Özgün Metin
Vezin: mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün (muzâri). Muzâri kalıbı neşirde geçmez; tespit bizimdir.
Ebr-i müjem ayağuña gevher-nisârdur
Mir’ât-ı dil cemâlüñe âyîne-dârdur
Dil hânesine kılsa hayâlüñ şehi nüzûl
Yüzüm bisâtı ayağına zer-nigârdur
Zehr-i firâk gerçi dili haste eyledi
Vasluñ şerâbına yine ümmîd-vârdur
Cânum ümîdvâr-durur tîğ-i gamzeñe
Gözüm izüñ türâbına pür-intizârdur
Bî-ihtiyâr yârini kendüye râm ider
‘Avnî anuñ ki tâli‘i vü bahtı yârdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Kirpiğimin bulutu ayağına inci saçar; gönlümün aynası güzelliğine ayna tutar.
2. Hayalinin padişahı gönül evime konuk olsa, yüzümün döşeği onun ayağına altın işlemeli bir yaygı olur.
3. Ayrılık zehri gönlümü hasta etti ama gönül yine de vuslatının şarabını umar.
4. Canım bakışının kılıcını umar; gözüm ayak izinin toprağını hasretle bekler.
5. Ey Avnî, talihi ve bahtı yâr olan kimse sevgilisini elinde olmadan kendine bağlar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel bir hikâye kurmaz; kısa ve kendi içinde kapalı beş beyit, birbiri ardına gelen benzetmelerle ilerler. Vezin muzâri bahrinin "mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün" kalıbıdır. Redif "-dur" ekidir; kafiye "nisâr, dâr, nigâr, vâr, intizâr, yâr" kelimelerindeki "-âr" sesidir.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk iki beyit iki âdetten beslenir. Matlada âşığın kirpikleri bir bulut gibi sevgilinin ayağına inci saçar; Doğan burada gelinlerin ayağına saçı saçma ve gelinin "meşşâta" denen süsleyici kadın tarafından aynaya bakılarak süslenmesi âdetlerine telmih görür. Gözyaşları saçı, gönül de gelin süslenirken tutulan ayna olur. İkinci beyitte sevgilinin hayali bir padişah gibi gönül evine konuk gelir. Âşık bu yüce konuğu ağırlamak için aşk acısıyla sararmış yüzünü altın işlemeli bir döşek gibi onun ayağının altına serer. Doğan bunu, padişahların bir yere gelişinde atlarının ayağı altına değerli kumaşlar serilmesi demek olan "pâyendaz" âdetine bağlar. Altın sarısı ile hastalıktan sararmış yüz arasındaki renk benzerliği benzetmenin dayanağıdır.
Üçüncü beyit zehir ile şarabı karşı karşıya koyar: ayrılığın zehri gönlü hasta etmiştir, ama ilacı vuslatın şarabıdır. Dördüncü beyitte iki bekleyiş vardır. Can, sevgilinin gamzesinin kılıcını bekler; su verilmiş çelikten yapıldığı için kılıç divan şiirinde suyu çağırır ve Doğan'ın açıklamasıyla ayrılık ateşinde yanan âşık onu susuzluğunu giderecek bir su gibi ister. Göz ise sevgilinin ayak izinin toprağını bekler; çünkü o toprak, göze cila veren sürme (tutya) yerindedir.
Makta kadere dayanan bir hükümle biter. Sevgiliyi kendine bağlamak çabayla değil bahtla olur; talihi yâr olanın sevgilisi de yâr olur. "Yâr" kelimesi hem sevgili hem yardımcı anlamına geldiği için mısranın sonu bu iki anlamı birden taşır.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 12, s. 158-160 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 4b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






