Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Gerçi takdîr eylemiş evvelde Sübhânum menüm
Yoh yire döke felek kara yire kanum menüm
Hak bilür kim yoğ idi bir zerre ‘isyânum menüm
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Durmaz oldı şevket ü haşmetle dîvânum menüm
Sag u sola kurılan çetr ile seyrânum menüm
Âh kim yıhdı felek kasr ile eyvânum menüm
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Mihr ü meh-veş kullarum zerrîn kemer üsküf ile
Sag u solda saf tutup el kavuşturup üslûb ile
Gûyiyâ göz degdi kim dağıldı bir âşûb ile
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Hûrî vü rıdvân misâli tonanan kullar hanı
Zîb ü zîbâ ile düzenmiş olan begler hanı
Cennetü’l-Me’vâya nisbet döşenen evler hanı
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Çünki takdîr eylemişdi bana Kassâm-ı Ezel
Çekdi getürdi buraya pâyuma düşdi ecel
Bî-günâh idüm degüldi bana bu ölmek mahal
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
İster idüm Rüstem-i destân kimi a‘dâ ile
Kükreyüp arslan kimi ceng eyleyüp hey hây ile
Kan ile doldurayım vâdîleri sahrâ ile
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
İsteyüp meydâna girem haykırup mânend-i şîr
Hakk idüp a‘dâ damârın komayam şâh u emîr
Kim bilürdi ansuzın böyle olam hôr u hakîr
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Oglun idüm key ‘azîz idüm katunda muhterem
Hazretünde şâhbâz idüm celîl ü muhteşem
‘Âkıbet oldum zelîl ü hâr u zâr u müttehem
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Reşk iderdi âsumân ehli menüm dîvânuma
Yüz sürerdi mihr ü meh şâm u seher eyvânuma
‘Âkıbet bir kâr ile dâğ urdı devrân cânuma
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Dogrı idüm âsitânunda elif kimi ‘ayân
Egridür dinse bana inanma iy şâh-ı cihân
Gadr kıldı dehr (bana) virmedi bir dem emân
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
İstegüm bu idi Hakdan dâyimâ her subh u şâm
Ugurunda düşmenünle çalışup olam müdâm
Hayf oldı bana şimdi yoh yire ölmek tamam
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Dir idüm a‘dâ olursa halk-ı ‘âlem ser-be-ser
Gam degül Sultân Süleymân kimi vardur çün peder
Bilmedüm düşmen söziyle yoh yire bana kıyar
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Gadrdür dehr içre dâyim rûzgârun ‘âdeti
Evveli dev âhiri letdür cihânun devleti
Benden alsunlar ser-â-ser ‘âlem ehli ‘ibreti
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Nice kıydun men kuluna gözgör iy şâh-ı cihân
Hâlümi ‘arz itmege virdürmedün bir dem amân
Ber-güzîde Mustafân degül midüm men bir zamân
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
İstegüm budur cihânda dâyim iy sultân sana
Emrüne râm ola cümle gerdiş-i devrân sana
Yoluna yüz bin menüm kimi ola kurbân sana
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
İ‘tibâr itme cihânun devlet ü dârâtına
Gırre olma mâl ü mülk ü satvet ü âlâtına
‘İbret al bundan nazar eyle Hakun âyâtına
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Dir idün kim Mustafâdur yirüme kâyim-makâm
Devletünde hoş geçerdi rûzgârı subh u şâm
‘Âkıbet bu kahra bâ‘is n’oldı iy şâh-ı enâm
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Yir yüzin tutar dir idi bana halkun ekseri
Âl-i ‘Osmân milkinün şâh(ı) bu-durur serveri
İhtiyâr itdün neden âhir bana kara yiri
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
Yirde yatdugunca sen ‘âlemde olgıl pâydâr
Devletüne irmesün âsîb-i dehr-i rûzgâr
Yoluna olsun fedâ menüm kimi kul sad hezâr
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm
İster idüm devletünde yir yüzin tutam velî
N’ideyim tahte’s-serâda tutam âhir menzili
Cennetü’l-Me’vâyı buldum cümleden çekdüm eli
N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Gerçi Sübhân'ım (Allah) bunu ezelde takdir etmiş: felek kanımı yok yere kara toprağa döksün diye. Hak bilir ki zerre kadar isyanım yoktu. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

2. Şevket ve haşmetle kurulan divanım artık durmaz oldu; sağımda solumda açılan şemsiyelerle gezintilerim de. Ah ki felek köşkümü ve sarayımı yıktı. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

3. Güneş ve ay gibi kullarım altın kemerleri ve sırmalı başlıklarıyla sağda solda saf tutup usulünce el bağlarlardı; sanki göz değdi de bir kargaşayla dağıldılar. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

4. Huri ve cennet bekçisi Rıdvan gibi donanmış kullar hani; süs ve güzellikle donanmış beyler hani; Cennetü'l-Me'vâ gibi döşenmiş evler hani. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

5. Ezelde nasipleri paylaştıran (Allah) bunu bana takdir etmişti; ecel beni çekip buraya getirdi, ayağıma düştü. Günahsızdım, bu ölüm bana yakışmazdı. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

6. Destan kahramanı Rüstem gibi düşmanlarla, aslan gibi kükreyip hay huyla savaşmak, vadileri ve çölleri kanla doldurmak isterdim. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

7. Aslan gibi haykırarak meydana girmek, Hak için düşmanın ne şahını ne emirini bırakmamak isterdim; kim bilirdi ki ansızın böyle hor ve hakir olacağım. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

8. Oğlundum, katında pek aziz ve muhteremdim; huzurunda yüce ve heybetli bir şahindim. Sonunda zelil, hor, inleyen ve töhmet altında biri oldum. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

9. Gök ehli divanımı kıskanırdı; güneş ve ay sabah akşam sarayıma yüz sürerdi. Sonunda zaman bir işle canıma dağ bastı. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

10. Senin eşiğinde elif harfi gibi apaçık dosdoğruydum; bana eğri derlerse inanma, ey cihan şahı. Zaman (bana) haksızlık etti, bir an bile aman vermedi. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

11. Hak'tan her sabah akşam dileğim şuydu: senin uğrunda düşmanınla durmadan savaşmak. Şimdi yok yere ölmek bana tam bir yazık oldu. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

12. Bütün dünya halkı düşman olsa bile gam değil, Sultan Süleyman gibi bir babam var derdim. Bilmedim ki düşman sözüyle yok yere bana kıyacak. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

13. Dünyada zamanın âdeti daima vefasızlıktır; dünya devletinin başı "dev", sonu "let" (tekme) ile biter. Bütün dünya halkı benden baştan başa ibret alsın. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

14. Ey cihan şahı, gözünü aç da gör, kuluna nasıl kıydın; hâlimi arz etmeye bir an bile aman verdirmedin. Ben bir zamanlar senin seçkin Mustafa'n değil miydim. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

15. Ey sultan, dünyada sana dileğim daima şudur: devranın dönüşü hep senin emrine boyun eğsin; benim gibi yüz bin kişi senin yoluna kurban olsun. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

16. Dünyanın devletine ve debdebesine itibar etme; malına, mülküne, gücüne ve aletlerine aldanma. Bundan ibret al, Hakk'ın ayetlerine bak. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

17. "Mustafa benim yerime vekildir" derdin; senin devletinde günlerim sabah akşam hoş geçerdi. Ey insanların şahı, sonunda bu kahra sebep ne oldu. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

18. Halkın çoğu bana "yeryüzünü tutar" derdi; "Osmanoğlu ülkesinin şahı ve önderi budur" derlerdi. Sonunda niçin bana kara toprağı seçtin. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

19. Ben yerde yattıkça sen dünyada kalıcı ol; devletine zamanın felaketi erişmesin. Benim gibi yüz bin kul senin yoluna feda olsun. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

20. Senin devletinde yeryüzünü tutmak isterdim, ama ne yapayım, sonunda menzilimi toprağın altında tutacağım. Cennetü'l-Me'vâ'yı buldum, herkesten elimi çektim. Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" vezniyle yazılmış yirmi bentlik bir murabbadır; her bent dört mısradan oluşur ve "N’eyleyem kıydun bana devletlü sultânum menüm" (Ne yapayım, bana kıydın, devletli sultanım benim) nakaratıyla biter. İlk iki bentte bütün mısralar "-ânum menüm" sesiyle biter; sonraki bentlerde ilk üç mısra kendi arasında kafiyelidir. Şiirde mahlas yoktur. Mersiye, Hayâlî-i Gülşenî'nin divanının Süleymaniye Kütüphanesi Yozgat 427 numaralı nüshasının 12-14. varaklarındadır; Mehmed Çavuşoğlu 1981-1982'de yayımlamış, burada Recep Hasar'ın tezindeki aktarımıyla verilmiştir. Onuncu bentte Hasar'ın ayraç içinde eklediği "(bana)" kelimesi korunmuştur.

Şiirin dilinde Doğu Türkçesine, bugünkü Azerbaycan Türkçesine yakın biçimler dikkat çeker: nakarattaki "menüm" (benim), "yoh yire" (yok yere), "yıhdı" (yıktı), "hanı" (hani), "gibi" yerine "kimi" ve "olgıl" (ol) gibi. Hayâlî-i Gülşenî Tebriz'de doğmuş ve ilk gençliğini orada geçirmiştir; bu söyleyişlerin şairin ana dilinin izleri olması muhtemeldir. Bu gözlem bize aittir.

Anlam ve Söz Sanatları

Mersiye baştan sona Şehzade Mustafa'nın ağzından yazılmıştır: ölen şehzade babasına seslenir ve ona kendini anlatır. Ölüyü konuşturan bu söyleyiş, ağıt geleneğinin bilinen bir yoludur ve mersiyeye bir savunma havası verir. Şehzade önce kaybettiklerini sayar: haşmetli divanı, sağında solunda açılan şemsiyeler, altın kemerli kullar, süslü beyler. Ardından savaşmak istediği düşmanları anar; Rüstem gibi, aslan gibi kükreyerek düşmanın şahına ve emirlerine karşı vuruşmak istemiştir. Bu bentler, şehzadenin düşmanla anlaştığı iddiasına verilmiş bir cevaptır.

Şiirin en etkili bentleri, şehzadenin babasına sitemle karışık bağlılığını anlatanlardır. Onuncu bentte "Dogrı idüm âsitânunda elif kimi ‘ayân" mısraı, düz bir çizgi biçimindeki elif harfiyle doğruluk, "egri" sözüyle de iftira arasında bir karşıtlık kurar. On ikinci bentte şehzade, bütün dünya düşman olsa bile Sultan Süleyman gibi bir babası olduğu için korkmadığını, ama babasının düşman sözüyle ona kıyacağını bilmediğini söyler. On üçüncü bentte "Evveli dev âhiri letdür cihânun devleti" mısraı, "devlet" kelimesini "dev" ve "let" (tekme) hecelerine bölen bir söz oyunudur: dünya devletinin başı dev gibi büyük, sonu bir tekmedir. On dördüncü bentteki "Ber-güzîde Mustafân degül midüm men bir zamân" sorusu, Recep Hasar'ın padişaha yöneltilen sitemin örneği olarak aktardığı bölümdür. On yedinci bentte padişahın bir zamanlar "Mustafa benim yerime vekildir" dediği hatırlatılır. Bütün bu sitemlere karşın şehzade padişaha dua etmeyi bırakmaz: on beşinci ve on dokuzuncu bentlerde onun yoluna yüz bin canın feda olmasını diler.

Tarihî Bağlam

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Hayâlî-i Gülşenî'nin divanında Şehzade Mustafa için yazılmış bu mersiye ile Rüstem Paşa'nın ölümüne düşülmüş, paşanın günahları yüzünden azap çektiğini ima eden iki tarih bulunur. Semra Güler, aynı vezin ve biçimde yazılmış, şairi tespit edilemeyen ikinci bir mersiyenin bu şiire nazire olduğunu belirtir. Kahire'deki Gülşenî tekkesinin şeyhi olan bir tasavvuf büyüğünün, padişaha bu kadar açık bir sitem içeren bir şiir yazması, Şehzade Mustafa'nın ölümünün toplumun her kesiminde uyandırdığı tepkinin bir göstergesidir. Şairin hayatı bu kategorideki biyografi yazısında, öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar