Müeyyedzâdeler, on beşinci yüzyılın başından on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar Amasya'da adı kesintisiz izlenebilen bir âlim, kadı ve şeyh ailesidir. Aile adını Yâkût Paşa Zâviyesi şeyhi Şemseddîn Müeyyed Çelebi'den alır; onun torunu kazasker Abdurrahman Efendi, Hâtemî mahlaslı şair ve II. Bayezid'in yakın dostu olarak ailenin en tanınmış üyesidir. Soy daha eskiye, Divriği'den gelip Amasya'ya yerleşen Divriğilizâdelere çıkar; aynı kökten Osmanlı'nın ilk tarihçilerinden Şükrullah Çelebi'nin evlâdı da ayrılır. Aile kısa zamanda ikiye bölündü. Bir kol İstanbul'a geçip iki kazasker, bir şeyhülislâm, bir reisülküttâb ve bir nişancı vezir yetiştirdi; öteki Amasya'da kalarak Yâkûtiye Zâviyesi ile Burmalı Minare Camii'nin bağlı olduğu Pervâne Bey vakfını iki yüz yılı aşkın bir süre elinde tuttu.
Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde aileye ait kırka yakın madde vardır. Bunların yirmi kadarı başlığında "Müeyyedzâde", on kadarı da ailenin Amasya'daki son kolunun adı olan "Vâsi' Çelebizâde" lakabını taşır; geri kalanlar ailenin atalarına ayrılmıştır. Maddelerin çoğu birkaç satırlık künyelerdir. Buna karşılık Hüsameddin her birinde soyu uzun zincirler halinde yazdığı için aileyi on iki kuşak boyunca izlemek mümkündür. Kitabın vakayinâme ciltleri de ailenin vakıf davalarını, ölümlerini ve tevliyet değişikliklerini yıl yıl kaydeder. Aşağıdaki anlatı bu maddeleri ve kayıtları birleştirir; kitabın kendi içindeki çelişkiler yerinde belirtilmiştir.
Adı ve Kökeni
Hüsameddin ailenin en eski atası olarak Divriği'de oturan Salur Türkmenlerinden Doğan'ı gösterir. Doğan'ın oğlu Şeyh Evrân Çelebi Tebrizli Musliheddîn Mûsâ'dan okumuş, bir süre Tokat'ta oturmuş, sonra Amasya'da Hânkâh-ı Mes'ûdî şeyhi Âşık Paşa'dan tarikat almıştır. Hacı Kutluşâh'ın mescidinin yanında onun için bir zâviye yaptırdığı, Evrân'ın da 757 [1356] yılında öldüğü yazılır. Kitap bu atanın lakabında tutarlı değildir: kendi maddesinde Şihâbüddîn, Siyâvuş Çelebi maddesinde Nûreddîn, Şükrullah Çelebi maddesinde Salâhaddîn, Bâlî Çelebizâde maddesinde İzzeddîn diye anılır. Mezarının yeri de bir yerde Tokat olarak verilmiştir.
Evrân'ın oğlu Zeyneddîn Siyâvuş Çelebi Divriği'de doğmuş, babasıyla önce Sivas'a, sonra Tokat'a gelmiş, tahsil için Amasya'ya geçerek Fahreddîn İlyâs Aksarâyî ile Hüsâmeddîn Çelebi'den okumuştur. 758 [1356-57] yılında müderris, 768 [1366-67] yılında şehrin büyük âlimleri arasında görülür; hocası Hüsâmeddîn Çelebi'nin damadıdır. İki oğlu Şihâbeddîn Ahmed Bâlî Çelebi ile Alâeddîn Ali Yârî Çelebi'ye "Divriğilizâde" ya da "Veled-i Difrigî" denmiştir. Bâlî Çelebi'nin oğlu, Behcetü't-tevârîh yazarı Şükrullah Çelebidir ve onun evlâdına Şükrullâhzâdeler denmiştir. Ali Yârî Çelebi'nin oğlu Şemseddîn Müeyyed Çelebi'nin evlâdı ise Müeyyedzâdeler adını almıştır. Hüsameddin bu ayrımı Evrân, Siyâvuş ve Şükrullah maddelerinde üç kez tekrarlar.
Aile adının kaynağı olan "Müeyyed" adının nereden geldiğine dair bir ipucu Ali Yârî Çelebi'nin evliliğindedir. Hüsameddin'e göre Ali Yârî, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın Saraçhâne Camii yanındaki zâviyesine şeyh olan ve Amasya'da "Küpeli Şeyh" diye tanınan Şemseddîn Mü'eyyed'in halifesi ve damadı olmuştur. Kitap bu şeyhi "Ebû İshâk Kâzerûnî" adıyla anar; 789 [1387-88] yılında Yıldırım Bayezid'le birlikte Bursa'ya gittiğini, orada padişahın yaptırdığı zâviyeye şeyh olduğunu ve 798 [1395-96] yılında öldüğünü yazar. Ali Yârî'nin oğluna kayınpederinin adını verdiği böylece akla yakın görünür; bu bir çıkarımdır ve kitapta açıkça yazılmamıştır. Öte yandan kimi tezkireciler ailenin nesebini Kâzerûniyye tarikatının kurucusu olan ve 426 [1035] yılında ölen Ebû İshak Kâzerûnî'ye bağlar. Âşık Çelebi de ailenin aslen İran'dan geldiğini söyler. Hüsameddin'in kurduğu zincirde ise baba tarafı Divriğili bir Türkmen soyudur ve İran bağlantısı yalnız anne tarafından gelir.
Aynı adın başka ailelerde de geçmesi kitapta karışıklığa yol açabilecek niteliktedir. Küpeli Şeyh'in oğlu Mecdeddîn Abdulmecîd Çelebi de vakayinâmede "Mü'eyyedzâde" diye anılır; onun evlâdı Amasya'da Küpelioğulları adıyla bilinir ve bu yazının konusu olan aileden ayrıdır. Kadızâde unvanlı Emîr Şeyh Müeyyed Çelebi Hallâtîzâdeler soyundandır. 820 [1417-18] yılında Osmancık'ta medrese yaptıran kadı Mü'eyyed Çelebi ile kadı'l-kudât Mü'eyyededdîn Mehmed de başka ailelere mensuptur.
Kuşaklar Boyunca Aile
Ali Yârî Çelebi ve Yâkûtiye Zâviyesi
Alâeddîn Ali Yârî Çelebi, kardeşi Bâlî Çelebi ile birlikte bir süre Sivas'ta Kadı Burhâneddin'in himayesinde yaşamış, Hacı Şâdgeldi Paşazâde Ahmed Paşa'nın emirliği sırasında Amasya'ya dönmüştür. Hüsameddin onu Cüneydî Çelebi'nin talebesi olarak anar ve hocasının yazdığı Hacı Şâdgeldi Paşa tarihinin bir nüshasının onda bulunduğunu, bunu ailenin son kuşaklarından Hâfız Ebûbekir Efendi'den işittiğini nakleder. Farsça şiirde Temennâyî Ali Çelebi ile yarışmış, Temennâyî ona Hâfız-ı Şîrâzî'ye benzetmeyle "Yârî-i Şîrâzî" lakabını vermiştir. Hüsameddin, Ali Yârî'nin Hâfız kadar nazma kudreti olduğunu söyler Âşık Paşa'nın Türkçe şiirde açtığı yolu Amasya'da sürdürenlerin bilinen ilki olarak da onu gösterir. Ankara Savaşı sırasında Bursa'da şeyhülislâm mevkiinde bulunduğu, savaştan sonra Amasya'ya döndüğü de kitapta yazılıdır.
Ali Yârî'nin aileye bıraktığı asıl miras Yâkût Paşa Zâviyesi'dir. Çelebi Mehmed devrinin Osmanlı ümerasından Sinâneddîn Yâkût Paşa, Yeşilırmak kıyısında Dârüşşifa'nın güneybatısında mescidi, şeyh odası, misafirhanesi ve imareti olan bir zâviye yaptırmış ve 810 [1407-08] yılı başlarında vakfiyesini düzenletmiştir. Mahalleler bölümünde bina tarihi 814 [1411-12] olarak verilir ve zâviyenin bulunduğu semte Yâkûtiye Mahallesi denmiştir. Vakayinâmeye göre zâviyenin meşihatı ilk olarak Ali Yârî Çelebi'ye verilmiştir. Yâkût Paşa ise tevliyeti önce ilk şeyh Mehmed bin Abdullah Buhârî'ye ve evlâdına, onlardan sonra da "Yâr Ali Çelebizâde Mü'eyyed Çelebi"ye ve evlâdına şart koşmuştur. Ali Yârî Çelebi 818 [1415-16] yılı Safer ayında Amasya'yı yıkan büyük depremin yılında öldü ve yerine oğlu Müeyyed Çelebi geçti.
Şemseddîn Müeyyed Çelebi ve Oğulları
Şemseddîn Müeyyed Çelebi otuz yılı aşkın bir süre Yâkût Paşa Zâviyesi şeyhi olarak kaldı ve Hüsameddin onu Amasya'nın büyük ileri gelenleri arasında sayar. Kardeşi Mecdeddîn Pîr Mehmed Çelebi ilim yolunu Bursa'da sürdürmüş, Molla Fenârî ile Mehmed Yegân'dan okuyup Bursa'da Murâdiye, Edirne'de Üç Şerefeli medreselerinde müderrislik etmiş, sonra Edirne kadısı olmuştur. 861 [1456-57] tarihli bir belgede Edirne kadısı olarak imzası görülür ve oğlu Alâeddîn Ali Çelebi Fâtih devrinin ricali arasında anılır. Müeyyed Çelebi'nin kendisi 851 [1447-48] yılının sonlarında öldü. Vakayinâme bu ölüm kaydında oğulları olarak Abdülvâsi', Abdullah ve Ali Çelebi'yi sayar ve bunlara da "Mü'eyyedzâde" denildiğini yazar. Biyografi ciltlerinde ise dördüncü bir oğul, Mehmed Çelebi, ailenin Amasya'da kalan kolunun atası olarak tekrar tekrar geçer. Ailenin Amasya'da Müeyyed Çelebi adına bir mescidi olduğu da torununun kızı Ayşe Hâtun'un vakfından anlaşılır.
Oğullardan Abdülvâsi' Çelebi müderris ve büyük kadılardan olmuş, erkek evlât bırakmadan ölmüştür. Ölüm yılı kendi maddesinde 881 [1476-77], kızının maddesinde 883 [1478-79] olarak verilir. Abdullah Çelebi hakkında adından başka bilgi yoktur. Alâeddîn Ali Çelebi, Şehzade Bayezid Amasya sancakbeyi iken onun nişancısı oldu ve ailenin İstanbul kolu onun oğullarıyla başladı. Mehmed Çelebi ise Galata kadılığı yaptı; Galata'da onun adıyla anılan bir mahalle oluştu ve torunları Amasya ile İstanbul arasında bölündü.
Kazasker Abdurrahman Efendi (Hâtemî)
Nişancı Ali Çelebi'nin oğlu Abdurrahman Efendi, Safer 860 [Ocak 1456] başında Amasya'nın Yâkûtiye Mahallesi'nde doğdu. Yakındaki Şâhbula mektebinde okudu, hattat Şeyh Hamdullah'ın meşkine devam etti, Hatîb Kâsım ile Abdî Efendi'nin derslerinde bulundu. Babasının aracılığıyla genç yaşta Şehzade Bayezid'in özel meclisine girdi ve şiirdeki kudretiyle Afitâbî ile Tâcî Bey'e denk sayıldı. Halîmî Çelebi'nin Fâtih'e sunduğu şikâyet üzerine Bayezid'in çevresine karşı açılan soruşturmada ölüm fermanı çıktı. Hüsameddin bu kaçışı 881 [1476-77] yılına koyar; TDV'deki maddede ise tarih 884 [1479] olarak verilir. Bayezid fermanın gelmesinden önce ona para, at ve yol eşyası verip geceleyin kaçırdı. Abdurrahman Halep üzerinden Şiraz'a gitti, Celâleddin Devvânî'nin yanında yedi yıl kadar okuyup ondan icazet aldı ve Ramazan 888 [Ekim 1483] ayında Amasya'ya döndü.
İstanbul'da Kalenderhâne müderrisliğiyle başlayan meslek hayatı onu Sahn-ı Semân'a, Edirne kadılığına, 907 [1501] yılında Anadolu, 911 [1505-06] yılında Rumeli kazaskerliğine taşıdı. 17 Rebîülevvel 891 [23 Mart 1486] günü Musliheddîn Kestelî'nin kızıyla evlendi. 917 [1511-12] yılında Şehzade Ahmed taraftarı sanılarak yeniçerilerin hedefi oldu, konağı yağmalandı ve azledildi. Yavuz Selim onu önce Karaferye kadılığına, 919 [1513-14] yılında yeniden Rumeli kazaskerliğine getirdi ve Çaldıran seferine yanında götürdü; dönüşte Çoban Köprüsü'nde yine azletti. 15 Şâban 922 [13 Eylül 1516] gecesi öldü ve Eyüp'te Ebû Eyyûb el-Ensârî türbesinin yakınına gömüldü. Hayatının ayrıntıları, fetva mecmuası, risâleleri ve kitaplığı sitedeki Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi biyografisinde, Hâtemî mahlasıyla yazdığı şiirler ise şairliğine ayrılan yazıda ele alınmıştır.
Abdurrahman Efendi'nin ailesi açısından önemi, kurduğu himaye ağıdır. Kemalpaşazâde'nin hocalık yolunu açan ve ona Osmanlı tarihini Türkçe yazmasını telkin eden odur. Hüsameddin bu yakınlığı iki ailenin Amasya'dan gelen eski dostluğuna bağlar: Kemalpaşazâde'nin babası Süleyman Bey Şehzade Bayezid'in saray muhafızıyken Abdurrahman'ın babası Ali Çelebi aynı sarayın nişancısıydı. Kemalpaşazâde sonradan kızı Safiyye Hâtun'u Abdurrahman'ın oğlu Abdülvehhâb Efendi'ye verip onu damadı ve muîdi yaptı. Hüsameddin'in maddesinde Abdurrahman'ın oğulları Abdülvehhâb, Abdülfettâh, Abdürrezzâk, Abdüsselâm ve Mahmûd olarak sayılır. Metinde "Abdulvahhab bin Abdulfettâh" diye geçen ifadenin bir dizgi hatası olduğu, TDV'nin beş oğul ve bir kız bildirmesiyle birlikte düşünüldüğünde anlaşılır; bu bir çıkarımdır. Oğullarından dördü yirmi ile otuz yaş arasında öldü. Yalnız Abdülvehhâb Efendi Sahn müderrisliğine kadar yükseldi ve Rebîülevvel 970 [1562] ayında öldü. Âşık Çelebi'nin Müeyyedzâde'yi anne tarafından dedesi olarak anması, bu tek kızın tezkireci Âşık Çelebi'nin annesi olduğunu gösterir.
Şeyh Abdürrahîm Efendi ve Şeyhülislâm Abdülkâdir Şeyhî Efendi
Abdurrahman Efendi'nin kardeşi Abdürrahîm Efendi 21 Ramazan 873 [4 Nisan 1469] günü doğdu. Amasya'da Abdî Çelebi'den, İstanbul'da nişancı Sinan Paşa'dan, Hocazâde'den ve Hocazâde'nin 893 [1487-88] yılındaki ölümünden sonra Kestelî'den okudu. Birkaç medresede müderrislik ettikten sonra II. Bayezid'in şeyhi İskilipli Muhyiddîn Mehmed Efendi'nin sohbetine girdi, onun kızıyla evlenip müderrisliği bıraktı. Bu şeyh, TDV'de Şeyh Yavsî diye anılan Ebüssuûd Efendi'nin babasıdır; Abdürrahîm böylece Ebüssuûd'un eniştesi olmuştur. 908 [1502-03] yılında hacca gittiği için ona "Hacı Çelebi" de denmiştir. Yavuz Selim'in tahta çıkışında 918 [1512] yılında şeyhi İskilip'e, kendisi Amasya'ya gönderildi ve kardeşi Abdülkerîm'in evinde kaldı. 921 [1515] yılında İstanbul'a döndü, 926 [1519-20] yılında Sultanselim semtinde kayınpederine ait zâviyenin şeyhi oldu ve on sekiz yıl Halvetî ve Bayrâmî usulüyle irşat etti. 944 [1537-38] yılında öldü ve Eyüp'te ağabeyinin yanına gömüldü. Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa ile defterdar İskender Çelebi dostlarıydı ve her cuma gecesi Kemalpaşazâde ile Amasyalı şeyhler onun meclisinde toplanırdı.
Abdürrahîm Efendi'nin oğullarından Alâeddîn Ali Efendi Sahn müderrisiyken babasından kısa süre sonra, Ebü'l-Hüdâ Abdülvehhâb Efendi 951 [1544-45] yılında öldü. Abdülhâdî Çelebi ise Hüsameddin'in ifadesiyle sefahate düşüp genç yaşta, 930 [1523-24] yılında ölmüştür. En tanınmış oğlu Abdülkâdir Şeyhî Efendidir. Hüsameddin onun 920 [1514] başında Amasya'da doğduğunu ve 921 Receb'inde babasıyla İstanbul'a getirildiğini yazar; TDV doğum yerini İstanbul olarak verir. Dayısı Ebüssuûd Efendi'den okuyup onun damadı oldu. Gelibolu, Bursa, Çorlu medreselerinden geçerek Sahn, Ayasofya ve Süleymaniye müderrisliğine, Şam, Kahire, Bursa ve İstanbul kadılıklarına, 978 [1570-71] yılında Anadolu, 979 [1571-72] yılında Rumeli kazaskerliğine yükseldi. Cemâziyelevvel 995 [1587] ayında Çivizâde'nin yerine şeyhülislâm oldu ve iki yıl sonra Beylerbeyi Vak'ası üzerine çekildi. Pîrî Ahmed Çelebi maddesinde şeyhülislâmlığa geliş yılı 994 olarak geçer.
Abdülkâdir Şeyhî'nin ölüm tarihi de kaynaklar arasında farklıdır. Hüsameddin Şevval 1002 sonlarını [Temmuz 1594], TDV ise 27 Receb 1002 [18 Nisan 1594] tarihini verir. Hüsameddin onun Eyüp'te babası ve amcalarının yanına gömüldüğünü söyler; TDV'ye göre mezarı Eyüp'te kendi yaptırdığı mescidin hazîresindedir. Hüsameddin de bu mescidi anar ve tevliyetini Eyüp kadılarına şart koştuğunu yazar. Nev'îzâde Atâyî onun için yazdığı övgüde "dûdmân-ı bülend-i eyvân-ı Müeyyediyye'nin imâdı" der; aile adının İstanbul ilmiyesinde bir hanedan adı gibi kullanıldığını gösteren en açık ifade budur. Oğlu Abdürrahîm Niyâzî Efendi Süleymaniye müderrisiyken Ramazan 1002 [1594] ayında otuz iki yaşında öldü.
Abdülkerîm Efendi'nin Kolu: Hattatlar ve Kadılar
Nişancı Ali Çelebi'nin üçüncü oğlu Abdülkerîm Efendi Amasya'da kaldı. Mevlânâ Abdülkerîm Amâsî'den okudu, Şeyh Hamdullah'tan çeşitli yazıları öğrendi, birkaç kez Amasya kadısı olduğu halde tedrisi bırakmadı ve 927 [1520-21] yılında Amasya kadısıyken öldü. Mecdî'nin Şakâyık tercümesinde tarih ve eski haberlere vukufu övülür, oğlu Abdülhay ile birlikte hattaki üstünlüğü de anılır. Ağabeyi Abdürrahîm 918'de Amasya'ya sürüldüğünde onun evinde kalmıştır.
Oğlu Abdülhay Efendi amcası Abdurrahman'dan mülâzım olup Amasya'da müderris oldu. 918 [1512] yılında İstanbul'a çağrıldı, 923 [1517] yılında Diyarbekir ve havalisinin fethi sırasında "Kürdistan kazaskeri" unvanıyla Diyarbekir kadısı ve ordu kadısı oldu. 931 [1524-25] yılında Amasya kadısı olup 937'de istifa etti ve İstanbul'da amcası Abdürrahîm'in zâviyesine çekildi. Kanûnî bu istifaya kızarak onu yeniden Diyarbekir'e gönderdi; metinde bu tarih "840" diye geçer, olayların sırası 940 [1533-34] olması gerektiğini gösterir. Abdülhay giderken yazdığı beyitte Âmid'i "belâ-yı siyâh" diye anar; ikinci rica mektubundan sonra 943 [1536-37] yılında affedilip Amasya'ya döndü ve 950 [1543-44] yılında öldü. Oğlu Ahmed Efendi Musliheddîn Mûsâ'dan okudu, Ebü'l-Fazl Mehmed'den hat öğrenip ta'likte usta oldu, birkaç kez Amasya naibi, sonra kadısı oldu ve 975 [1567-68] yılı dolaylarında öldü.
Ailede iki Abdullah bulunması kitapta bir karışıklığa yol açmıştır. Abdullah Efendi maddesinde Abdurrahman Efendi'nin küçük kardeşi olarak tanıtılan şair, Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'nın damadıdır. Sofya, Üsküp, Bosna ve Siroz kadılıklarında bulunmuş, 961 [1553-54] yılında Sofya kadısıyken ölmüştür. Âşık Çelebi'nin tezkiresine göre mahlası Abdî'dir. Hüsameddin aynı maddeye eklediği notta ve ayrıca açtığı Abdî Çelebi maddesinde kendi araştırmasını aktarır. 898 [1492-93] yılında "Abdullah bin Alî el-Müeyyedî" imzasıyla Saraybosna kadısı olarak görülen kişi Abdurrahman'ın büyük kardeşi Abdullah'tır. Şair Abdî ise Abdülkerîm Efendi'nin oğlu, Abdülhay'ın kardeşi ve dolayısıyla büyük Abdullah'ın yeğenidir. Pîrî Mehmed Paşa'nın damatları arasında "Mü'eyyedzâde Abdullah Abdî Efendi"nin sayılması bu düzeltmeyi destekler.
Galata Kadısı Mehmed Çelebi ve Şemseddîn Ahmed Efendi'nin Evi
Müeyyed Çelebi'nin oğlu Mehmed Çelebi Galata kadılığı yapmış ve Galata'da onun adını taşıyan bir mahalle oluşmuştur. Oğullarından Abdülhamîd Çelebi Divan-ı Hümâyun kâtiplerinden yetişip 918 [1512] yılında yeniçeri kâtibi, sonra sadaret tezkirecisi, 924 [1518] yılında reisülküttâb oldu ve 926 [1519-20] yılında görevden ayrıldıktan sonra öldü. Abdülhâdî Efendi Silivri ve Gelibolu kadılıklarından sonra 930 [1523-24] yılına doğru ölmüştür. Mehmed Çelebi'nin en tanınmış oğlu Şemseddîn Ahmed Efendidir. Hatîb Kâsım'dan okumuş, amcası Abdülvâsi' Çelebi'nin kızıyla evlenmiş, Mehmed Paşa müderrisliğinden Tokat kadılığına, 912 [1506-07] yılında Amasya kadı'l-kudâtlığına geçmiştir. Şehzade Ahmed'in danışmanı ve musahibi oldu. Şehzadenin "Şems"ler diye anılan musahiplerinin ilki sayıldı ve "Şems" mahlasıyla şiir yazdı. 918 [1512] yılında Yavuz Selim tahta çıkıp Şehzade Ahmed'in saltanat umudu sönünce korku içinde öldü; fıkıha dair bir mecmuası ve şiirleri kalmıştır.
Şemseddîn Ahmed'in karısı hakkında kitapta iki ayrı madde vardır. Ayşe Hâtun maddesine göre o, babasından ve amcasından okumuş bilgili bir kadındır. Kocası Amasya kadısıyken 917 [1511-12] yılında dedesi Müeyyed Çelebi'nin mescidinin yanına bir mektep yaptırmış ve babasından kalan mülkleri bu mektep ile mescide vakfetmiştir. Zeyneb Hâtun maddesi ise Abdülvâsi' Çelebi'nin kızını, Şemseddîn Ahmed'in karısını ve Şehzade Ahmed'in haremindeki kadınların musahibesini Zeyneb adıyla anar ve 923 [1517-18] dolaylarında öldüğünü yazar. Abdülvâsi' Çelebi maddesinde de kızın adı Zeyneb'dir. Babası, kocası ve çocukları aynı olduğuna göre iki maddenin tek bir kişiyi anlattığı düşünülebilir; bu bir çıkarımdır.
Bu evin çocukları konusunda maddeler birbirini tam tutmaz. Şemseddîn Ahmed ile Ayşe Hâtun maddeleri oğulları Abdülvâsi' ve "Abdülvahhâb Remzî" olarak verir. Zeyneb Hâtun maddesi Abdülvâsi', Abdülhâdî ve Abdülkerîm'i sayar. Abdülbâkî Efendi maddesinde ise kardeşler Abdülvâsi', Abdülhâdî ve Remzî diye geçer. "Remzî" mahlası bir yerde Abdülvehhâb'a, iki ayrı maddede (Remzî Abdülhâdî ve Abdülhâdî Remzî) Abdülhâdî'ye verilir. Abdürrahîm Efendi'nin damadı da bir yerde Abdülvehhâb Remzî, öteki iki yerde Abdülhâdî Remzî olarak anılır. Ayrıca kardeşlerden Abdülhâdî Efendi bir maddede Şemseddîn Ahmed'in kardeşi olarak gösterilmiştir. Bu farklar, aynı adların kuşaklar arasında tekrar edilmesinden doğmuş görünmektedir.
