Özgün Metin

Vezin: mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün (muzâri). Kalıp neşirden alınmamıştır, kendi taktîimize dayanır.

Ey pür-gül ü şükûfe yüzüñle behâr-ı hüsn
Mihr-i rûhuñla rûşen olur rûzgâr-ı hüsn
Bâğ-ı cemâl hüsnüñ ile pür-safâ durur
Şâd-âbdur cemâlüñ ile nev behâr-ı hüsn
Nahl-i kadüñ ki serv-i ser-efrâz-ı hüsndür
Oldı bülend kadd-i bülendüñle kâr-ı hüsn
Yap göñlümüñ harâbesin ey bânî-i cefâ
Bir gün ola harâba vara kâr [u] bâr-ı hüsn
Sultân-ı hüsn yüzüñ ü hâcib-durur kaşuñ
Cellâd çeşm ü zülf-i siyeh perde-dâr-ı hüsn
‘Işk-ı riyâyı terk idemez zâhidi görüñ
Şükr-i Hudâ ki ‘Avnî degül şerm-sâr-ı hüsn

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey güllerle ve çiçeklerle dolu yüzüyle güzellik baharı olan, yanağının güneşiyle güzelliğin zamanı aydınlanır.

2. Cemal bahçesi senin güzelliğinle safa doludur; güzelliğin taze çiçekleri senin yüzünle suya kanmıştır.

3. Güzelliğin başı göğe değen servisi olan fidan boyunla güzellik işi yüceldi.

4. Ey cefa mimarı, gönlümün harabesini yap (bir an önce yık); bir gün gelir, güzelliğin işi gücü de harabeye varır.

5. Güzellik sultanı yüzündür, kaşın hâcibidir; göz cellat, kara zülüf güzelliğin perdedarıdır.

6. Gösteriş aşkını bırakamayan zahide bakın; Allah'a şükür ki Avnî güzellikten utanacak durumda değil.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Her beyit redif olan "hüsn", yani güzellik kelimesiyle biter: güzelliğin baharı, zamanı, işi, sultanı. Kafiye "behâr, rûzgâr, behâr, kâr, bâr, perde-dâr, şerm-sâr" kelimelerinin "-âr" sesindedir. Altı beyit muzâri bahrinde, "mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün" kalıbıyla ölçülür. Dördüncü beyitte "kâr [u] bâr" tamlamasındaki bağlacı neşir eklemiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk üç beyit sevgilinin yüzünü ve boyunu bir bahar tablosu içinde över. Matlada yüz güllerle ve çiçeklerle dolu bir bahardır, yanağın güneşi de güzelliğin günlerini aydınlatır. İkinci beyitte Doğan "cemâl" kelimesine herhangi bir güzellik değil, mutlak güzellik anlamı verilmesi gerektiğini söyler: sevgilinin yüzü ilahî güzelliğin aynası ve tecellisidir. "Nev behâr" da burada ilkbahar değil, ilkbaharda açan taze çiçeklerdir. Üçüncü beyit boyu güzellik bahçesinin başı göklere uzanan servisi sayar; "bülend" (yüksek) kelimesinin iki kez kullanılması, boyun yüceliği ile güzellik işinin yüceliğini birbirine bağlar.

Dördüncü beyit beklenmedik bir aceleyi dile getirir. Sevgili bir cefa mimarıdır ve âşıkların gönül evlerini yıkar; âşık da bunu ister. Doğan'ın açıkladığı gibi burada "gönül harabesini yapmak" onarmak değil, cefa ve gamla iyice harabe hâline getirmektir. Âşık sevgiliyi acele etmeye çağırır, çünkü güzellik bir gün geçecek ve sevgili artık cefa edemeyecektir. Güzelliğin geçiciliği, eziyetin de geçici olması demektir; âşık bu eziyetten mahrum kalmaktan korkar.

Beşinci beyit, Doğan'ın büyük bir sultanın ihtişam duygusunu yansıttığını söylediği bir saray tablosudur. Yüz güzellik ülkesinin sultanıdır. Kaş "hâcib"tir: bu kelime padişahın huzuruna çıkacaklarla bağlantıyı sağlayan saray görevlisi demektir ve aynı zamanda kaş anlamına gelir; sağ kaşa "hâcib-i yemîn", sol kaşa "hâcib-i yesâr" denirdi. Bakışıyla can alan göz celladdır. Yüzü örten siyah zülüf de "perde-dâr"dır, yani resmî dairelerin kapı perdesinin yanında duran hizmetkâr. Son beyitte hedef yine zahittir: zahit güzellere bakmayı haram sayıp riyakârlığını sürdürür, Avnî ise güzellikle ilgilenmekten utanmaz.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 57, s. 424-426 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 18b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar