Özgün Metin

Vezin: mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün (muzâri). Neşrin bu gazel için verdiği bir kalıp yok; muzâri okuması bizden.

Pür oldı hayl-i hüsnüñ ile yine bu cihân
Hüsnüñ şehine kurdı saçuñ müşk sâye-bân
Hüsnüñ ki mesken eyledi haddüñ serîrini
Sundı kaşuñ revân aña miskîn iki kemân
Hecrüñ eli yakamı elinden komaz ne tañ
Pür-hûn olursa her gice dâmân-ı âsmân
Ey Yûsuf-ı zemâne nice cân halâs idem
Gamzeñ ki katlüme takınur tîğ ile sinân
Bir zerre mihr görmedüm ol mâhdan velî
Eşküm sitâre eyledüm âhumı kehkeşân
Dürr-i visâl-i dilbere irmek ümîdine
Gözüm yaşı olursa n’ola bahr-i bî-kerân
Gam-hâneñe getürimeyesün o dilberi
‘Avnî ne deñlü eyler iseñ hükmüñi revân

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzelliğinin ordusuyla bu dünya yine doldu; saçın güzelliğinin şahına misk kokulu bir gölgelik kurdu.

2. Güzelliğin yanağının tahtını mesken edinince, kaşın ona hemen (ya da şarap olarak) misk kokulu iki kadeh (yay) sundu.

3. Ayrılığının eli yakamı elinden bırakmaz; her gece göğün eteği kanla dolarsa şaşılmaz.

4. Ey zamanın Yusuf'u, canımı nasıl kurtarayım? Gamzen beni öldürmek için kılıç ve mızrak kuşanır.

5. O aydan bir zerre sevgi (güneş) görmedim; ama gözyaşımı yıldız, ahımı Samanyolu ettim.

6. Dilberin vuslat incisine erişme umuduyla gözümün yaşı uçsuz bucaksız bir deniz olsa ne olur?

7. Ey Avnî, hükmünü ne kadar yürütürsen yürüt, o dilberi gam evine getiremezsin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

İlk iki beyit bir saltanat tablosu kurar, sonraki beyitler âşığın gece, gök, deniz ölçüsündeki acısına geçer ve son beyit yine saltanat diline döner. Muzâri bahrindeki yedi beyitte redif yoktur; kafiye "cihân, sâye-bân, kemân, âsmân, sinân, kehkeşân, bî-kerân, revân" kelimelerinin "-ân" sesindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla güzelliği bir fatih ordusuna çevirir: sevgilinin güzellik ordusu bütün dünyayı doldurmuş, saçı da bu ordunun sultanına, yani güneş gibi parlayan yüze, misk renkli bir gölgelik kurmuştur. İkinci beyit, Doğan'ın hükümdarca duygularla yazıldığını söylediği bir sahnedir. Güzellik yanağın tahtına oturmuştur ve kaşlar, sultanın hâcibi olarak ona iki kadeh sunar. Doğan beyitteki üç kelimenin çift anlamını açıklar: "revân" hem hemen hem şarap, "miskîn" hem misk renkli, simsiyah hem misk katılmış, "kemân" hem yay hem şarap kadehidir. Şair ikinci anlamları kasteder, birinci anlamlarla da bir iham-ı tenasüp kurar; kavisli kaşlar yay biçimiyle iki kadehi andırır. Kaşların hâcibe benzetilmesi elli yedinci gazelde de görülmüştü.

Üçüncü beyit tan kızıllığına bir sebep bulur: ayrılığın eli âşığın yakasını bırakmaz, âşık sabaha kadar kanlı yaş döker ve göğün eteği bu kanla dolar; Doğan bunu bir hüsnütalil olarak gösterir. Dördüncü beyitte sevgili zamanın Yusuf'udur; Yusuf'u kıskanan kardeşlerinin önce öldürmek isteyip sonra kuyuya attığı kıssaya telmih vardır, ama burada silahı kuşanan sevgilinin kendi gamzesidir. Beşinci beyit gökle ilgili kelimeleri bir araya getirir: "mihr" (sevgi ve güneş), "mâh" (ay), "sitâre" (yıldız), "kehkeşân" (Samanyolu). Altıncı beyit inci avcılığına telmih yapar: inci engin denizlerden büyük tehlikeler göze alınarak çıkarılır; vuslat incisi için de gözyaşından bir deniz gerekir.

Avnî'nin adını taşıyan son beyit bir karşılaştırmadır ve Doğan onu on dördüncü gazelin "Sen Sitanbul şâhısuñ" beytiyle birlikte okur. Avnî hükmünü ne kadar yürütürse yürütsün o dilberi gam evine getiremez; çünkü Avnî sonuçta İstanbul'un, fakirliği ve gamı kendine yol edinmiş padişahıdır, sevgili ise güzellik ülkesinin gönüllere hükmeden güçlü hükümdarıdır. "Hükmüñi revân eylemek", yani buyruğunu yürütmek, gerçekten buyruk veren bir hükümdarın ağzından çıkınca, aşkın saltanatının dünya saltanatına boyun eğmediğini söyler.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 60, s. 439-442 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 19a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar