıca belgeler. Maddenin tamamı Abdülkâdir Şeyhî Efendi-Müeyyedzâde sayfasındadır; ailenin bütününü Müeyyedzâdeler yazısı toplar.

Hüsameddin'in Kaydı

On birinci ciltte babası Şeyh Abdürrahîm Efendi'nin maddesini oğlununki izler. Hüsameddin önce görevlerini tek tek sayar, ardından Nev'îzâde Atâyî'nin Zeyl-i Şakâyık'taki övgüsünü aktarır:

Abdülkâdir Şeyhî Efendi-Müeyyedzâde Amasyalıdır. Meşâyih-i kirâmın fuzalâsından tercemesi yukarıda yazılan Hacı Abdürrahîm Efendi'nin sulb-i kerîminden 920 senesi evâilinde Amasya'da doğdu. 921 senesi recebinde pederiyle beraber İstanbul'a getirildi. Mukaddimât-ı ulûmu gördükden sonra dayısı Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi'nin halka-i tedrîsinde ikmâl-i tahsîl ederek ondan mülâzım oldu. İbtidâ otuz akça ile Gelibolu'da Sarıca Paşa Medresesi müderrisi olduğu esnâda üstâdına dâmâd olup sonra Bursa'da Yıldırım Bâyezîd Hân, 958 şevvâlinde Çorlu'da Ahmed Paşa, 962 saferinde Haseki Hürrem Sultân medreselerine müderris olarak 964 şevvâlinde Fatih Sultân'ın sekiz medreselerinden biri (Sahn) müderrisi oldu. [...] 995 senesi cumâdelûlâsında Çivizâde Mehmed Efendi'nin irtihâline binâen Şeyhülislâm ve müftî'l-enâm oldu. Tam iki yıl makam-ı fetvâda ibrâz-ı mekânet etdiği halde 997 senesi cumâdelûlâsında Seke ve Beylerbeyi Mehmed Paşa vak'asında istifa ederek iki yüz elli akçe tekâüd vazîfesiyle kûşe-güzîn-i inzivâ olup beş yıl münzevîyâne yaşadı. 1002 senesi şevvâlinin evâhirinde dâr-ı naîme irtihâl edib Hazret-i Ebû Eyyüb-i Ensârî türbesi civârında peder ve amcaları yanında defnedildi. [...] Eyüp'de bir mescid-i şerîf yaptırıp emlâkını buraya vakfederek tevliyetini Eyüp kadılarına şart eyledi. Mahdûmu Abdürrahîm Niyazî Efendi Süleymaniye müderrisi iken 1002 ramazanında otuz iki yaşında vefât etdi. Fâzıl, şâir, edîb, kerîm idi.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Değerli şeyhlerden, hayatı yukarıda yazılan Hacı Abdürrahîm Efendi'nin oğlu olarak 920 yılının başlarında (1514) Amasya'da doğdu. 921 Recebinde (Ağustos 1515) babasıyla birlikte İstanbul'a getirildi. Başlangıç bilgilerini edindikten sonra dayısı Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi'nin derslerinde öğrenimini tamamlayıp ondan mülâzım oldu. İlk olarak otuz akçe ile Gelibolu'da Sarıca Paşa Medresesi'ne müderris olduğu sırada hocasına damat oldu; sonra Bursa'da Yıldırım Bayezid, 958 Şevvalinde Çorlu'da Ahmed Paşa, 962 Saferinde Haseki Hürrem Sultan medreselerinde müderrislik ederek 964 Şevvalinde Fatih'in Sahn medreselerinden birine geçti. [...] 995 Cemâziyelevvelinde Çivizâde Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine şeyhülislâm oldu. Fetva makamında tam iki yıl kaldıktan sonra 997 Cemâziyelevvelinde Beylerbeyi Mehmed Paşa olayı yüzünden istifa etti; iki yüz elli akçe emekli maaşıyla köşesine çekilip beş yıl inzivada yaşadı. 1002 Şevvalinin sonlarında (Temmuz 1594) öldü ve Eyüp'te Ebû Eyyûb el-Ensârî türbesi yakınında babası ve amcalarının yanına gömüldü. [...] Eyüp'te bir mescit yaptırıp mülklerini buraya vakfetti ve tevliyetini Eyüp kadılarına bıraktı. Oğlu Abdürrahîm Niyâzî Efendi Süleymaniye müderrisiyken 1002 Ramazanında otuz iki yaşında öldü. Faziletli, şair, edip ve cömert biriydi.

