Şehzade Bayezid, Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan'dan olan oğludur ve Amasya'nın son şehzade sancakbeyi olarak anılır. Şehre 21 Aralık 1558'de, elli beş gün süren isteksiz bir yolculuktan sonra girdi; bir buçuk yıl dolmadan, 7 Temmuz 1559'da oğullarıyla birlikte ayrıldı ve bir daha dönmedi. Ondan sonra Amasya'da görev yapan başka bir Osmanlı şehzadesi olmadı. Bayezid'in hikâyesi bu yüzden hanedan trajedisi olduğu kadar, şehrin yaklaşık iki yüzyıllık şehzadeler çağının nasıl kapandığının da hikâyesidir.
Doğum ve Aile
Bayezid, 1526'da İstanbul'da doğmuştur. TDV İslâm Ansiklopedisi ve Mustafa Çiçekler'in makalesi bu yılı verir, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü 1526-27 der, kimi kaynaklar 1525 ya da 1527 yazar; yılı "1525-1527 arası" diye okumak bu yüzden daha ihtiyatlıdır. Annesi Hürrem Sultan, babası Kanuni Sultan Süleyman'dır. Kardeşleri arasında Mehmed, Selim, Abdullah, Cihangir ve Mihrimah Sultan bulunur; sözlük maddesine göre Bayezid'in yedi erkek kardeşi vardı.
Çocukluğu ve eğitimi hakkında tarih kitaplarında fazla bilgi yoktur. Bilinen, Osmanlı sarayında şehzadelerin küçük yaştan iyi bir tahsil gördüğü, bu tahsilin içinde şiir, hat ve musikinin de yer aldığıdır; Bayezid'in sonraki yıllarda ortaya çıkan edebî kişiliği bu eğitimin ürünüdür. Sözlük maddesine göre ona bir dönem lalalık yapan Lala Mustafa Paşa, sonradan Selim'in tahta geçmesini isteyenlerin başında yer alacaktır.
Sünnet Düğünü ve İlk Seferler
Bayezid, 11 Kasım 1539'da kardeşi Cihangir'le birlikte sünnet edildi. At Meydanı'nda yapılan düğün on beş gün sürdü; kimi kaynaklar şenliğin Mihrimah Sultan'ın Rüstem Paşa ile evlenmesine yakın günlere denk geldiğini ve yabancı devlet temsilcilerinin de katıldığını kaydeder. Genç şehzade 1541'de Macaristan seferine katıldı, 1546'da Karaman sancakbeyi olarak Konya'ya gönderildi. 1548'de İran seferine çıkan babasını Akşehir'de karşıladı; ordu Halep'te kışlarken de padişah tarafından oraya çağrıldı.
Sancak görevlerinin tarihleri kaynaklarda aynı değildir. Türkçe kaynaklar Karaman görevini 1546'ya koyarken İngilizce kaynaklarda Karaman 1544-1555, Kütahya 1555-1558 olarak verilir. Çiçekler ise Hürrem Sultan'ın büyük oğlu Şehzade Mehmed'in 1543'teki ölümü üzerine Manisa'nın Selim'e verildiğini, Bayezid'in de İstanbul'a yakın Kütahya sancağına getirildiğini yazar. Sıralamanın ayrıntısı belirsiz kalsa da Hürrem Sultan'ın iki oğlunun, Selim ile Bayezid'in, babanın yakınındaki sancaklarda tutulduğu açıktır.
Şehzade Mustafa'nın Ölümü
Dönüm noktası 1553'tür. Kanuni Nahçıvan seferine çıkarken Bayezid'i taht muhafazası için Edirne'ye gönderdi. Seferin yolunda, Konya Ereğlisi'nde, Amasya valisi olan büyük oğlu Şehzade Mustafa babasının emriyle öldürüldü (6 Ekim 1553). Mustafa'nın adına isyan eden Düzme Mustafa'yı durdurmakta Bayezid ağır davrandı; bu gecikme, olayın bizzat kendisi tarafından düzenlendiği söylentisine yol açtı ve babasının güvenini sarstı. Hürrem Sultan'ın araya girmesiyle Kanuni oğlunu bağışlayıp Kütahya'ya vali olarak gönderdi. Bayezid'in "Ben kulunuzu muradına irgürdünüz" diye babasına teşekkür ettiği mektup bu bağışlanmanın izini taşır.
