Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Doğan bu gazelin veznini vermez; kalıbı mısralardan biz okuduk.

Cismümüz râh-ı vefâda gerçi kim hâk eylerüz
Bâd-ı âh ile reh-i yâri yine pâk eylerüz
Bâdeye baş üzre yir idüp ayağa salmazuz
Hürmetin câm-ı meyüñ ol deñlü idrâk eylerüz
Ger firâkuñ derdine vasluñdan olursa devâ
Nûş-ı lâ‘lüñ gamzeñüñ nîşine tiryâk eylerüz
Tîr-i hecre sîne dutmakdan budur maksadumuz
Yoluña baş oynamağa cânı bî-bâk eylerüz
Yâr işiginde ikâmet mümkin olursa eger
Meskenümüz ‘Avnîyâ san evc-i eflâk eylerüz

Günümüz Türkçesiyle

1. Vefa yolunda bedenimizi toprak etsek de, ah rüzgârıyla sevgilinin yolunu yine temizleriz.

2. Şaraba başımızın üstünde yer verir, onu ayağa (kadehe ya da ayak altına) salmayız; şarap kadehinin hürmetini o kadar biliriz.

3. Ayrılığının derdine vuslatından deva olursa, dudağının balını bakışının iğnesine panzehir ederiz.

4. Ayrılık okuna göğüs germekten maksadımız şudur: yolunda baş oynamak için canı korkusuz kılarız.

5. Ey Avnî, sevgilinin eşiğinde oturmak mümkün olursa, sanki göklerin en yüksek noktasını kendimize mesken ederiz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın çoğu gazelinden farklı olarak bu şiirde âşık "biz" diye konuşur; "eylerüz" redifi beş beyitte de birinci çoğul şahısla tekrar edilir. Bu ses, tek bir âşığın şikâyetinden çok âşıklar topluluğunun ortak bir ahdini andırır. Kafiye "hâk, pâk, idrâk, tiryâk, bî-bâk, eflâk" kelimelerinde "-âk" sesine dayanır. Beyitler remel bahrindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, yirmi ikinci gazelin üçüncü beytindeki düşünceyi yeniden işler; orada âşık, ahının toprak olmuş bedenini savuracağından korkuyordu. Burada ise âşıklar vefa yolunda bedenlerini toprak eder, sonra ahlarının rüzgârıyla sevgilinin yolundan bu toprağı da süpürürler; sevgilinin yolu onların tozundan bile temiz kalır.

İkinci beyit gazelin en çok anlamlı beytidir. Üç kelimenin çift anlamı Doğan'ın şerhinde tek tek açılır. "Baş üzre yer etmek" hem şarabın başa vurmasını hem birine saygı göstermeyi anlatır. "Ayak" Türkçede ayak, Farsçada kadeh demektir; "ayağa salmak" böylece hem şarabı kadehe dökmek hem de onu ayak altına atmak olur. "Hürmet" ise hem saygı hem haramlık, yasaklık anlamına gelir. Bu anlamlar birleşince beyit iki zıt yolda okunabilir: şarabı öyle severiz ki kadehte bekletmeden içip başımızın üstünde tutarız; ya da şarabın haramlığını öyle biliriz ki onu baş köşeye koyar, kadehe dökmeyiz. Doğan, burada da şarabın tasavvufun mecaz dünyasında anlaşılması gerektiğini hatırlatır.

Üçüncü beyit "nûş" ile "nîş" ikilisine bir kez daha başvurur: dudağın balı, bakışın iğnesine karşı panzehirdir. Dördüncü beyit bir savaş talimini çağrıştırır; âşıkların ayrılık oklarına göğüs germesi, canlarını sevgilinin yolunda baş oynamaya, yani ölüme hazırlamak içindir. Makta, sevgilinin eşiğinde oturmanın ne kadar zor olduğunu dolaylı biçimde söyler. Doğan bu güçlüğün sebebini eşiği köpek gibi bekleyen rakibe ya da eşiğe daha önce baş koymuş âşıkların kalabalığına bağlar; o eşikte bir yer bulmak, göklerin en yükseğinde, "evc-i eflâk"ta oturmak gibidir.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 27, s. 252-254 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 9b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar