Özgün Metin

Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (hezec). Matlaı kayıp bu gazelin veznini neşir kaydetmez; kalıp tarafımızdan bulunmuştur.

Tevârîh-i Cem ü İskender itmez hâtırum hergiz
Meger câm-ı cihân-bîn eyleye anı yine rûşen
İrem bâğından u Nemrûd odından sürme efsâne
Getür ol câm-ı âteş-rengi kim ‘âlem olur gül-şen
Felek her gün çü merdân-ı cihânı zîr-i hâk eyler
Ko câm-ı merg yâdını getür bir câm-ı merd-efgen
Zemâna i‘tibâr u ‘ömre olmaz i‘timâd itmek
Hoş ol dem kim bu devr içre kılavuz devr sâgar fen
Bu ebnâ-yi zemândan kime diseñ dôst cânısuñ
Yakîn bilgil ki kendü cânuña hâzırladuñ düşmen
Çemen ra‘nâlarına ‘ömr bâğından haber yokdur
Bu hâle eşk ü nâleyle behâr elbet ider şîven
Bu dünyâ-yı denî içün niçe bir dest ü pâ urmak
Elüñe âstîn ü pâyuña mesken yeter dâmen
Bu dârü’l-hâdise içre niçe gün durmağ olursa
Hemân yeğdür ki ‘Avnî idesün meyhâne[yi] me’men

Günümüz Türkçesiyle

2. Cem'in ve İskender'in tarihleri gönlümü hiç aydınlatmaz; meğer cihanı gösteren kadeh onu yine aydınlata.

3. İrem bağından ve Nemrut ateşinden efsane anlatma; getir o ateş renkli kadehi ki âlem gül bahçesi olsun.

4. Felek her gün dünyanın yiğitlerini toprak altına soktuğuna göre, ölüm kadehinin anılmasını bırak, (insanı) yere seren bir kadeh getir.

5. Zamana itibar etmek ve ömre güvenmek olmaz; ne hoş o an ki bu devirde kılavuz kadeh, fen şaraptır (okunuşu tartışmalıdır).

6. Bu zamanın insanlarından kime "canımın dostusun" desen, kesin bil ki kendi canına bir düşman hazırladın.

7. Çimenin güzellerine ömür bahçesinden haber yoktur; bu hâle bahar elbette gözyaşı ve iniltiyle ağıt yakar.

8. Bu alçak dünya için ne zamana kadar el ayak çırpacaksın? Eline yen, ayağına etek mesken olarak yeter.

9. Bu olaylar yurdunda kaç gün kalınacaksa, en iyisi şu ki, ey Avnî, meyhaneyi kendine güvenli sığınak edesin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazelin matlaı Millet'teki yazmaya girmemiş, ilk beyit kayıptır; Doğan metne noktalarla bir boşluk bırakır ve beyitleri ikiden başlatarak dokuza kadar numaralar. Elimizdeki sekiz beyit, divanın aşk gazellerinden çok bir hikmet şiirine yakındır: zamanın geçiciliği, dostluğun güvenilmezliği, dünya için çabalamanın boşluğu ve meyhanenin sığınaklığı işlenir. Redif yoktur; kafiye "rûşen, gül-şen, merd-efgen, fen, düşmen, şîven, dâmen, me'men" kelimelerinin "-en" sesindedir. Sekiz beyit de hezecin dört "mefâîlün"lük kalıbındadır.

Beşinci beytin ikinci mısraı neşirler arasında tartışmalıdır. Kemal Edip Ünsel sonu "devr sâgarden" diye okumuş ve Saffet Sıtkı'nın "devr-i sâgar-fen" okumasını anlamsız bularak eleştirmiştir; Doğan ise her iki okumanın da yanlış olduğunu ve anlamı zorladığını söyler. Doğan'ın metni "kılavuz devr sâgar fen"dir ve aktarımı "kadehin yol gösterici, şarabın ilim ve fen sayıldığı devirler" biçimindedir. Bu sayfadaki çeviri de Doğan'ın okumasını izler, ancak mısraın kesin okunuşu açık değildir.

Anlam ve Söz Sanatları

Elimizdeki ilk beyit, bir hükümdarın okuma alışkanlıkları hakkında da bir şey söyleyen karşıtlık kurar: Cem'in ve İskender'in tarihleri gönlü aydınlatmaz, onu ancak "câm-ı cihân-bîn", cihanı gösteren kadeh aydınlatır. Doğan, tarihlerin akıl yoluyla edinilen bilgiyi, kadehin ise aşkı ve aşkla edinilen marifeti temsil ettiğini söyler; ayrıca beytin Fâtih'in tarihe meraklı olduğunu ve dünya tarihi kitaplarını okumaya önem verdiğini gösterdiğini belirtir. İtalyan hümanistlerine Roma tarihleri okutan bir hükümdarın tarih kitaplarını şaraba karşı koyması, beyte ayrı bir ağırlık verir.

Üçüncü beyit iki Kur'an kıssasına telmih yapar: Şeddâd'ın cennete benzetip sütunlar üzerine kurdurduğu İrem bağı ve İbrahim'in atıldığı, sonra gül bahçesine dönen Nemrut ateşi. Saki bu efsaneleri anlatmak yerine ateş renkli kadehi getirmelidir; çünkü o kadeh ateştir ve âlemi gül bahçesine çevirir, yani iki efsaneyi kendinde birleştirir. Dördüncü beyitte "câm-ı merg" (ölüm kadehi) ile "câm-ı merd-efgen" (yiğitleri yere seren kadeh) arasında bir cinas vardır; felek her gün yiğitleri toprağa gömerken ölümü anmak yerine sarhoşluğa sığınmak önerilir.

Altıncı beyit dostluk üzerine sert bir hükümdür: bu devrin insanlarından birine "canımın dostu" demek, kendi canına bir düşman hazırlamaktır. Beytin belli bir kişiyi ya da olayı kastettiğine dair bir kayıt yoktur; hüküm, divan şiirinde sık görülen "vefasız dünya" şikâyetinin bir türüdür. Yedinci beyit güzün hüsnütalilidir: çimenin çiçeklerine ömür bahçesinden haber gelmez, yani onlar ölür; baharın yağmuru ve rüzgârı da bu ölüme yakılan ağıttır. Sekizinci beyit "dest ü pâ urmak" (el ayak çırpmak) deyimini sözcüklerine ayırır: el için elbisenin yeni, ayak için eteği mesken olarak yeter. Doğan bunu sûfîlerin "bir lokma bir hırka" anlayışına bağlar. Bütün bu hükümler son beyitte meyhaneye bağlanır; değişip duran "dâr-ı hâdise"de, olaylar yurdunda, tek güvenli sığınak meyhanedir.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 56, s. 415-419 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 18a; matla yazmada yok). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar