Özgün Metin
Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Doğan'ın baskısı vezin adı vermez; kalıp mısraların tartılmasıyla bulundu.
Çün sabâ fasl-ı hazânda gülşene dîbâ döşer
Hak budur her nakşı yirinde olup zîbâ düşer
Niçe tenhâ âsitânın öpmege fursat bulam
Kûyına ‘azm eylesem sâyem baña hem-pâ düşer
Zülfüñüñ vasfında tûmâr eylesem eş‘ârumı
Kaşlaruñ vasfında olan cümleye tuğrâ düşer
Mihr ü meh âb içre ‘arz-ı hüsn iderlermiş saña
Lîk kadri anlaruñ bu işden aşağa düşer
Bâğa servini hırâmân itse ol ruhsârı gül
Na‘ra-ı bülbülle gülşen sahnına gavgâ düşer
Ehl-i [dehre] ‘âlemüñ ma‘mûresin ‘arz itseler
Ehl-i fakruñ hissesine mülk-i istiğnâ düşer
‘Avnîyâ dil virmek ol dildâra düşmezdi baña
Bir düşecek yir arayuban göñül ammâ düşer
Günümüz Türkçesiyle
1. Saba rüzgârı güz mevsiminde gül bahçesine renkli ipek yaygı serince, doğrusu şu ki her nakış yerli yerinde ve güzel düşer.
2. Onun eşiğini tenhada öpmek için nasıl fırsat bulayım? Mahallesine doğru yola çıksam gölgem bana yoldaş düşer.
3. Zülfünü vasfeden şiirlerimi bir tomar (ferman) yapsam, kaşlarını vasfeden beyitler hepsine tuğra düşer.
4. Güneş ile ay suyun içinden sana güzelliklerini gösterirlermiş; fakat bu işten ötürü değerleri aşağı düşer.
5. O gül yanaklı sevgili servi boyunu bahçede salındırsa, bülbüllerin naralarıyla gül bahçesinin ortasına kargaşa düşer.
6. Dünya ehline âlemin bayındır yerlerini paylaştırsalar, fakr ehlinin payına istiğna mülkü düşer.
7. Ey Avnî, o sevgiliye gönül vermek bana düşmezdi (yakışmazdı); ama gönül düşecek bir yer arar ve gider oraya düşer.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
"Düşer" redifi, onuncu gazelde "geçer" fiilinin yaptığı gibi her beyitte başka bir anlama girer: nakışın yerine oturması, gölgenin yoldaş olması, tuğranın fermana konması, değerin azalması, kargaşanın çıkması, payın ayrılması ve maktada iki ayrı anlamla gönlün bir kapıya düşmesi. Kafiye "dîbâ, zîbâ, hem-pâ, tuğrâ, aşağa, gavgâ, istiğnâ, ammâ" kelimelerindeki "-â" sesidir. Ölçü, yedi beyit boyunca remeldir.
Altıncı beytin ilk mısraında yazmada bir kelime eksiktir; vezin buraya kapalı ve açık birer heceden oluşan bir kelime ister. Saffet Sıtkı mısraın başına "cümle" kelimesini koyup sonraki kelimeleri "ehl-i 'âlemüñ" diye birleştirmiş, Kemal Edip Ünsel "ehl" kelimesinden sonra "dehre" kelimesini eklemiştir. Doğan beytin bütünlüğüne daha uygun bulduğu "dehre"yi köşeli ayraç içinde metne alır.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir güz manzarasıyla açılır. Ağaçlardan dökülen rengârenk yapraklar gül bahçesinin zeminini kaplamıştır; şair bunu sabanın yere renkli ipekten bir yaygı sermesi diye görür. Doğan'ın yorumuyla bu yaygı, güzden sonra gelecek bahar sultanı ya da gül padişahı için serilmiş bir pâyendazdır. İkinci beyit küçük bir şakadır: âşık sevgilinin eşiğini kimse görmeden öpmek ister, ama yola her çıktığında gölgesi onunla yürür ve onu yalnız bırakmaz.
Üçüncü beyit saray kâtipliğinden bir benzetme kurar. Sevgilinin uzun dalgalı saçlarını anlatan şiirler, uzun bir tomar hâlinde bir fermana benzetilir; fermanın başına çekilen ve kemerli biçimiyle kaşa benzeyen tuğra da kaşları anlatan beyitlerdir. Tuğra padişahın imzası yerine geçtiği için kaş övgüsü bütün şiirlere bir mühür vurur. Dördüncü beyitte güneşin ve ayın suya yansıması bir hüsnütalille açıklanır: sevgiliyle güzellik yarışına kalkışan güneş ve ay, bu yüzden suya, yani aşağıya düşmüştür. Beyitte, Doğan'a göre, güneşin ve ayın batıp değer kaybetmesine karşılık sevgilinin yüzünün hiç batmadığı fikri de vardır.
Altıncı beyit bir tasavvuf kavramını taşır. "Fakr" sözlükte yoksulluktur, tasavvufta ise sâlikin hiçbir şeye sahip olmadığını, her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilmesidir; bu bilince eren kimse Allah'tan başkasına ihtiyaç duymaz, bu hâle de "istiğnâ" denir. Dünya ehli bayındır şehirleri paylaşırken fakr ehlinin payına istiğna mülkü, Doğan'ın deyişiyle tok gözlülüğün küçük kulübesi düşer. Makta redifi iki ayrı anlamda kullanır: ilk mısrada "düşmek" yakışmak, uygun gelmek, ikinci mısrada ise bir kapıya dilenci gibi yıkılmak demektir. Sevgiliye gönül vermek âşığa yakışmazdı, ama gönül kendine düşecek bir kapı aramış ve oraya düşmüştür.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 13, s. 163-166 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 5a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






