Özgün Metin

Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (hezec). Neşir kafiyeyi tartışır ama vezni kaydetmez; hezec tespiti bizimdir.

Vefâ görmedin ölürsem eger ben gül-‘izârumdan
İrişe dem-be-dem bûy-i vefâ hâk-i mezârumdan
Eger bülbül gibi her niçe feryâd ü figân itsem
Nasîbüm hâr-ı mihnetdür benüm ol gül-‘izârumdan
Piyâde hâk-i pâyına niçe ferzâneler ruh kor
Bu hâki pây-mâl itmek umaram şeh-süvârumdan
Dolaşdum zülf-i yâra iltemedüm başa sevdâsın
Hemân yüz karalığı hâsıl oldı rûzgârumdan
Kenârum dürr-i maksûd ile pürdür ‘Avnîyâ çün kim
Gözüm yaşı akar deryâ gibi her dem kenârumdan

Günümüz Türkçesiyle

1. Eğer ben gül yanaklı sevgilimden vefa görmeden ölürsem, mezarımın toprağından her an vefa kokusu yayılsın.

2. Bülbül gibi ne kadar feryat ve figan etsem, o gül yanağımdan payıma düşen sıkıntı dikenidir.

3. Nice bilge (vezir) onun ayağının toprağına yaya (piyade) olarak yüz (kale) koyar; ben de bu toprağı o usta binicimin (şahımın) ayaklar altına almasını umarım.

4. Sevgilinin zülfüne dolaştım, sevdasını sona erdiremedim; ömrümden elde ettiğim yalnızca yüz karası oldu.

5. Ey Avnî, gözümün yaşı her an kıyılarımdan (yanaklarımdan) deniz gibi aktığı için kucağım arzu incisiyle doludur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Matlaın ilk mısraı ile ikinci beytin ikinci mısraı aynı kelimeyle, "gül-'izârumdan" diye biter. Kemal Edip Ünsel bunu bir "kafiye aksaklığı" saymıştır, çünkü gazelde aynı anlamdaki bir kelimenin kafiye olarak tekrarı kusurdur. Doğan buna karşı çıkar: ilk mısradaki "gül-'izâr" birleşik sıfattır ve "gül yanaklı", yani sevgilinin kendisidir; ikinci beyitteki ise sevgilinin gül renkli yanağıdır. Kelime yazılışta aynı, anlamda farklı olduğu için tekrar bir kusur değil, bir tür cinastır. Redif "-umdan" ekidir, kafiye "gül-'izârumdan, mezârumdan, gül-'izârumdan, şeh-süvârumdan, rûzgârumdan, kenârumdan" kelimelerinde "-âr" sesine dayanır ve beş beyit hezecin dört "mefâîlün"lük kalıbındadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla vefa üzerine kurulur. Âşık sevgiliden vefa görmeden ölürse, onun vefa hasreti toprağa karışacak, mezarının üstünde biten otlara geçecek ve oradan çevreye bir koku olarak yayılacaktır. İkinci beyitte âşık gül yanağa bülbül gibi feryat eder, ama payına düşen yalnızca dikendir; Doğan bu dikeni yanağın hemen kenarında duran ve âşığın göğsünü parçalayan gamze olarak açıklar.

Üçüncü beyit bir satranç beytidir. Doğan "piyâde" (yaya, piyon), "ferzâne" (bilge, satrançta vezir), "ruh" (yüz, satrançta kale) ve "şeh" (şah) kelimelerinin satranç taşlarının da adı olduğunu belirtir. Yüzeyde nice bilge sevgilinin ayak toprağına yaya olarak yüz sürer; satranç diliyle piyon, vezir ve kale şahın önünde dizilmiştir. Âşık da toprağa dönmüştür ve "şeh-süvâr", usta binici olan sevgilinin onu ayakları altına almasını umar. Satrancın bir savaş oyunu olarak saray çevresinde sevildiği düşünülürse, beyit bir hükümdarın kalemine yakışan bir oyundur.

Dördüncü beyitte âşık sevgilinin zülfüne dolaşmış ve sevdasını bir türlü sona erdirememiştir; "başa iltemek" bir işi sona erdirmek demektir. Bütün ömründen kazancı yüz karası olmuştur. Doğan zülüf, kara sevda ve yüz karalığının siyah renk üzerinden birbirini çağırdığını belirtir; "rûzgâr" kelimesi de hem zaman, ömür hem rüzgâr anlamıyla dolaşık zülfü hatırlatır. "Kenâr" kelimesinin iki anlamı son beyitte birlikte işler: ilk mısrada kucak, ikinci mısrada ırmak kıyısıdır. Gözyaşları yanaklarının kıyısından deniz gibi aktığı için âşığın kucağı incilerle doludur; bu inciler, arzuların, "maksûd"un incileridir.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 58, s. 429-431 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 18b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar