Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi, 1456 yılının başında Amasya'da doğdu ve 1516 sonbaharında öldü. Bu altmış yıllık ömür, Osmanlı ilim hayatının iki dönemine yayılır: Fâtih Sultan Mehmed'in medrese düzeniyle şekillenen on beşinci yüzyıl ile II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim zamanlarında sarayla ulemanın birbirine yaklaştığı on altıncı yüzyıl başı. Abdurrahman Efendi bu iki çağın arasında durur. Gençliğinde Şehzade Bayezid'in Amasya'daki çevresinde yer aldı, sürgün yıllarını Şiraz'ın ders halkalarında geçirdi, İstanbul'a döndüğünde Anadolu ve Rumeli kazaskerliğine kadar yükseldi, ardında da bir fetva külliyatı, kelâm ve mantığa dair risâleler ve çağına göre geniş bir kitaplık bıraktı. Şeyhülislâm olacak Kemalpaşazâde ile Ebüssuûd Efendi'nin, divan şiirinin büyük adları Zâtî ile Necâtî'nin ondan himaye gördüğü bilinir. Amasya'nın âlimleri arasında hayatı en iyi belgelenenlerden biridir, eserleri ise hâlâ yeterince okunmuş sayılmaz.
Ailesi ve Amasya'daki Çocukluğu
Müeyyedzâde, Safer 860'ta (Ocak 1456) Amasya'da dünyaya geldi. Babası Alâeddin Ali Çelebi, şehrin tanınmış ailelerinden Divriklizâdeler'e mensup, Kâzerûniyye şeyhlerinden Şemseddin Müeyyed Çelebi'nin oğluydu. Müeyyedzâde lakabı bu dedesinden gelir. Kaynakların bir kısmı ailenin soyunu İran'da Kâzerûniyye tarikatının kurucusu Ebû İshak Kâzerûnî'ye (ö. 1035) kadar çıkarır. Müeyyedzâde'nin anne tarafından dedesi olduğunu söyleyen Âşık Çelebi de ailenin aslen İran'dan geldiğini yazar. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde ise Müeyyedzâde'nin büyük dedesi Yâr Ali Çelebi'nin, Ebû İshak Kâzerûnî diye şöhret bulmuş Şeyh Şemseddin Müeyyed Çelebi'ye damat olduğu belirtilir. Bu anlatılar nesebin hangi halkalardan geçtiği konusunda tek bir çizgi vermez, ama aile hakkında aynı resmi çizer: Amasya'da tarikat ve ilim çevresiyle tanınan, kökü İran'a uzanan bir şeyh ocağı.
Abdurrahman, bu çevrede babası sayesinde iyi bir tahsil gördü. Babası Yâkut Paşa Zâviyesi şeyhiydi. Fâtih'in oğlu Şehzade Bayezid Amasya valiliğine gönderildiğinde (1461) şehzadenin nişancılığına da bu aileden biri getirildi. Böylece Abdurrahman daha gençlik yıllarında sancak sarayıyla gündelik ilişki kurdu ve şehzadenin yakın çevresine girdi. Müstakimzâde'ye göre Müeyyedzâde, Şehzade Bayezid'in Amasya'daki nedimleri arasında bulunan Şeyh Hamdullah'tan güzel yazı öğrendi. Osmanlı hat sanatının kurucusu sayılan bu ustadan aldığı ders, ileride kendi eliyle yazdığı kitapların da zeminini oluşturdu.
Aynı yıllara ait bir de gönül hikâyesi anlatılır. Amasya'nın tanınmış kadın şairi Mihrî Hatun'la aralarında bir ilgi bulunduğu söylenmiş, ancak kaynakların çoğu bunun temiz bir sevgiye dayandığını ve Mihrî Hatun'un asıl ilgisinin Sinanpaşazâde İskender Çelebi'ye yöneldiğini belirtir. Gençlik yıllarına dair bu rivayet, edebî bir anekdottan ileri gitmez.
Şehzade Bayezid'in Yakını ve Amasya'dan Kaçış
Şehzade ile dostluk Abdurrahman'a pahalıya mal oldu. Onu çekemeyen kimseler, Şehzade Bayezid'in içki ve eğlenceye alıştırılmasında Müeyyedzâde'nin önemli etkisi olduğunu Fâtih Sultan Mehmed'e şikâyet etti. Padişah, Müeyyedzâde'nin ve şehzadenin hasekisi Hızırpaşazâde Hacı Mahmud'un idamı için ferman çıkardı. Ferman Amasya'ya ulaşmadan olayı öğrenen Şehzade Bayezid, dostunun kaçmasına yardım etti. Müeyyedzâde 884'te (1479), o sırada Memlûkler'in elinde bulunan Halep'e gitti. Bu kaçış hayatının akışını değiştirdi ve onu Şiraz'a, çağın en tanınmış ders halkasına götürdü.
Kaynaklar suçlamanın ayrıntısını vermez, yalnızca şikâyetin sonucunu ve ölüm fermanını aktarır. Müeyyedzâde'nin şehzadeyi gerçekten yoldan çıkarıp çıkarmadığı bu nedenle belgeyle doğrulanabilir bir konu değildir. Elimizdeki tek ölçü, Bayezid'in tahta çıkışından sonra ona gösterdiği sürekli ilgidir. Bu ilgi, şehzadenin dostunu ihmal etmediğini ve ona verilen suçlamayı ciddiye almadığını düşündürür.
Şiraz Yılları ve Devvânî'nin İcazeti
Halep'ten sonra Şiraz'a geçen Müeyyedzâde, dönemin en ünlü kelâmcı ve filozoflarından Celâleddin ed-Devvânî'nin ders halkasına katıldı. Şiraz o yıllarda Devvânî ile Sadreddin Deştekî'nin çevresinde toplanan âlimlerin canlı nazarî tartışmalarına sahne oluyordu ve Abdurrahman Efendi bu münazaraların içinde yer aldı. Kalış süresi kaynaklarda aynı biçimde verilmez. Bir anlatım Şiraz'daki yılları on yıla yaklaştırır. Oysa Halep'e kaçışı 1479, Amasya'ya dönüşü ise Ekim 1483 olarak kaydedilir. Bu iki tarih birlikte düşünüldüğünde, yolculuğun ve Halep'te geçen zamanın payı çıkarıldığında Şiraz'daki asıl eğitimin on yıldan kısa olduğu anlaşılır. Kaynaklar bu noktada kesin bir sayı vermez.
Müeyyedzâde'nin Şiraz'da aldığı eğitimin içeriği, bugün büyük ölçüde Devvânî'nin kendisine verdiği icazetnâme sayesinde biliniyor. Judith Pfeiffer'in ayrıntılı biçimde incelediği bu belge, hem hocalarının nakli, aklî ve tasavvufî (hırka) ilimlerdeki silsilesini hem de okunan kitapların kapsamını gösterir. Buna göre Müeyyedzâde Devvânî ile birlikte Şerhü'l-Mevâkıf'ın varlık bahsinin yarısını, Kadızâde'nin Şerhü'l-Câmî'sinin tamamını, Nasîrüddin-i Tûsî'nin Öklid Tahrîri'ni onuncu bölüme kadar okumuş, ayrıca Tûsî'nin İşârât şerhini ve Kutbüddin er-Râzî'nin Muhâkemât'ını incelemiştir. Kelâm, matematik ve astronomi gibi nazarî ilimlerde aldığı eğitimin düzeyi bu listeden açıkça anlaşılır. Tûsî'nin Öklid üzerine yazdığı eserin Müeyyedzâde tarafından Şiraz'da istinsah edilmiş bir nüshası bugün Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde bulunur.
Şiraz'da dostluk kurduğu isimlerden biri de ileride Osmanlı topraklarına gelecek olan Hâfız-ı Acem'dir. Hâfız-ı Acem Osmanlı ülkesine geldiğinde Müeyyedzâde'nin çevresine girmiş ve onun aracılığıyla görev almıştır. Müeyyedzâde, Devvânî'nin eserlerinin ve görüşlerinin Osmanlı sahasında yayılmasında önemli bir rol oynadı. Hocasının bazı talebelerinin Anadolu'ya geçmesine ve burada ders vermesine de o aracılık etti.