Kardeşlerin hayatları kısa çizgilerle bilinir. Abdülbâkî Efendi amcazâdesi Abdurrahman'dan okuyup büyük şehirlerde kadılık yaptı ve 955 [1548-49] dolaylarında öldü. Abdülvehhâb Efendi müderris ve kadı olarak 971 [1563-64] yılına doğru öldü. Abdülhâdî Remzî 921 [1515] yılında İstanbul'a gidip amcazâdesi Abdürrahîm Efendi'nin zâviyesinde kaldı ve onun damadı oldu. Rumeli'de kadılıklar yaptıktan sonra Galata kadısı oldu ve dedesinin adını taşıyan Galata'daki mahallede yaşadı. Ölümü bir maddede 975 [1567-68] dolayında Galata'da, ötekinde Belgrad kadılığından azledildikten sonra gösterilir. Oğlu Mehmed İlmî Efendi şairdi; Bursa mollalığından azledilmiş olarak 1000 [1591-92] yılında öldü. Abdülvâsi' Çelebi ise Amasya'da babasından okudu, hattat Ebü'l-Fazl'dan yazı öğrendi ve 967 [1559-60] dolaylarında öldü. Hüsameddin onu dedesi Abdülvâsi' Çelebi'nin "kerîmezâdesi", yani kız torunu diye anar. Ailenin Amasya kolu bu ikinci Abdülvâsi'den yürür; Şemseddîn Ahmed maddesinin ifadesiyle "Abdülvâsi' Çelebizâdeler Amasya'da, Abdülvahhâb Remzî Efendizâdeler İstanbul'da kalmışlardır."
Amasya'da Kalan Kol ve Pîrî Ahmed Efendi
İkinci Abdülvâsi' Çelebi'nin iki oğlu bilinir. Mehmed Çelebi'nin soyundan Pervâne Bey vakfı mütevellileri gelmiştir. Yahyâ Çelebi'nin oğulları ise ailenin on yedinci yüzyıldaki en tanınmış adlarıdır. Pîrî Ahmed Efendi Amasya'da Şeyhülharem Sinâneddîn Yûsuf ile hem hocası hem amcazâdesi olan Mü'eyyedzâde Ali Efendi'den okudu. Kitap bu Ali Efendi'nin soydaki yerini göstermez. Yıllarca Amasya'da ders verdi, hocası Ali Efendi ölünce Pervâne Bey vakfının tevliyeti ona miras yoluyla geçti. Şeyhülislâm Abdülkâdir Şeyhî'nin desteğiyle Hüseyin Ağa müderrisliğinden Trabzon kadılığına geçti, sancaklarda ve Erzurum'da kadılık yaptı. 1014 [1605-06] yılında Mehmed Paşa Medresesi ile emekliye ayrıldı ve Ramazan 1017 [Aralık 1608] ayında öldü. Edip, şair, hattat ve kâtipti. Hüsameddin, Çekemzâde Âbî Mehmed Çelebi, Dördüncüzâde Emânî Ahmed Çelebi ve Dilkî Bâlî Mehmed Efendi gibi pek çok Amasyalı kâtip ve müderrisin ondan ilim, hat ve kitabet öğrendiğini kaydeder. Vasiyeti üzerine kitapları Amasya'daki Sultan Bayezid kütüphanesine nakledildi.
Pîrî Ahmed'in kardeşi Derviş Hızır Çelebi ümeradandı. 1017'de ağabeyinin ölümü üzerine, onun oğulları Habîb ve Ali Çelebi'den daha ehil görüldüğü için Yâkût Paşa ve Pervâne Bey vakıflarının mütevellisi oldu. 1041 [1631-32] yılında ölünce yeğenleri arasında tevliyet kavgası çıktı ve dava mahkemede çözüldü. Aynı yıllarda Mehmed Çelebi kolundan Ca'fer Çelebi de amcazâdesi Pîrî Ahmed'in ölümünden sonra Pervâne Bey vakfına mütevelli olmuş ve 1048 [1638-39] yılında ölmüştür. Kitap Ca'fer Çelebi'nin torunu Mehmed Efendi'nin oğlu olarak "eş-Şeyh İbrâhim Efendi"yi anar. Altıncı ciltte maddesi bulunan, Pervâne Bey mütevellisi Mehmed Çelebi'nin oğlu İbrâhim Efendinin bu kişi olduğu bir çıkarımdır. Bu İbrâhim Efendi 1126 [1714-15] yılında babasının ölümüyle vakfın üçte bir hissesinin tevliyetini aldı, kadılık yaptı ve Zilkade 1149 [Mart 1737] ayında öldü.
Nişancı Ca'fer Paşa ve Nişâncızâdeler
Pîrî Ahmed Efendi'nin oğlu Ali Çelebi'nin oğlu Ca'fer Paşa, ailenin ilmiye dışında yükselen tek büyük adıdır. Sadrazam Bayram Paşa'nın himmetiyle Enderun'a girdi, iç kilar kethüdalığına kadar yükseldi ve 1064 [1653-54] yılında izinle Amasya'ya geldi. Burada amcazâdesi Abdülvâsi' Çelebi'ye karşı tevliyet davası açtı, soyunu ispat ederek Pervâne Bey vakfına ortak mütevelli oldu. 1066 [1655-56] yılında mîr-i alem olup Köprülü Mehmed Paşa'nın güvenini kazandı. 18 Muharrem 1072 [13 Eylül 1661] günü ölen Nişancı Mostarlı Mustafa Paşa'nın yerine nişancı oldu, ertesi yıl beylerbeyi payesi, 1074 [1663-64] yılında kubbe vezirliği aldı. Sekiz yıl nişancılık ettikten sonra Rebîülevvel 1080 [Ağustos 1669] başında öldü. Vakayinâmeye göre Abdülvâsi' Çelebi'nin ölümünden sonra Yâkût Paşa ve Pervâne Bey vakıflarının tevliyeti tek elde Ca'fer Paşa'ya verildi. Amasya'daki işleri amcazâdesi Habîb Efendi vekil olarak yürüttü. Ca'fer Paşa'nın oğulları Ali ve Mustafa Bey'in evlâdına Nişâncızâdeler denmiştir.
Aynı vakayinâme kaydı, Yâkût Paşa tevliyeti için davaya katılan bir aile üyesini daha anar: İstanbul mevalisinden "Müeyyedzâde hanedanından Hısımzâde Abdülbâkî Efendi bin Yahyâ Efendi". Dava sonunda Yâkût Paşa tevliyeti Pervâne Bey'inkinden ayrılıp ona verildi. Mahalleler bölümüne göre Abdülbâkî Efendi, Buhârî evlâdının soyu tükendikten sonra vakfiyedeki şartı ve verasetini ispat ederek 1080 [1669-70] yılında Yâkûtiye Zâviyesi'nin hem şeyhi hem mütevellisi oldu. 1085 [1674-75] yılında ölünce yerine oğlu Yahyâ Efendi geçti. Yahyâ Efendi 1124 [1712-13] yılına kadar bu görevde kaldı, ondan sonra oğulları es-Seyyid Mehmed ve Ahmed Efendi mütevelli oldu. Abdülbâkî Efendi'nin babası Yahyâ'nın soy zincirindeki yeri kitapta gösterilmez.
Vâsi' Çelebizâdeler
Pîrî Ahmed'in oğlu Habîb Çelebi'nin oğlu Abdülvâsi' Çelebi, hattat İsmâil Kâtibî'den yazı öğrenip Amasya sancağının divan kâtibi, sonra mahkeme kâtibi oldu. Halka yazı öğretti, "Vâsî" mahlasıyla şiir yazdı ve Pervâne Bey vakfının mütevellisiydi. Ölümü maddesinde 1076 [1665-66] olarak verilir. Vakayinâme ise ölümünü 1074 yılı olayları arasında kaydeder. Onun evlâdına "Vâsi' Çelebizâdeler" dendi ve aile on dokuzuncu yüzyıla bu adla ulaştı. Kardeşi Abdülhay Efendi müderris ve kadı olarak 1083 [1672-73] yılından sonra öldü. Abdülvâsi'nin oğulları Habîb Efendi ile Ahmed Efendi de kadı oldu. Habîb Efendi iki kez Amasya kadısı oldu ve 1093 [1682] yılından sonra öldü; Ahmed Efendi Çeribaşı Mahallesi'nde oturup ders verdi ve 1099 [1687-88] yılında öldü.
Habîb Efendi'nin oğlu Yahyâ Çelebi'nin çocukları, ailenin son parlak kuşağıdır. Anneleri Şerîfe Fâtma vasıtasıyla seyyid olan bu kardeşlerden Hamdî Ahmed Efendi Halfet Gâzi müderrisi oldu. 1140 [1727-28] yılında Yâkût Paşa, 1141 [1728-29] yılında Pervâne Bey vakfına mütevelli oldu; bu maddede ve vakayinâmenin bazı yerlerinde Yâkût Paşa vakfının adı "Ya'kûb Paşa" diye yazılmıştır. Hamdî Ahmed 1147 [1734-35] yılında müsevvid ve fetva emini olarak görev yaptı. Amasya naipliğinde de bulundu. "Hamdî" mahlasıyla şiir yazdı, Mu'înü'l-vâ'izîn adlı bir eser bıraktı ve 7 Rebîülâhir 1159 [29 Nisan 1746] günü öldü. Kitapta ona ikinci bir kısa madde de ayrılmıştır (Hamdi Ahmed Efendi). Kardeşi Habîb Muhyiddîn Efendi hattat ve vaizdi. 1154 [1741-42] yılında yazdığı Mugni'l-lebîb nüshası sülüs kırmadaki ustalığını gösterir. 1159'da ağabeyinin yerine Halfet Gâzi müderrisi oldu, iki kez nakibüleşraf kaymakamlığı yaptı ve 1176 [1762-63] yılı ortalarında öldü. Yazdığı manzum silsilenâmeyi Hüsameddin, Vâsi' Çelebizâde Hâfız Ebûbekir Efendi'nin evinde görmüştür. Ebûbekir Efendi 1310 [1892-93] yılından sonra ölmüştür ve Hüsameddin aileye dair sözlü bilgilerin bir kısmını ondan almıştır.
Son kuşaklara ait maddeler daha kısadır. Hacı Habîb Çelebi'nin oğlu Abdülhay Efendi müderris ve Pervâne Bey mütevellisi olarak 1141 yılından sonra ölmüştür. İbrâhim Efendi ise Yâkûtiye Tekkesi şeyhi ve Pervâne Bey mütevellisi Ahmed Efendi bin Yahyâ Çelebi'nin oğludur. 1142 [1729-30] yılında babasının ölümüyle mütevelli, sonra Yâkûtiye şeyhi oldu ve 1165 [1751-52] dolaylarında öldü. Bu Ahmed Efendi'nin, Yâkûtiye tevliyetini Yahyâ bin Abdülbâkî'den devralan Ahmed mi, yoksa başka bir Ahmed mi olduğu kitapta açık değildir. Hıfzı Mahmûd Efendi 1187 [1773-74] yılında Pervâne Bey mütevellisi, sonra kırk yılı aşkın bir süre Gümüşlüzâde Camii imamı oldu ve 1273 [1856-57] yılında öldü. Maddesinde babası "Gümüşlüzâde" lakabıyla anıldığı için aileye bağı başlıktaki Vâsi' Çelebizâde adından ve vakıf görevinden çıkarılmaktadır. Oğulları arasında sayılan Hacı Hâfız Ebûbekir Efendi'nin, Habîb Muhyiddîn'in silsilenâmesinin görüldüğü evin sahibi olan Vâsi' Çelebizâde Hâfız Ebûbekir Efendi olması kuvvetle muhtemeldir; bu da bir çıkarımdır.
Yapılar, Vakıflar ve Mahalle
Ailenin Amasya'daki ilk yurdu Yâkûtiye Mahallesi'dir. Mahalle, Yeşilırmak kıyısında Dârüşşifa'nın batısında, eskiden Gıyâseddîn Şâh Bahçesi denen yerde kurulmuş ve Yâkût Paşa'nın orada oturmasından adını almıştır. Abdurrahman Efendi bu mahallede doğmuştur. Yâkût Paşa'nın yaptırdığı zâviye mescit, şeyh odası, misafirhane ve imaretten oluşan kâgir bir yapıydı. Meşihatı Ali Yârî'den Müeyyed Çelebi'ye geçmiş, tevliyeti ise önce Buhârî evlâdında kalmıştır. Buhârî soyunun iki yüz yıl sonra tükenmesiyle 1080'de Müeyyedzâde Abdülbâkî Efendi'ye, ondan da oğluna ve torunlarına geçmiştir. Hüsameddin'in yazdığına göre tekke sonradan bakımsız kaldı. 1281 [1864-65] yılında Amasya müftüsü Ali Kayazâde Ahmed Sıdkî Efendi'ye fetvahane yapıldı, 1300 [1882-83] yılında da ilkokul olarak kullanılmaya başlandı. Yapının bugünkü durumuna dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.
Ailenin elinde en uzun kalan vakıf, Selçuklu emiri Necmeddîn Ferruh'un yaptırdığı ve damadı İzzeddîn Mehmed Pervâne Bey'in 699 [1299-1300] yılında vakfiyesini düzenlediği Burmalı Minare Camii vakfıdır. Hüsameddin bu vakfın tevliyetinin Pervâne Beyzâdelerin soyu kesilince Müeyyedzâdelere miras yoluyla geçtiğini yazar. Bu geçişin hangi evlilik yoluyla olduğu belirtilmez. Cami 999 [1590-91] yılında depremde zarar gördü ve 1011 [1602-03] yangınında yandı. Mütevelli Müeyyedzâde Pîrî Çelebi onu onarttı ve önüne ahşap bir minare yaptırdı. 1143 [1730-31] yangınında yeniden yanınca mütevelli Vâsi' Çelebizâde Hamdî Ahmed Efendi caminin onarımını üstlendi ve bugüne adını veren taştan burmalı minareyi yaptırdı. Vakayinâmede on yedinci yüzyıl boyunca bu vakıf ile Yâkût Paşa vakfının tevliyeti için amcazâdeler arasında açılan davalar ayrıntılı biçimde kaydedilmiştir.
Ailenin öteki eserleri daha az bilinir. Ayşe Hâtun 917'de Müeyyed Çelebi mescidinin yanına mektep yaptırmış, mektebin ve mescidin giderleri için babasından kalan mülkleri vakfetmiştir. Kitap bu mescidin hangi mahallede bulunduğunu söylemez. Abdülkâdir Şeyhî Efendi Eyüp'te bir mescit yaptırıp mülklerini ona vakfetmiş ve tevliyetini Eyüp kadılarına bırakmıştır. İstanbul kolu Galata'da Müeyyedzâde Mehmed Efendi Mahallesi'ne adını vermiş, Abdülhâdî Remzî Efendi bu mahallede oturmuştur. Kitaplar da ailenin vakıfları arasında sayılabilir. Pîrî Ahmed Efendi kitaplarını Amasya'daki Sultan Bayezid kütüphanesine vakfetmiştir. Abdurrahman Efendi'nin dağılan kitaplığı ise ölümünden sonra Yavuz Selim'in emriyle sayılmış ve 2112 kitap tespit edilmiştir.
Soy Ağacı
Aşağıdaki ağaç Hüsameddin'in maddelerindeki soy zincirlerinden kurulmuştur. Yalnız kitapta ilişkisi açıkça yazılan kişiler gösterilmiş, aynı kişinin farklı adlarla anıldığı durumlar ayraç içinde belirtilmiştir.
- Doğan (Divriğili Salur Türkmeni)
- Şeyh Evrân Çelebi (ö. 757 [1356])
- Zeyneddîn Siyâvuş Çelebi
- Ahmed Bâlî Çelebi (ö. 812 [1409-10]) > Şükrullah Çelebi, tarihçi (Şükrullâhzâdeler)
- Alâeddîn Ali Yârî Çelebi (ö. 818 [1415-16]), Küpeli Şeyh Şemseddîn Mü'eyyed'in damadı
- Mecdeddîn Pîr Mehmed Çelebi, Edirne kadısı > Alâeddîn Ali Çelebi
- Şemseddîn Müeyyed Çelebi (ö. 851 [1447-48])
- Abdülvâsi' Çelebi (ö. 881 ya da 883) > kızı Zeyneb (Ayşe) Hâtun, Şemseddîn Ahmed Efendi'nin karısı
- Abdullah Çelebi
- Nişancı Alâeddîn Ali Çelebi
- Abdullah Efendi, Saraybosna kadısı (898 [1492-93])
- Kazasker Abdurrahman Efendi, Hâtemî (860-922 [1456-1516]) > Abdülvehhâb (ö. 970), Abdülfettâh, Abdürrezzâk, Abdüsselâm, Mahmûd ve bir kız
- Abdülkerîm Efendi (ö. 927 [1520-21])
- Abdülhay Efendi (ö. 950 [1543-44]) > Ahmed Efendi (ö. 975 dolayı) > Abdülkâdir Efendi
- Abdullah Abdî Efendi (ö. 961 [1553-54])
- Şeyh Abdürrahîm Efendi (873-944 [1469-1538])
- Alâeddîn Ali Efendi
- Ebü'l-Hüdâ Abdülvehhâb Efendi (ö. 951 [1544-45])
- Abdülhâdî Çelebi (ö. 930 [1523-24])
- Şeyhülislâm Abdülkâdir Şeyhî Efendi (ö. 1002 [1594]) > Abdürrahîm Niyâzî Efendi (ö. 1002)
- Galata kadısı Mehmed Çelebi
- Abdülhamîd Çelebi, reisülküttâb (924 [1518])
- Abdülhâdî Efendi (ö. 930 dolayı)
- Amasya kadısı Şemseddîn Ahmed Efendi, "Şems" (ö. 918 [1512])
- Abdülbâkî Efendi (ö. 955 dolayı)
- Abdülvehhâb Efendi (ö. 971 dolayı)
- Abdülhâdî Remzî Efendi (ö. 975 dolayı) > Mehmed İlmî Efendi (ö. 1000 [1591-92])
- Abdülvâsi' Çelebi (ö. 967 dolayı)
- Mehmed Çelebi > Ali Çelebi > Ca'fer Çelebi (ö. 1048) > Ali Çelebi > Mehmed Efendi (ö. 1126) > İbrâhim Efendi (ö. 1149)
- Yahyâ Çelebi
- Derviş Hızır Çelebi (ö. 1041 [1631-32])
- Pîrî Ahmed Efendi (ö. 1017 [1608])
- Müeyyed Çelebi
- Ali Çelebi > Nişancı Ca'fer Paşa (ö. 1080 [1669]) > Ali ve Mustafa Bey (Nişâncızâdeler)
- Habîb Çelebi
- Abdülhay Efendi (ö. 1083 sonrası)
- Abdülvâsi' Çelebi, Kâtib (ö. 1074 ya da 1076)
- Ahmed Efendi (ö. 1099 [1687-88])
- Habîb Efendi (ö. 1093 sonrası)
- Yahyâ Çelebi > Hâfız Mehmed, Hamdî Ahmed Efendi (ö. 1159 [1746]), Habîb Muhyiddîn Efendi (ö. 1176 [1762-63])
- Hacı Habîb Çelebi > Abdülhay Efendi (ö. 1141 sonrası)
- Yahyâ Çelebi
- Mehmed Çelebi > Ali Çelebi > Ca'fer Çelebi (ö. 1048) > Ali Çelebi > Mehmed Efendi (ö. 1126) > İbrâhim Efendi (ö. 1149)
- Zeyneddîn Siyâvuş Çelebi
Hüsameddin'de Aile Üyeleri
- Evrân Çelebi-Mevlânâ eş-Şeyh Şihâbüddîn (c. 7) – ailenin bilinen en eski atası, Divriğili şeyh, 757'de öldü.
- Siyâvûş Çelebi-Mevlânâ Zeyneddîn (c. 10) – Evrân'ın oğlu, Amasya'da müderris, Ali Yârî ile Bâlî Çelebi'nin babası.
- Pîr Mehmed Çelebi-Mevlânâ Mecdeddîn (c. 7) – Müeyyed Çelebi'nin kardeşi, müderris ve Edirne kadısı.
- Abdülvâsi' Çelebi-Müeyyedzâde (c. 12) – Müeyyed Çelebi'nin oğlu, kadı, erkek evlât bırakmadan öldü.
- Zeyneb Hâtun-Mü'eyyedzâde (c. 10) – Abdülvâsi' Çelebi'nin kızı, Şemseddîn Ahmed Efendi'nin karısı, Şehzade Ahmed'in sarayında musahibe.
- Ayşe Hâtun-Müeyyedzâde (c. 11) – aynı kadını Ayşe adıyla anan madde; 917'de Müeyyed Çelebi mescidi yanına mektep vakfetti.
- Hâtemî Abdurrahman Efendi-Müeyyedzâde (c. 9) – Rumeli kazaskeri, Hâtemî mahlaslı şair, ailenin en tanınmış üyesi.
- Abdurahman Hâtimî Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – aynı kişi için soyunu verip 9. cilde gönderen kısa madde.
- Abdürrahîm Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – Abdurrahman'ın kardeşi, Halvetî şeyhi, Ebüssuûd'un eniştesi.
- Abdülkâdir Şeyhî Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – Abdürrahîm'in oğlu, 995-997 yıllarında şeyhülislâm.
- Abdülkerîm Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – Abdurrahman'ın kardeşi, hattat, 927'de Amasya kadısıyken öldü.
- Abdülhay Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – Abdülkerîm'in oğlu, Kürdistan kazaskeri ve Amasya kadısı.
- Ahmed Efendi-Mü'eyyedzâde (c. 6) – Abdülhay'ın oğlu, hattat, Amasya naibi ve kadısı.
- Abdullah Efendi-Müeyyedzâde (c. 12) – Abdî mahlaslı şair kadı, Pîrî Mehmed Paşa'nın damadı.
- Abdî Çelebi-Müeyyedzâde (c. 12) – aynı şair için Hüsameddin'in onu Abdülkerîm'in oğlu olarak düzelttiği madde.
- Abdülhamîd Çelebi-Müeyyedzâde (c. 11) – Galata kadısı Mehmed Çelebi'nin oğlu, 924'te reisülküttâb.
- Abdülhâdî Efendi-Müeyyedzâde (c. 12) – Mehmed Çelebi'nin oğlu, Silivri ve Gelibolu kadısı.
- Şemseddîn Ahmed Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – Mehmed Çelebi'nin oğlu, Amasya kadı'l-kudâtı ve Şehzade Ahmed'in musahibi.
- Abdülbâkî Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – Şemseddîn Ahmed'in oğlu, büyük şehirlerde kadı.
- Abdülvehhâb Efendi-Müeyyedzâde (c. 12) – Şemseddîn Ahmed'in oğlu, müderris ve kadı.
- Abdülhâdî Remzî Efendi-Müeyyedzâde (c. 12) – Şemseddîn Ahmed'in oğlu, Abdürrahîm'in damadı, Galata kadısı.
- Remzî Abdulhâdi Efendi-Mü'eyyedzâde (c. 10) – aynı kişi için şair ve hattatlığını anan ikinci madde.
- Abdülvâsi' Çelebi-Müeyyedzâde (c. 12) – Şemseddîn Ahmed'in oğlu, hattat kadı, Amasya kolunun atası.
- Pîrî Ahmed Çelebi-Müeyyedzâde el-Hâc (c. 7) – Amasyalı müderris, kadı ve hattat, Pervâne Bey vakfı mütevellisi.
- Derviş Hızır Çelebi-Müeyyedzâde (c. 9) – Pîrî Ahmed'in kardeşi, 1017'de Yâkût Paşa ve Pervâne Bey vakıflarına mütevelli.
- Ca'fer Çelebi-Mü'eyyedzâde (c. 8) – Mehmed Çelebi kolundan Pervâne Bey mütevellisi, 1048'de öldü.
- İbrâhim Efendi-Mü'eyyedzâde (c. 6) – Ca'fer Çelebi'nin torununun oğlu, vakfın üçte bir hissesinin mütevellisi.
- Ca'fer Paşa-Mü'eyyedzâde (c. 8) – Pîrî Ahmed'in torunu, nişancı ve kubbe veziri.
- Abdülvâsi' Çelebi-Müeyyedzâde Kâtib (c. 12) – Pîrî Ahmed'in torunu, divan kâtibi, Vâsi' Çelebizâdelerin atası.
- Abdülhay Efendi-Müeyyedzâde (c. 11) – Kâtib Abdülvâsi'nin kardeşi, müderris ve kadı.
- Habîb Efendi-Vâsi' Çelebizâde (c. 8) – Kâtib Abdülvâsi'nin oğlu, iki kez Amasya kadısı.
- Ahmed Efendi-Vâsî' Çelebizâde (c. 6) – Kâtib Abdülvâsi'nin oğlu, Pervâne Bey mütevellisi ve kadı.
- Ahmed Efendi-Vâsî Çelebizâde es-Seyyid el-Hâc (c. 6) – Hamdî mahlaslı şair, Burmalı Minare'nin taş minaresini yaptıran mütevelli.
- Hamdi Ahmed Efendi-Vâsi' Çelebizâde es-Seyyid el-Hâc (c. 9) – aynı kişi için 6. cilde gönderen kısa madde.
- Habîb Muhyiddîn Efendi-Vâsi' Çelebizâde es-Seyyid (c. 8) – Hamdî Ahmed'in kardeşi, hattat ve Halfet Gâzi müderrisi.
- Abdülhay Efendi-Vâsi' Çelebizâde (c. 11) – Hacı Habîb Çelebi'nin oğlu, müderris ve Pervâne Bey mütevellisi.
- İbrâhim Efendi-Vâsi' Çelebizâde (c. 6) – Pervâne Bey mütevellisi ve Yâkûtiye şeyhi; babasının soydaki yeri belirsiz.
- Hıfzı Mahmûd Efendi-Vâsi' Çelebizâde es-Seyyid (c. 9) – Pervâne Bey mütevellisi ve Gümüşlüzâde Camii imamı, 1273'te öldü.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi. Cilt 1-4 e-kitap sayfaları 112, 147, 158, 448, 454, 463, 466, 475, 538, 542, 588-591; cilt 6-8 e-kitap sayfaları 13, 55, 58, 81, 125, 138-141, 145, 179, 198, 349, 370, 449, 455, 457, 514, 535, 567-568; cilt 9-12 e-kitap sayfaları 61, 79, 101-105, 163, 229, 244, 332, 397-398, 403-404, 415, 469-470, 485, 493, 495-496, 501, 509-510, 525, 531, 559-560, 588-589, 591, 594. E-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page158.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page455.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page101.html
- Günay Kut, "Âşık Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/asik-celebi
Akademik çalışmalar
- Hasan Aksoy, "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi
- "Abdülkādir Şeyhî Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulkadir-seyhi-efendi
- "Ebüssuûd Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/ebussuud-efendi
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulkadir-seyhi-efendi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/ebussuud-efendi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/asik-celebi
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page158.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page455.html
- Şeyh Evrân Çelebi (ö. 757 [1356])






