Özgün Metin
Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Neşrin şerhinde vezin geçmez; ölçüyü biz çıkardık.
Şâh-ı ‘ışkam gam beyâbânı baña kişver yeter
Âteş-i âhum livâ-yı ejdehâ-peyker yeter
Dâm-ı mihnetden göñül murgı remîde olsa ger
Zülf şahbâzını sal kim ol zemân irer yeter
Hey kıyâmet gamzeden diller perîşân olsalar
Târ-ı zülfüñ ‘ukdesi cem‘iyyet-i mahşer yeter
İki ‘âlem nakşını görmek dilerseñ âşikâr
Devr içinde şîşe-i mey câm-ı İskender yeter
‘Avnîyâ cismüñ yanup küllî kül oldıysa eger
‘Işk odın hıfz itmek içün işbu hâkister yeter
Günümüz Türkçesiyle
1. Ben aşkın şahıyım; ülke olarak bana gam çölü yeter; ahımın ateşi de ejderha biçimli sancak olarak yeter.
2. Gönül kuşu sıkıntı tuzağından ürküp kaçarsa, zülfünün doğanını sal; o an yetişir, yakalar.
3. Ey kıyamet (koparan sevgili), gamzen yüzünden gönüller dağılsa da zülfünün telindeki düğüm onları mahşer gibi toplamaya yeter.
4. İki dünyanın nakşını açıkça görmek istersen, bu devirde şarap şişesi İskender'in kadehi (aynası) olarak yeter.
5. Ey Avnî, bedenin yanıp tümüyle kül olduysa, aşk ateşini saklamak için bu kül yeter.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazelde "yeter" redifi bir yetinme ve gurur sesi taşır: âşığın bir ülkeye, sancağa, aynaya ihtiyacı yoktur, elindekiler ona yeter. Kafiye kelimeleri "kişver, peyker, irer, mahşer, İskender, hâkister" son hecelerinde "-er" sesini paylaşır; ikinci beyitteki "irer" fiil olduğu için öbürlerinden ayrılır. Gazelin vezni remeldir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir hükümdar âşığın sesiyle konuşur. Doğan'a göre âşık burada Leylâ ile Mecnun hikâyesinin kahramanına, divan şiirinde aşk ülkesinin padişahı olarak anılan Mecnun'a benzetilir: onun ülkesi gam çölleri, tebası çölün vahşi hayvanlarıdır. Böyle bir padişahın sancağı da göğe yükselen ahının alevidir. Eskiden sancakların üzerine ağzından alev saçan ejderha resmi konduğunu hatırlatan Doğan, "livâ-yı ejdehâ-peyker" tamlamasının bu âdete telmih yaptığını söyler; kıvrılarak yükselen alev, ejderha biçimli bir bayrağa benzer. Gerçek sancakların sahibi bir hükümdarın kaleminde, saltanat dilini aşk diline aktaran bu beyit ayrı bir ağırlık kazanır.
İkinci ve üçüncü beyitler zülfün iki işini anlatır. Zülüf av doğanıdır: tuzaktan ürken gönül kuşunu bir anda yakalar. Aynı zülüf, gamzenin dağıttığı gönülleri telinin düğümünde toplar. Divan şiirinde âşıkların gönülleri, Doğan'ın belirttiği gibi, sevgilinin saç tellerine asılı düşünülür; bedenler aşkla helak olmuş, gönüller saçta kalmıştır ve bu toplanma mahşer gününe benzetilir. "Kıyâmet" hitabı, boyuyla fitne koparan sevgiliye yöneliktir ve "mahşer" kelimesiyle aynı beyitte tenasüp kurar.
Dördüncü beyit iki efsanevî aleti birleştirir. İskender'in İskenderiye'de yüksek bir yere koydurduğu ve bir aylık yoldaki gemileri gösterdiği anlatılan ayna ile İran hükümdarı Cem'in, dünyanın her yerini gösteren kadehi, Doğan'ın belirttiği gibi şairlerce zaman zaman birbirine karıştırılmıştır; Avnî de "câm-ı İskender" der. Şarap kadehi içenin gönlünde bin âlemin penceresini açtığı için bu ayna olur. Doğan'a göre burada kastedilen ilahî aşk şarabıdır: bu dünyanın kötülüklerini unutturur, ahireti seyrettirir. Makta ocak başından bir bilgiye dayanır. Közün üstü külle örtülünce ateş uzun süre saklanır; âşığın yanıp kül olmuş bedeni de aşk ateşini korumaya yeter.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 24, s. 235-238 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 8b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