Bundan sonra Bayezid kendisini tahtın tabii vârisi saymaya başladı. Sekiz şehzadeden hayatta kalan yalnız Bayezid ile Selim'di; yaşça büyük olan Selim'in ise "ekberiyet" geleneğine göre saltanat hakkını daha güçlü taşıdığını çevredekiler biliyordu. Kaynaklar Bayezid'i naif yaratılışlı, barışsever ve bilgiye düşkün, Selim'i ise eğlenceye meyilli biri olarak çizer. Bu karşıtlığın ne kadarının siyasi anlatıdan, ne kadarının gerçek mizaçtan geldiğini ayırmak zordur. TDV maddesine göre çekişme yalnız Bayezid'in hırsının ve çevredekilerin entrikalarının sonucu değildi; Kanuni'nin saltanatına karşı Mustafa'nın ölümünden sonra yayılan hoşnutsuzluk da, Fatih Kanunnamesi'ndeki kardeş katli hükmünün uygulanacağı endişesi de rol oynadı.
Kütahya'da Şiir ve İlim Meclisi
Kütahya yılları Bayezid'in edebî kişiliğine dair en çok ipucunu veren dönemdir. Bu sırada sarayının etrafında âlimlerden ve şairlerden oluşan, kaynaklarda "irfan âlemi" diye anılan bir çevre toplandı. Yanındaki şairler arasında Gubârî Abdurrahman Çelebi, İşretî, Caferzâde Muhlisî, Fıraki, Rahimî Bey ve Emre sayılır; Celâlzâde Salih Çelebi ile de ilişkisi vardı, Fuzûlî ile mektuplaştığı bilinir. Adına Avfî'nin Cevâmiu'l-hikâyât adlı eserinin Celâlzâde Salih tarafından, Muzaffername'nin de defterdarı Sinan Bey tarafından Türkçeye çevrildiği kaydedilir.
Cömert biriydi. Çevresini maddi bakımdan memnun etmeye çalışır, âlimleri ve sanatkârları himaye ederdi; öyle ki tahsisatı yetmediğinde annesi Hürrem Sultan'ın ona yardım ettiği anlatılır. 1555'te Edirne'de onu gören Alman seyyah Dernschwam kısa boylu, solgun, sarı benizli, zayıf ve hafif bıyıklı biri olarak tarif eder; başka seyyahlar melankolik, ama okumayı ve iyiliği seven, zeki, mütevazi, mert ve cesur bir şehzade anlatır. Kendini ilme verdiği için ona "softa" dendiği de aktarılır. Kaynakların ortak noktası, halkın ve ordunun sevgisini kazanmış olmasıdır.
Hürrem Sultan'ın Ölümü ve Amasya'ya Nakil
Annesi Hürrem Sultan 15 Nisan 1558'de öldü. Bayezid bu ölümle en güçlü koruyucusunu kaybetti ve kendisine taraftar toplamaya koyuldu. Kanuni bu durumda oğullarını birbirinden uzaklaştırmayı seçti; her birinin haslarına 300.000 akçe ekleyerek, 6 Eylül 1558'de Selim'i Konya'ya, Bayezid'i Amasya'ya nakletti. Selim emre derhal uydu. Bayezid ise nakli bir hakaret saydı ve birtakım bahanelerle Kütahya'dan ayrılmamaya çalıştı.
Bu direnişin ayrıntılarını babasına yazdığı mektuplardan izlemek mümkündür. Bayezid tahsisatının 300.000 akçeden bir milyona çıkarılmasını, oğullarına sancak verilmesini, bir ara Amasya'nın kendisine beylerbeylik payesiyle verilmesini, oğlu Osman için Çankırı sancağını ve 30.000 altın gönderilmesini istedi. Kanuni, beylerbeylik dışında bütün isteklerini yerine getireceğini bildirip oğlunu tatlı sözlerle oyaladı. Selim Özcan'ın yayımlanmış bir arza dayanarak aktardığına göre Bayezid, İstanbul'a yakın bir sancaktan alınmaktan şüphelendiği için Engürü (Ankara) sancağını istemişti. Tayini "cennetten cehenneme doğru" saydı ve ancak 28 Ekim'de, babasının ısrarı üzerine Kütahya'dan ayrıldı. Ankara'da Anadolu beylerbeyi Cenabi Ahmed Paşa tarafından iyi karşılandı; kışı orada geçirmek istedi, ama sonunda yola devam etti.
Amasya'da Geçen Aylar
Bayezid 21 Aralık 1558'de Amasya'ya vardı. Şehzadelerin oturduğu yer, iç kaledeki Beyler Sarayı, halk arasındaki adıyla Saraydüzü'ydü. Selim Özcan'ın aktardığına göre bu saray Osmanlı döneminde yaklaşık 350 yıl saray olarak kullanılmış, Amasya şehzadelere yaklaşık 182 yıl ev sahipliği yapmıştır. Bayezid de bu geleneğin son şehzadesidir. Elimizdeki kaynaklar onun hangi binada kaldığını, lalasının kim olduğunu ya da Amasya'da hangi eseri yaptırdığını açıkça kaydetmez; yapı yaptırdığına dair belge bulunamamıştır. Bayezid'in Amasya'daki izi taştan çok yazışmalarda ve olaylarda aranmalıdır.
Şehre vardığında beklediği karşılığı bulamayınca mektupların dili sertleşti. Kanuni vaatlerini yerine getirmek için Bayezid'in önce Amasya'ya girip saraya yerleşmesini şart koşmuştu; şehre girdiğinde de istekleri karşılanmadı. Bayezid babasına "Padişah olan yalan söyler mi?" diye yazdı, "Amasya'da durmazam, sonra günah bende olmaz" diyerek sancakta kalmayacağını bildirdi, ilkbaharda Ankara'ya ya da Kütahya'ya nakledilmezse "varacak yeri bilürem" dedi. Kütahya olmazsa Diyarbakır, Erzurum, Bağdat ya da Halep beylerbeyliğine de razı olabileceğini ekledi. Vezirazam Rüstem Paşa'ya da yazıp aracılık istedi; bir mektubunda "böyle bi huzur olup verem ile ölmekten ise, padişah hışmiyle gitmek yeğdür" diyerek ölümü göze aldığını belirtti. Bu cümlelerin bir kısmı yalvarma, bir kısmı pazarlık, bir kısmı da açık bir tehdit niteliğindeydi. Aynı arzda şehrin hâlini "bu Amasya'da halim mükedderdir" diye anıyordu.
Fetva ve Hazırlıklar
Bayezid çevresine adam toplamaya hız verdi. Kanuni, "yevmlü" denilen askerlerini dağıtmayı başaramayınca Selim'in de asker toplamasını istedi, bazı beylerbeyleriyle vezir Sokollu Mehmed Paşa'yı ona yardıma gönderdi. Selim'in lalası Mustafa Paşa'nın, Bayezid'in tarafını tutuyormuş gibi görünerek onunla gizlice yazıştığı ve aldığı mektupları Kanuni'ye ilettiği anlatılır. Bayezid'in bu çevrenin oyunlarına kapıldığı yönündeki yorum yaygındır, ama bir yorum olarak okunmalıdır.
Kanuni oğlunun üzerine sefer açmanın dinî yönünü de çözdü. Şeyhülislam Ebussuud Efendi'ye, bir adil sultanın oğlunun itaatten çıkıp kalelere el koyması, halktan malı zorla alması ve asker toplaması hâlinde, başka çare kalmamışsa, onunla savaşmanın şer'an helal olup olmadığını sordu. Ebussuud, savaşmanın helal olduğunu, gücü yetenlerin kılıçla, yetmeyenlerin dille ve duayla fitneyi gidermesinin vacip olduğunu bildirdi. Anadolu ve Rumeli kazaskerleri ile bazı müderrisler de aynı yönde cevap verdi. Bu fetvalarda Bayezid, padişahın itaatinden çıkan bir "bâgî" olarak nitelendirildi ve onun ile taraftarlarının öldürülmesi vacip sayıldı.
Konya Savaşı
Bayezid kuvvet kullanmaktan başka çıkar yol görmedi. Kaynaklardaki rakamlar farklıdır: bir anlatıya göre 14 Nisan 1559'da on beş bin kişilik bir kuvvetle Amasya'dan Çorum üzerinden Ankara'ya geldi; TDV ve Çiçekler kuvvetini 30.000 olarak verir. Ankara'dan babasına yumuşak bir mektup yazıp bir ay kadar eğlenmeye geldiğini, kötü bir niyeti olmadığını bildirdi. Kanuni ise Bayezid'in Ankara'ya geldiğini duyar duymaz 8 Mayıs 1559'da Sokollu Mehmed Paşa'yı ve Rumeli beylerbeyi Mustafa Paşa'yı iki bin sekbanla Selim'in yanına yolladı, Anadolu'daki beylerbeylerinin Konya'da toplanmasını emretti. Selim'e savunma savaşı yapması, Konya'dan dışarı çıkmaması tebliğ edildi.
Bayezid kendisinin asi ilan edildiğini Ankara'da kesin olarak öğrenince Konya'ya yürüdü ve 29 Mayıs 1559'da şehre bir konak mesafeye geldi. Savaş 30 Mayıs'ta başlayıp iki gün sürdü. Selim'in tarafında beylerbeylerin düzenli kuvvetleri ve üstün silahlar, Bayezid'in tarafında ise çoğu talim görmemiş, eksik teçhizatlı bir ordu vardı. Selim, Lala Mustafa Paşa'nın tavsiyesiyle şu düzeni aldı: sağ kolda Anadolu beylerbeyi Cenabi Ahmed Paşa, sol kolda Karaman beylerbeyi Ferhad, Maraş beylerbeyi Ali ve Adana hâkimi Ramazanzade Piri Mehmed paşalar, merkezde Selim ile Lala Paşa. Bayezid ilk hamlede Selim'in sol koluna yüklendi; Karaman askeri kaçmaya başladı, ama alınan tedbirlerle bozgun önlendi. Ertesi gün aynı kola tekrar saldırdı, Lala Mustafa Paşa oraya yetişince bu kez sağ kola yöneldi. Lala Mustafa Paşa sağ kola da yetişti ve gösterdiği cesaretle savaşın seyrini belirledi. Ağır kayıp veren Bayezid, savaşın kaybedildiğini görüp toplayabildiği kuvvetle meydanı terk etti.
Yenilen şehzade oğlu Orhan'la birlikte Amasya'ya döndü. Selim zafer haberini babasına ulaştırdı; Kanuni 5 Haziran 1559'da Rüstem Paşa ile Üsküdar'a geçip otağına girdi. Bayezid Amasya'ya varınca müftü Muhyiddin Cürcânî'yi babasına gönderip af diledi. Kanuni affetmedi, derhal yakalanmasını emretti. Selim'e o güne kadar hiçbir şehzadeye verilmemiş geniş yetkiler tanındı: bir akçe dirlikten beylerbeyliğe, hatta vezarete kadar atama yapabilecekti. Kanuni oğlunun yalnız İran'a değil, Arabistan ya da Kırım gibi uzak yerlere kaçmasını da önlemek için Erzurum, Van, Diyarbakır, Basra ve Şam beylerbeylerine, Sinop'tan Trabzon'a kadar sahildeki kadılara ve Kırım hanına hüküm gönderip yolların tutulmasını istedi.
Amasya'dan Ayrılış ve İran'a Kaçış
Bayezid Amasya'da kalırsa yaklaşan büyük kuvvetler karşısında ezileceğini anladı. Ramazan Bayramı'nın ilk günü olan 7 Temmuz 1559 sabahı, oğulları Orhan, Osman, Mahmud ve Abdullah'la birlikte şehirden çıktı. Halkın kendisini gözyaşlarıyla uğurladığı, yeni doğmuş küçük oğlunun, dört kızının ve eşinin Amasya'da kaldığı anlatılır. Kanuni'nin Şah Tahmasb'a yazdığı mektuba göre yanında on bin kişilik bir kuvvet vardı; yenilgiden sonra bu kadar adamın çevresinde toplanması onun sevilmesiyle açıklanır. Nitekim kendisini yakalamakla görevli Rum beylerbeyi Ali Paşa karşısına çıkmaya cesaret edemedi.
Bayezid doğuya ilerledi. Erzurum beylerbeyi Ayas Paşa, tek başına onunla baş edemeyeceğini görüp Hasankale'de ona iyi davrandı, hayvanlarına nal ve mıh verdi, affı için araya girmeyi bile denedi; bu davranış sonradan kendi idamına sebep olacaktı. Diğer beylerbeylerinin ısrarıyla takip sürdü. Aras kıyısında Karadere'de yetişen kuvvetler karşısında Bayezid Kağızman'a doğru çekildi. Sa'd Çukuru'nda ise sancakbeylerinin öncü kuvvetleriyle bir saatlik savaşta onları yendi; Peçevî'ye göre bu kuvvetler isteksizce savaşmıştı. Zafer Bayezid'in önünü açmadı: arkasında beylerbeyiler, onların arkasında Sokollu, Sokollu'nun gerisinde Selim, en geride ise yumuşamayan bir baba vardı. 1559 Ağustos'unun ortalarında Revan valisi Şah Kulu Sultan'a mektup yazıp sığınma talebini bildirdi ve sınırı geçti. Şehzadenin Amasya'dan çıkışı, şehirde şehzade sancakbeyliğinin sonu oldu.
Kazvin'de
Şah Tahmasb, Bayezid'in geldiğini öğrendiğinde Esterabad taraflarındaydı. Haberi sevinçle karşıladığı, 1547'de İran şehzadesi Elkas Mirza'nın Osmanlılara sığınmasının acısını çıkarmak için eline bir koz geçtiğini düşündüğü anlatılır. Bayezid'i Kazvin'e davet etti. Tebriz'de karşılanan şehzade, 23 Ekim 1559'da (21 Muharrem 967) Kazvin'e vardığında Sa'dâbâd Meydanı'nda görkemli bir törenle karşılandı; TDV, başına tabaklar dolusu mücevher saçıldığını da kaydeder. Bir kayda göre Şah ile şehzade at üstünde baba oğul gibi kucaklaşmıştı. Bayezid'in yanındaki Kuduz Ferhad, İranlıların hazırlıksız olduğunu görüp hemen saldırıp ülkeyi ele geçirmeyi önerdi; Bayezid sonu belirsiz bir macera saydığı bu öneriyi reddetti.
Osmanlı tarafında ise durum değişmişti: şehzadeler davası artık bir iç mesele olmaktan çıkıp iki devlet arasındaki bir soruna dönüşmüştü. Kanuni, Bayezid'in doğuya kaçtığını görünce Şah'a yazmış, ona sığınma verilmemesini, İran'a geçerse yakalanıp Selim'e teslim edilmesini, aksi hâlde şehzadeyi izleyen kuvvetlerin İran'a girmek zorunda kalacağını bildirmişti. Padişahın ve Selim'in mektuplarını Sinan Bey ile Turak Ağa Kazvin'e getirdi; Sokollu ve Lala Mustafa Paşa da aynı yönde yazdı. Tahmasb mektupları Bayezid'e okuttu; Bayezid affı olmadan teslim edilirse öldürüleceğini söyleyip şahtan aracılık istedi. Şah da Kanuni'ye yazdığı mektupta Bayezid'in cehaletle isyan ettiğini, yenilince başka çıkar yol bulamayıp kendisine sığındığını belirtip bağışlanmasını diledi.
Kanuni bir süre yumuşar gibi oldu. Cevabında Bayezid'i isyana teşvik eden Ferhad, Dursun, Aksak Seyfeddin ve Abdülgani oğlunun öldürülmesi, aşiret mensubu askerlerin İran'da bırakılması, şehzadenin kendisinin de yakınları ve çocuklarıyla sınıra gelip bir Osmanlı beylerbeyine teslim edilmesi hâlinde, onun eski sancağı Amasya'ya götürülüp hatalarının görmezden gelineceğini bildirdi. Ne var ki Selim'in ve Tahmasb'ın tutumu bu yolu kapattı; Selim kardeşinin ortadan kaldırılmasını daha uygun buluyordu.
Kazvin'de ilişkiler bu arada hızla bozuldu. Tahmasb, Bayezid'in askerlerini çeşitli bahanelerle dağıtmak istedi, bir isyanı bastırmak için ondan kuvvet bile istedi. Bayezid'in verdiği askerlerin başındaki Arap Mehmed İranlılar tarafından satın alınınca şehzade onu öldürttü; bu şiddet Şah'ın şüphesini gidermedi, üstelik Aksak Seyfeddin ile birkaç kişinin Şah'a kaçmasına yol açtı. Tahmasb'ın kendi tezkiresi, Bayezid'in kendisini zehirli helvayla öldürmek istediğini, Rus ve Çerkes kuvvetleriyle Osmanlı ülkesini yağmalamayı tasarladığını ve ondan borç olarak 1500 tümen altın istediğini anlatır. Bu anlatı Tahmasb'ın kendi ağzından gelir ve bağımsız bir kaynakla doğrulanamamıştır; tek taraflı bir iddia olarak okunmalıdır. Kadı Ahmed'in aktardığı başka bir kayda göre halk durumu öğrenince Bayezid'in kapısına yürüyüp taş atmış, ertesi gün şehzade çocuklarıyla birlikte saraya getirilip muhafaza altına alınmıştı.
Anlatılanlara göre Bayezid, oğullarını İranlıların eline düşürmektense kendi elleriyle öldürmeyi düşünecek kadar sıkıştı; Tahmasb saldırıyı durdurup özür diledi, hatta saldıranlardan bazılarını idam ettirdi. Ertesi gün şehzadeyi ziyafete çağırdı. Bayezid saraya girerken yakalandı, oğulları ayrı yerlere hapsedildi, hazinesi ve malları zapt edildi. TDV hapsi 16 Nisan 1560'a, başka bir kayıt 12 Şubat 1560'a yerleştirir. Kalan askerlerinin bir kısmı idam edildi, bir kısmı dağıtıldı. İki buçuk yıl sürecek esaret böyle başladı.
Pazarlık, Teslim ve Ölüm
Bayezid'in teslimi için Kanuni, Selim ve Tahmasb arasında uzun bir pazarlık yürüdü. Şah, teslimi geciktirdikçe daha çok şey istedi. Sonunda Kanuni, Tahmasb'a 1.200.000 altın (900.000'i padişah, 300.000'i Selim adına) ödenmesini ve Kars Kalesi'nin İran'a bırakılmasını kabul etti; Şah'ın Bağdat'ı bile istediğine dair bir rivayet Peçevî'de geçer. Selim ayrıca padişah olduğunda İran'la dost kalacağını belirten bir ahidname verdi. Bu tavizlerin, II. Bayezid'in Cem için yaptığından daha ağır olduğu yorumu da yapılmıştır.
Anlaşmaya varılınca Van beylerbeyi Hüsrev Paşa, Sinan Ağa, Selim'in çavuşbaşısı Ali Ağa ve müteferrika Firuz Bey Kazvin'e gönderildi; 500.000 filori ve hediyeleri götüren dördüncü vezir Pertev Paşa da İran topraklarına girmişti. Elçiler 16 Temmuz 1562'de Kazvin'e ulaştı. Şah Tahmasb, 23 Temmuz 1562 Perşembe günü sakalı kesilmiş, sırtında eski bir elbise ve başında yırtık bir sarık bulunan Bayezid'i Osmanlı heyetine teslim etti. Şehzade, Ali Ağa tarafından hemen orada boynuna geçirilen kementle boğularak öldürüldü. Busbecq, kement atılırken oğullarını görmek istediğini, bu son isteğinin yerine getirilmediğini kaydeder. Dört oğlu da aynı şekilde öldürüldü; Bursa'da annesinin yanında kalmış üç yaşındaki beşinci oğlu da sonradan öldürüldü. Naaşlarla dönen heyetin, İran halkı tarafından bile nefretle karşılandığı ve taşlandığı anlatılır.
Naaşlar Sivas'a getirilerek surların dışına gömüldü. Hanedan mensuplarının İstanbul ya da Bursa'da defnedilmesi gelenekti; bu beş şehzade için gelenek gözetilmedi. Mezar üzerine yapılan ve sonradan Melik-i Acem Türbesi diye anılan yapı günümüze ulaşmamıştır, bugün bir toprak yığınından ibarettir. İnfaz tarihi için bir uyarı gerekir: bazı kaynaklar bunu 1561 olarak verir. TDV, Çiçekler ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ise 23 Temmuz 1562'de birleşir; akademik kaynakların verdiği tarih esas alınmıştır.
Şâhî ve Şiirleri
Bayezid şiirlerinde "Şâhî" mahlasını kullandı. Mahlasın saltanat hırsının göstergesi olarak yorumlanması eskidir: tezkire yazarları Beyânî ve Ahdî, şehzadenin bu mahlas yüzünden babasına isyan ettiği kanısındadır. Bu bir yorumdur, belgeli bir olgu değildir. Divanı'nın bilinen tek nüshası İstanbul'da Millet Kütüphanesi'ndeki Ali Emîrî Koleksiyonu'ndadır. Divan düzenli sıralanmamıştır; Türkçe kısmı 1443 beyitten (168 gazel, 22 murabba, 3 mesnevi, 1 tahmis, 1 nazm, 19 müfred), Farsça kısmı 101 beyitten oluşur ve toplamda 12 ayrı vezin kullanılmıştır. Divan Filiz Kılıç tarafından yayımlanmıştır; Millet Kütüphanesi'ndeki ayrı bir Farsça divançe ise Mustafa Çiçekler tarafından neşredilmiştir. Farsça bir gazelinin Hâfız'ın gazeline nazire olması, onun Hâfız Divanı'nı okuduğunu ve Farsçaya hâkim olduğunu gösterir.
Şâhî'nin üslubu sadedir. Atasözü az, deyim çok kullanır; aynı sözcüklerin art arda tekrarı hem ahengi sağlamak hem anlamı güçlendirmek içindir. Filiz Kılıç'a göre kudretli bir şair değildi, ama şiirlerinde içten bir samimiyet göze çarpar. Gelibolulu Âlî, onun hasb-i hâl türünde çoğu şairi geçtiğini söyler; Ahdî ve Beyânî de aynı kanaattedir. Divan şiirinde şairin kendi ruhsal sıkıntısını dile getirmesi hoş karşılanmadığı için bu türde az eser verilmiştir; Bayezid'in hayatı ise başka bir şey söylemesine pek imkân bırakmamıştır. Şiir, padişaha doğrudan söylenemeyecek duyguları dile getirmenin de yoluydu.
En bilinen şiiri, İran'dan Kanuni'ye gönderdiği "baba" redifli manzum aftır: "Ey ser-â-ser âleme sultânum Süleymânum baba / Tende cânum cânumın içinde cânânum baba / Bâyezîdine kıyar mısın benüm cânum baba / Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba". Dağların kendisine durak olduğunu, mal ve mülkten ayrılıp uzağa düştüğünü söylemesine bakılırsa şiir, Konya yenilgisinin ardından Amasya'dan ayrılışından sonra yazılmış olmalıdır. Kanuni'nin aynı vezin ve kafiyede bir nazireyle karşılık verdiği aktarılır; bu nazirenin ilk dizesi "Ey demâdem mazhar-ı tuğyân u ısyânum oğul", nakaratı "Bî-günâhum dime bârî tevbe kıl cânum oğul"dur. Çiçekler'in makalesinde yer alan başka bir manzumede şehzade "Redd itdilerse ger bizi Osmân erenleri / Itdi kabûl-i dil Acemistân erenleri" diyerek Osmanlı kendisini reddettiyse de Acemistan'ın onu kabul ettiğini söyler ve "Afv eyle sen de bendeni ey pâdişâh afv" dizesiyle af diler.
Esaret yıllarına ait olduğu düşünülen bir gazelin ilk beyti şöyledir: "N'ideyin zâyi' idüp tûl-i emelle nefesi / Kalmadı zerre kadar dilde bu dünyâ hevesi". Çiçekler'e göre Farsça manzumelerde dört tema öne çıkar: saltanat arzusu, aşk, zamaneden şikâyet ve günahların bağışlanması için yakarış. Divandaki bazı beyitler dünyanın fani olduğunu, taca, tahta ve saltanata güvenilmemesi gerektiğini söyler; hayatını taht mücadelesiyle geçiren bir şehzade için bu dikkat çekicidir.
Amasya Tarihindeki Yeri
Amasya'da şehzade sancakbeyliği 1386'da I. Murad'ın oğlu Yıldırım Bayezid ile başlamıştı; Şehzade Bayezid'in sancaktan ayrılışıyla kapandı. Şehzade Mustafa'nın 1553'te öldürülmesiyle Amasya, müstakil eyalet konumundan çıkıp yeniden Rum Eyaleti'ne bağlı bir sancak olmuştu; 1559'dan sonra şehirde görev yapan şehzade kalmadı. Özcan'ın hesabına göre Amasya'da en uzun sancakbeyliği yapan şehzade otuz yılla II. Bayezid'in oğlu Ahmed'dir. Kanuni'nin oğulları Mustafa ile Bayezid ise bu uzun geleneğin son iki halkasıdır; ikisi de taht kavgasında yaşamını yitirdi.
Bayezid olayı Osmanlı idaresinde de kalıcı izler bıraktı. TDV maddesine göre kanlı bir iç savaştan başka, yeniçerilerin muhafız olarak Anadolu'ya yayılması ve şehzadelerden yalnızca en büyüğüne sancak verilmesi gibi idari değişikliklere de sebep oldu. Şehzadeleri taşrada yetiştirip yönetim tecrübesi kazandıran düzen, böylece sona doğru gitti.
Kronoloji
1526: İstanbul'da doğdu (kimi kaynaklar 1525 veya 1527 verir).
11 Kasım 1539: Cihangir'le birlikte sünnet edildi.
1541: Macaristan seferine katıldı.
1546: Karaman sancakbeyi olarak Konya'ya gönderildi.
1553: Nahçıvan seferi sırasında Edirne'ye gönderildi; Şehzade Mustafa öldürüldü (6 Ekim 1553).
15 Nisan 1558: Hürrem Sultan öldü.
6 Eylül 1558: Kütahya'dan Amasya'ya nakledildi.
21 Aralık 1558: Amasya'ya vardı.
29-31 Mayıs 1559: Konya önlerinde Selim'e yenildi.
7 Temmuz 1559: Oğullarıyla birlikte Amasya'dan ayrıldı.
Ağustos 1559: İran'a sığındı.
23 Ekim 1559: Kazvin'de Şah Tahmasb tarafından karşılandı.
Şubat-Nisan 1560: Kazvin'de hapsedildi (kaynaklarda 12 Şubat veya 16 Nisan 1560).
16 Temmuz 1562: Osmanlı elçileri Kazvin'e ulaştı.
23 Temmuz 1562: Selim'in çavuşbaşısı Ali Ağa'ya teslim edildi ve boğularak öldürüldü.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Şerafettin Turan, "Bayezid, Şehzade", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992 (islamansiklopedisi.org.tr) islamansiklopedisi.org.tr
- Mustafa Çiçekler, "Şehzâde Bayezid ve Farsça Divançesi", Şarkiyat Mecmuası (DergiPark)
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5
Diğer kaynaklar
- Filiz Kılıç, "Şâhî, Şehzâde Bayezid", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (teis.yesevi.edu.tr) teis.yesevi.edu.tr
- "Şehzade Bayezid Olayı (1558-1561)", tarihibilgilerim.com (Feridun Bey, Peçevî ve Müverrih Ali aktarımları için) tarihibilgilerim.com
- Şerafettin Turan, Kanunî'nin Oğlu Şehzade Bayezid Vak'ası, Ankara 1961 (TDV ve TEİS maddelerinin atıf yaptığı temel çalışma)
Çevrimiçi kaynaklar






