Özgün Metin
Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Doğan vezin üzerinde durmaz; bu kayıt bizimdir.
‘Ömr geçdügi kıyâmet kopduğı olur ‘ıyân
Çün hırâmân seyr idüp ol kâmet-i bâlâ geçer
Bir harâret var derûn-ı dilde zahm-ı tîğuña
Gamzesi tîği erişince benüm baña geçer
Câna hecrüñ hançeri geçdügi yetmez miydi kim
Gamze tîrini atarsın ol dahi câna geçer
‘Avnî yüzüñe gül ü gülzârı niçe beñzede
Vakt-i gül bir aya varmaz ey gül-i ra‘nâ geçer
Günümüz Türkçesiyle
2. O uzun boylu sevgili salına salına gezip geçtiğinde, ömrün geçtiği ve kıyametin koptuğu açıkça görülür.
3. Gönlümün içinde senin kılıcının yarasına karşı öyle bir hararet var ki, gamzesinin kılıcı erişince ben (canım) bana (bedenime) geçer.
4. Ayrılığının hançerinin cana geçmesi yetmez miydi ki bir de gamzenin okunu atarsın; o da cana geçer.
5. Ey alımlı gül, Avnî gülü ve gül bahçesini senin yüzüne nasıl benzetsin? Gül mevsimi bir ay sürmeden geçer.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Matlaı, yani iki mısraı birbiriyle kafiyeli ilk beyti eksik bir gazeldir bu: Millet nüshasında bulunmayan beytin yerine Doğan metne noktalarla boş bir yer bırakır ve beyitleri ikiden başlatarak numaralar. Elimizdeki dört beyitte redif "geçer"dir ve önceki gazellerde görüldüğü gibi fiil her beyitte başka bir anlam kazanır: ömrün geçmesi, canın bedene geçmesi, okun cana geçmesi, mevsimin geçmesi. Kafiye "bâlâ, baña, câna, ra'nâ" kelimelerindeki "-â" sesidir. Vezin remeldir; ikinci beytin ilk mısraı kalıba ancak bazı hecelerin uzatılmasıyla uyar.
Anlam ve Söz Sanatları
Elimizdeki ilk beyitte "kâmet" (boy) ile "kıyâmet" aynı Arapça kökten gelir; bu kökdeşlik sanatına iştikak denir. Sevgilinin uzun boyuyla salınarak geçişi âşıklar için ömrün tükenişi ve kıyametin kopuşudur; kıyamet gününde ölülerin ayağa kalkacağı düşünüldüğü için "ayakta duruş" anlamı iki kelimeyi birbirine bağlar.
Üçüncü beyit neşirler arasında tartışma konusu olmuştur. Kemal Edip Ünsel, ikinci mısraın anlam vermediğini, bunun bir istinsah hatası olduğunu düşünmüş ve "benüm baña" sözünün "benüm yana" diye okunabileceğini önermiştir. Doğan bu yargıya katılmaz. Ona göre ilk "ben" ruh ya da can, ikinci "ben" ise bedendir; Arapça "nefs" kelimesi gibi Türkçe "ben" de hem ruhu hem bedeni anlatabilir. O zaman mısra, gamzenin kılıcı âşığa dokunduğunda canın bedene geri döndüğünü söyler. Bu okumanın dayanağı, Doğan'ın andığı onuncu gazelin "Ten-i bî-câna müjeñ hançeri kim câna geçer" matlaıdır; orada da sevgilinin silahı cansız bedene can verir. Kılıcın su ile çelikleştirildiği için suya benzetilmesi de burada işe karışır: kuruyup çatlamış toprak gibi yaralı beden, kılıcın suyuyla yeniden hayat bulur.
Dördüncü beyitte "câna geçer" sözü iki anlam taşır: ok cana saplanır, ama aynı zamanda can yerine geçer. Ayrılığın hançeri ile gamzenin oku böylece hem öldüren hem dirilten iki silah olur. Makta, sevgilinin yüzünü güle benzetmenin haksızlık olacağını söyler: gülün ömrü bir aydır, sevgilinin yüzü ise solmaz. Gazelin redifi son kez burada, mevsimin geçip gitmesi anlamında, en sade hâliyle kullanılır.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 19, s. 201-204 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 7a; matla yazmada yok). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






