Amasyalıdır. Müeyyed Çelebizâde Alî Çelebi’nin mahdûmu ve Kazasker Abdurrahmân Efendi’nin küçük kardeşi olup¹⁷² müşârun ileyhden tahsîl-i ulûm ederek tedrîse mülâzım ve müderris oldu. Sadr-ı a’zam Amasyalı Pîrî Mehmed Paşa bunun fazl u kemâlini beğenip kendisine dâmâd etdi. Yetiştirmek istedi. [14]
Sultân Selîm-i Evvel fazl u kemâlini takdîr ederek kendisine yevmî yüz elli akçelik kazâ verdi. Pîrî Paşa bunu ya nişâncı yahud defterdâr etmek istedi. Hayfâ ki makâmını İbrâhim Paşa’ya terk ve sadâretten istifâ eylediğinden kazâya rızâ verdi. Sofya, Üsküp, Bosna, Siroz vilâyetlerine mükerreren kadı oldu.
Sonunda Sofya kadısı olduğu hâlde 961 senesinde dâr-ı bekâya rihlet etdi. Âşık Çelebi “Meşâirü’ş-Şu’arâ” adlı tezkiresinde diyor ki: “Acem-reviş, zarâfet-verziş, merdüm-şân, pür-i irfân, şerîf ü zarîf, lâtîf ü nazîf, hûb-ı ta’lîk-nüvîs, her fennde âlî ve her ma’rifette husûsan şi’r ü inşâda ve inşâd ü mu’ammâda medhali vâr idi.”
Mahlası “Adbî”dir. Âşık Çelebi şu gazelini yazıyor:
Şerh ider dürden dehân açmış dil-i (sad)pârenin
Bagladım ol dem hemân agzını muhkem yârenin
Katı gönlün yumuşadur câna benim zârlıgım
Kûh-ken zoruna döymez gücü seng-i hârenin
Gün yüzünde benleri denli safâdan oluna
Gül yüzünde zîneti mihr ü meh-i seyyârenin [15]