Özgün Metin
Vezin: feûlün feûlün feûlün feûl (mütekârib). Mütekârib kalıbını neşir adlandırmaz; adlandırma bizimdir.
Gözümden akan yaş mıdur kan mıdur
Lebüñ yâdına lâ‘l ü mercân mıdur
Göñülde ne var ise fâş itdi göz
Seni sevdigüm ya‘nî pinhân mıdur
Gözüm ile deryâ nice bahs ide
Gözüm gibi ol gevher-efşân mıdur
Göñül ıztırâb ile oldı helâk
Gelen görüñ ol âfet-i cân mıdur
Dimiş ‘Avnîye ben cefâ itmezem
Aña cevr iden yoksa devrân mıdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözümden akan yaş mıdır, kan mıdır? Yoksa dudağının şerefine saçılan lâl ve mercan mıdır?
2. Gönülde ne varsa göz açığa vurdu; seni sevdiğim artık gizli mi kalır?
3. Deniz gözümle nasıl yarışsın? O da gözüm gibi inci saçar mı?
4. Gönül ıstırapla helak oldu; bakın, gelen o can afeti midir?
5. (Sevgili) "Ben Avnî'ye cefa etmem" demiş; yoksa ona eziyet eden felek midir?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanda mütekârib bahrinin "feûlün feûlün feûlün feûl" kalıbıyla yazılmış az sayıdaki şiirden biridir. Bu kısa ve kesik vezin, beş beyti birer soruyla bitiren "mıdur" redifine uygun bir ritim verir. Redifin önünde "kan, mercân, pinhân, gevher-efşân, cân, devrân" kelimeleri "-ân" sesinde birleşir. Gazelde ne bir tasvir zinciri ne de uzun bir benzetme vardır; her beyit tek bir şaşkınlık anını yakalar.
Anlam ve Söz Sanatları
Matladaki soru, gözyaşının rengi üzerinedir: akan şey yaş mı, kan mı, yoksa lâl ile mercan mı? Doğan'a göre beyitte, padişahların ve yüksek konukların geçtiği yola değerli taşlar saçılması âdetine telmih vardır. Âşığın kanlı gözyaşları, sevgilinin dudağının şerefine saçılmış kırmızı taşlar olur. Lâl ile mercanın kırmızılığı hem kanı hem dudağı karşılar.
İkinci beyitte göz bir ihbarcıdır: âşık aşkını gizlemek istemiştir, ama gözden akan yaşlar gönlün sırrını ortaya dökmüştür. Soru, cevabı bilinen bir sorudur ve itirafın yerine geçer. Üçüncü beyitte denizle göz yarışa girer; denizin dibinde inci vardır, ama göz incisini dışarı saçar, deniz saçamaz. Dördüncü beyitte gönül ıstıraptan tükenmişken birinin geldiği görülür; âşık yaklaşan kişinin sevgili olup olmadığını bilemez, bu belirsizlik beklemenin heyecanını taşır.
Makta bir sözü aktarır. Sevgili, Avnî'ye cefa etmediğini söylemiştir; şair de "o hâlde ona eziyet eden felek midir?" diye sorar. Soru iki türlü anlaşılabilir: sevgilinin sözüne inanıp suçu feleğe yüklemek ya da sevgilinin inkârını alaylı bir saflıkla karşılamak. Doğan da beyit için iki ayrı nesre çeviri önerir. "Devrân" kelimesi hem zamanın dönüşü hem talih demektir; suçun belirsiz bir güce aktarılması, divan âşığının sevgiliyi suçlamaktan kaçınan bilinen tavrıdır.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 20, s. 208-209 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 7b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