Köşeli ayraçla atlanan bölümler, Ayasofya ve Süleymaniye müderrisliklerini, Şam, Kahire, Bursa ve İstanbul kadılıklarını, 978'de Anadolu ve 979'da Rumeli kazaskerliğini, 981'de emekliye ayrılışını, 991'de Süleymaniye Dârülhadisi'ne verilişini ve Atâyî'nin uzun, secili övgüsünü içerir. Atâyî ona "dûdmân-ı bülend-i eyvân-ı Müeyyediyye'nin imâdı", yani Müeyyedzâde hanedanının direği der; ilminden, zühdünden, soyundan söz eder, şiirinden söz etmez.

Hayatı

TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesini yazan Mehmet İpşirli, hayatının ana çizgisini Hüsameddin'le aynı biçimde verir, ama üç noktada ayrılır. Doğum yeri İpşirli'de İstanbul'dur; Hüsameddin ise Amasya'da doğduğunu ve bir yıl sonra babasıyla İstanbul'a getirildiğini yazar. Babası 918'de (1512) Amasya'ya yollanmış, 921'de İstanbul'a dönmüştü; Hüsameddin'in verdiği tarihler bu sürgün yıllarıyla uyuşur. Ölüm tarihi İpşirli'de 27 Receb 1002 (18 Nisan 1594), Hüsameddin'de Şevval 1002'nin sonlarıdır. Mezarı da İpşirli'ye göre Eyüp'te kendi yaptırdığı mescidin hazîresindedir. İpşirli "Şeyhî" lakabının babasından, Şeyh Hacı Efendi diye anılan Abdürrahîm Efendi'den geldiğini belirtir; bu açıklamaya göre ad bir mahlas değil, babasına yapılan bir nispettir.

Şeyhülislâmlığının sonu, Osmanlı tarihinde Beylerbeyi Vak'ası diye bilinen olaya bağlıdır. İpşirli'nin anlattığına göre değeri düşürülmüş akçenin askere ulûfe olarak dağıtılması üzerine bir grup sipahi, bu akçeyle esnaftan zorla alınan mal ve yiyeceğin helal olup olmadığını sormuş, Abdülkâdir Efendi "haramdır" diye fetva vermişti. Ardından gelen kanlı olaylarda Rumeli Beylerbeyi Mehmed Paşa ile Başdefterdar Mahmud Efendi idam edilmiş, şeyhülislâm da 2 Nisan 1589'da sadrazam Kanijeli Siyavuş Paşa ve öteki devlet adamlarıyla birlikte azledilmiştir. Hüsameddin aynı olayı "istifa" diye anlatır. TDV'nin ilişkili maddeler listesi tezkire yazarı Riyâzî'yi onun öğrencisi olarak gösterir.

Amasya ile Bağı

Abdülkâdir Efendi hayatını İstanbul'da ve görev yerlerinde geçirdi, ama Amasya ile bağı yalnız doğum yerinden ibaret kalmadı. Amasya Tarihi'nde birçok Amasyalı âlimin yolu ondan geçer. Karakadızâde İbrâhim Efendi ile Bayramzâde Ramazân Efendi ondan mülâzım olup müderris ve kadı oldular; Ramazân Efendi 993'te Kefe müftüsü ve mollası olarak on beş yıl orada kaldı. Şâmluzâde Tâceddîn İbrâhim Efendi önce onun mülâzımı olmuş, 996 Muharreminde şeyhülislâmın desteğiyle Amasya müftüsü ve Sultan Bayezid müderrisi olmuştur. Müeyyedzâde Pîrî Ahmed Çelebi'nin Hüseyin Ağa müderrisliğinden Trabzon kadılığına geçişi de onun "himmetiyle" olmuştur. Gülşenî şeyhi Hasan Efendi ve kâtiplikten kadılığa geçen Gümüşlüzâde Şemseddîn Ahmed Paşa da Amasya'dan İstanbul'a gidip ona bağlananlar arasındadır. Hüsameddin, onun şeyhülislâmlığa getirilişini Amasya olayları arasında da kaydeder ve kitabın girişinde onu Amasya'nın yetiştirdiği büyük âlimler arasında sayar.

Kaynakların Durumu

Şeyhî'yi şair sayan tek dayanak, maddenin son cümlesidir. Hüsameddin bu cümleyi oğlu Abdürrahîm Niyâzî'nin ölümünü bildirdikten hemen sonra yazar; dizilişe bakılırsa cümlenin öznesi en son anılan kişi, yani oğuldur. Bu okumayı Beyânî'nin tezkiresi destekler. Beyânî, 1597-98'de tamamladığı eserde "Niyâzî-i diğer" başlığıyla "Rumeli kazaskeri, sonra müftü olan Şeyhî Efendi'nin sevgili oğlu" olan genç bir şairi tanıtır, onu güzel huylu ve irfan sahibi bir delikanlı diye över ve şiirinden bir matla ile iki beyit aktarır. Oğulun şairliği böylece başka bir kaynakla belgelenmiş olur. Babaya gelince, aynı tezkirede de Kınalızâde'nin tezkiresinde de Abdülkâdir Şeyhî için açılmış bir madde yoktur; iki eserdeki Şeyhî maddeleri Germiyanlı Şeyhî'ye, Sinan Efendi'nin oğlu Hüseyin'e ve Tayyibzâde Mehmed'e aittir. TDV maddesi de onun şairliğinden söz etmez, Hüsameddin'in Atâyî'den aktardığı övgüde de şiire dair bir kelime geçmez. Bu durumda Abdülkâdir Şeyhî'nin şair olduğu gösterilemiyor; "fâzıl, şâir, edîb, kerîm" nitelemesinin oğluna ait olması çok daha olasıdır.

Bir karışıklık kaynağı daha vardır. Hüsameddin, hicrî XI. ve XII. yüzyılda ölen pek çok Amasyalının maddesinde "Şeyhî Efendi 'Zeyl-i Zeyl-i Şakâyık'ta diyor ki" diye alıntı yapar. Bu alıntıların sahibi, adı kimi yerlerde "Mehmed Şeyhî Efendi" diye açıkça verilen ve 1103 ile 1112 yıllarında ölenleri de anlatan sonraki dönem yazarıdır; 1002'de ölen şeyhülislâmla bir ilgisi yoktur.

Şiiri

Abdülkâdir Şeyhî'ye ait tek mısra bulunamadı. Maddede beyit de divan adı da geçmez; bakılan tezkireler de ondan şiir aktarmaz. Beyânî'nin verdiği matla ve beyitler oğlu Niyâzî'nindir ve ona ayrıca bir sayfa açılması gerekir.

Ailesi

Babası Şeyh Abdürrahîm Efendi Halvetî ve Bayrâmî usulüyle irşat etmiş bir şeyh, amcası Kazasker Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi II. Bayezid devrinin tanınmış âlimidir. Annesi Ebüssuûd Efendi'nin kız kardeşi olduğundan Ebüssuûd hem dayısı hem hocası, kızıyla evlendiği için de kayınpederidir. Oğlu Abdürrahîm Niyâzî Efendi, babasıyla aynı yıl, 1002 Ramazanında otuz iki yaşında Süleymaniye müderrisiyken ölmüştür; Beyânî'nin "Niyâzî-i diğer" diye andığı şair odur. Amcası Abdülkerîm Efendi'nin hayatı Abdülkerîm Efendi sayfasında anlatılmıştır.

Kronoloji

920 başları (1514): Hüsameddin'e göre Amasya'da doğar.

Receb 921 (Ağustos 1515): Babasıyla İstanbul'a getirilir.

978-979 (1570-1572): Anadolu, ardından Rumeli kazaskeri olur.

Cemâziyelevvel 995 (Nisan 1587): Çivizâde Mehmed Efendi'nin yerine şeyhülislâm olur.

997 (1589): Beylerbeyi Vak'ası üzerine görevden ayrılır.

1002 (1594): Ölür ve Eyüp'e gömülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar