Özgün Metin
Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (hezec). Doğan'ın şerhinde kalıp geçmez; hezec tespitini biz yaptık.
Gözüm yaşı-y-ıla kûy-i nigârı lâle-zâr itdüm
Figân u nâleden ol lâle-zârı murg-zâr itdüm
Gözüñ âhûsınuñ şevkı-y-ile sahrâlara düşdüm
Saçuñ sevdâsı-y-ıla nâfe-veş terk-i diyâr itdüm
Kadüñ servi firâkında yaşumı cûy-bâr itdüm
Yüzüñ gülzârı yâdına gözüm ebr-i behâr itdüm
Cünûn sahrâsı içinde felekde[n] başuma yağan
Cefâ taşlarını cem‘ eyledüm seng-i mezâr itdüm
Sanemler hüsni tasvîrinde bir büt-şekl ile ‘Avnî
Göñül deyrini ser-tâ-ser kamu nakş u nigâr itdüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözümün yaşıyla sevgilinin mahallesini lale bahçesi ettim; figan ve iniltiden o lale bahçesini kuş bahçesi ettim.
2. Gözünün ahusunun arzusuyla çöllere düştüm; saçının sevdasıyla misk kesesi gibi yurdumu terk ettim.
3. Servi boyunun ayrılığında gözyaşımı ırmak ettim; yüzünün gül bahçesini anarak gözümü bahar bulutu ettim.
4. Delilik çölünde felekten başıma yağan cefa taşlarını topladım, mezar taşı ettim.
5. Ey Avnî, putların güzelliğini resmeden bir put yüzlü ile gönül kilisesini baştan başa nakış ve resim ettim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Her beyitte âşık bir şeyi başka bir şeye çevirir: mahalle lale bahçesine, lale bahçesi kuş bahçesine, gözyaşı ırmağa, göz bahar bulutuna, cefa taşları mezar taşına, gönül resimli bir kiliseye döner. Beş beyit boyunca bu dönüşümleri "itdüm" redifi taşır. Kafiye "lâle-zâr, murg-zâr, diyâr, cûy-bâr, behâr, mezâr, nigâr" kelimelerinin "-âr" sesindedir; üçüncü beyit iki mısraı da kafiyeli, matla gibi kurulmuştur. Mısralar hezecin dört "mefâîlün"lük kalıbına oturur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada iki dönüşüm art arda gelir. Kanlı gözyaşı sevgilinin mahallesini kırmızı lalelerle doldurur; ardından âşığın iniltileri o lale bahçesini kuşlarla dolu bir bahçeye çevirir. Doğan âşığın feryadı ile bülbüllerin güle karşı ötüşü arasındaki benzerliğe dikkat çeker. İkinci beyitte "nâfe" kelimesi aslında göbek demektir; Asya'nın yüksek dağlarında yaşayan misk ahusunun göbeğindeki bezden çıkan koyu renkli, güzel kokulu madde de bu adla anılır. Misk kesesinin ahudan ayrılıp yere düşmesi, yurdundan ayrılıp gurbete düşmek olarak yorumlanır; âşık da saçın sevdasıyla yurdunu terk etmiştir. Doğan göz, ahu, saç, sevda ve misk arasında siyah renk üzerinden kurulan tenasübü de belirtir.
Üçüncü beyit servi ile ırmak, gül bahçesi ile bahar bulutu ikililerini kurar: servi ırmak kenarında biter, gül bahçesi bahar yağmuruyla canlanır; âşığın gözyaşı ikisini de besler. Dördüncü beyit Leylâ ile Mecnun hikâyesine telmih yapar. Mecnun çöllerde dolaşırken çocukların taşlarına hedef olurdu; âşık da delilik çölünde felekten yağan cefa taşlarını toplamış ve onlarla kendi mezar taşını yapmıştır.
Doğan son beyti tasavvufî terimlerle okur. "Sanem" (put) tasavvufta kişiyi Allah'tan alıkoyan her şeydir, en büyük put da insanın nefsidir; ama aynı kelime pîr, mürşit, insan-ı kâmil ve sevgili için de kullanılır. "Deyr" (kilise) mana ve müşahede âlemini, "nakş u nigâr" da varlığın hakikatlerini temsil eder. Bu okumaya göre şair, dünyadan arınmış gönlünü yalnız ruhî hakikatlerle ve ilahî aşkla doldurmuştur. Yüzeyde ise beyit, gönlü bir kilise gibi put yüzlü bir güzelin suretleriyle süsleyen âşığın cüretli bir itirafıdır.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 55, s. 410-412 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 17b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