Dönüş: Kalenderhâne'den Sahn-ı Semân'a
Fâtih'in vefatı üzerine Şehzade Bayezid tahta çıkınca Müeyyedzâde önce Amasya'ya döndü (Ekim 1483), bir süre sonra İstanbul'a geldi. Dostunun padişah olması ona güçlü bir himaye sağladı. Kalenderhâne Medresesi'nde ders vermeye başladı. 17 Rebîülevvel 891'de (23 Mart 1486) Kestelî'nin kızıyla evlendiği gün, Efdalzâde Hamîdüddin Efendi'nin yerine Sahn-ı Semân Medresesi müderrisliğine atandı. Sahn, Fâtih'in İstanbul'da kurduğu ve ilmiye teşkilatının en yüksek basamağı sayılan medreselerdir. Burada ders verebilmek, kadılık ve kazaskerlik yolunun açılması demekti.
Müeyyedzâde bu yolda adım adım ilerledi. 899'da (1494) Îsâ Fakih'in ölümüyle boşalan Edirne kadılığına gönderildi. Rebîülevvel 907'de (Eylül 1501) Anadolu kazaskeri oldu, dört yıl sonra Hacıhasanzâde Efendi'nin vefatı üzerine Rumeli kazaskerliğine getirildi. Kazaskerler Dîvân-ı Hümâyun'un üyesiydi ve yargı ile eğitim teşkilatının sorumluluğunu taşırlardı. Kadılık yaptığı yıllarda Akdeniz havzasındaki bilimsel çalışmaları da yakından izlediği, 1505'te Moses Galeano'dan Zacuto'nun Almanach Perpetuum adlı astronomi kitabını Arapçaya çevirmesini istediği nakledilir.
Ömrünün son yılları taht mücadelesinin gölgesinde geçti. Şehzade Selim taraftarı yeniçerilerin, Sultan Ahmed'i tutan devlet adamlarına karşı başlattığı hareket sırasında konağı, Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin konağıyla birlikte yağmalandı. Yeniçerilerin baskısıyla Rumeli kazaskerliğinden azledildi ve emekliye ayrıldı (917/1511). Yavuz Sultan Selim tahta geçince Karaferye kadılığına, ardından yeniden Rumeli kazaskerliğine atandı (919/1513). Bir yıl sonra padişahın isteğiyle Çaldıran Seferi'ne katıldı. Dönüş yolunda devlet erkânı arasında yapılan değişiklikler sırasında ikinci kez görevden alındı (920/1514). Kısa süre sonra, 15 Şâban 922'de (13 Eylül 1516) öldü ve Eyüp Sultan Türbesi hazîresine defnedildi. Bir modern kaynak ölüm yerini Karaferye olarak gösterir, ancak diğer kaynaklar onun İstanbul'da vefat ettiğini bildirir. Beş oğlu ve bir kızı olduğu kaydedilmiştir.
Hocalığı, Himayesi ve Öğrencileri
Müeyyedzâde'nin döneme etkisi, yazdığı eserlerden çok çevresinde yetiştirdiği ve himaye ettiği insanlar aracılığıyla ölçülür. Şiraz'dan getirdiği tartışma ortamı İstanbul'da yeni bir hava yarattı ve İstanbul uleması ile Şiraz çevresi arasında güçlü bir bağ kuruldu. Yalnızca Şiraz ve civarından gelen âlimleri değil, İstanbul'da yaşayan pek çok sanatkâr ve bilgini de himaye etti. Kemalpaşazâde ve Ebüssuûd Efendi onun çevresinde yetişti, ikisi de ileride şeyhülislâm olacaktı. Kemalpaşazâde tarihini onun etkisi ve II. Bayezid'in emriyle yazdı. Necâtî Bey kendisine bir kaside sundu, divanını onun adına tertip etti ve mukaddimesinde onu övdü. Zâtî ise Anadolu Kazaskeri Müeyyedzâde ile Nişancı Câfer Çelebi'nin ihsanları sayesinde geçindiği için mansıp istemediğini söylemiştir. Hâfız-ı Acem de onun vasıtasıyla Osmanlı ülkesinde vazife aldı. Torunu Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ'sında dedesinden saygıyla söz eder. Sehî, Latîfî ve Kınalızâde de tezkirelerinde ona yer verir.
Müeyyedzâde'nin dönemine en önemli katkısı, Safevî İranı ile Osmanlı arasındaki bilgi akışını ve kültürel ilişkiyi sağlamasıdır. Devvânî ve Deştekî gibi bilginlerin II. Bayezid'e ithaf ettiği eserlere aracılık etti, Şiraz'ın felsefî gündemini İstanbul'a taşıdı, Osmanlı ülkesinde tartışılan meseleleri de Şiraz'a ulaştırdı. Devvânî'ye hediye olarak götürdüğü eserler arasında Hocazâde'nin Tehâfüt'ü de vardı. Safevîler'in İran'a hâkim olmasıyla bu karşılıklı ilişki neredeyse kesilme noktasına geldi.
Yavuz Sultan Selim'in ona dair sözü, çağdaşlarının gözündeki yerini gösterir. Âşık Çelebi'nin ve Uzunçarşılı'nın aktardığına göre padişah, Müeyyedzâde'nin fazilet ve olgunluğunu andıktan sonra "Ne yazık ki son zamanına yetiştik" demiştir.
Eserleri ve Fikirleri
Müeyyedzâde'nin eserlerinin çoğu müsvedde ve risâle halindedir. Bürokratik görevlerin yoğunluğu, Şiraz'da edindiği geniş birikimi eserlerine tam olarak yansıtmasına engel olmuştur. Elimize ulaşanlar daha çok fıkıh, kelâm ve mantık alanlarındadır.
En çok nüshası bulunan eseri Mecmaʿu'l-fetâvâ'dır (Müeyyedzâde Cöngü). Kütüphanelerde Mecmûʿatü İbni'l-Müʾeyyed, el-Fetâvâ, Mecmûʿatü'l-mesâʾil, el-Mesâʾilü'l-münteḫabe fi'l-fetâvâ, Muʿînü'l-ḳuḍât ve el-Mecmûʿatü'l-fıḳhiyye gibi değişik adlarla kayıtlı nüshaları, eserin farklı tertiplerini oluşturur. Bunlarda ağırlıklı olarak muâmelât konularına, yani eşya ve borçlar hukuku, ticaret ve aile hukuku gibi gündelik hayatı ilgilendiren başlıklara yer verilir. Eserin Osmanlı medreselerinde okutulduğu ve Ebüssuûd Efendi gibi sonraki büyük fetva âlimlerinin yetişmesine katkı sağladığı belirtilir.
Diğer eserleri arasında Risâle fî taʿẓîmi'n-nebî, Risâle fi'l-cüzʾi'lleẕî lâ yetecezzeʾ (bölünmeyen cüz), Risâle fi'l-mevcûdâti'l-ḫâriciyye (dış dünyadaki varlıklar), Risâle fî ḥalli'ş-şübühâti'l-ʿâmme (genel şüphe), Risâle fî naḳżi'l-vużûʾ, Risâle fî ḥikmeti't-taḥrîr, Risâle fî müşkilâti mesâʾili ʿilmi'l-ferâʾiż, Molla Lutfi'nin hac âyetine dair risâlesine reddiye olarak yazdığı Risâle fi'l-ḥac ve Şerhü'l-Mevâkıf üzerine hâşiyeler yer alır. Burhâneddin el-Mergînânî'nin el-Hidâye'sine hacimli bir şerh olan Terġībü'l-lebîb de ona nispet edilir. Ancak yazma nüshalarında müellife dair bilgi bulunmadığından bu eserin Müeyyedzâde'ye ait olup olmadığı şüphelidir.
Risâleler, Müeyyedzâde'nin nazarî sorunların ne kadar içine girdiğini gösterir. Cüz risâlesinde atomun ispatı ve nefyinde kullanılan temas delilini ele alır, kürenin yüzeye teması örneği üzerinden sürekli ile süreksiz nicelik arasındaki eski sorunu tartışır. İbn Sînâ'nın iki nokta arasındaki temasın sürekliliği fikrini yuvarlanan küre örneğiyle reddeder ve kürenin yüzeye süreksiz bir çizgiyle temas ettiği sonucuna varır. Genel şüphe risâlesinde ise hareket ile mekân arasındaki ilişkiyi, yani Zenon paradoksu olarak bilinen kadim problemi ele alır. Her iki eserde de sorunun tarihini serimler, çözüm arar, kimi atıfları düzeltir ve Antik dünyanın ve İslam düşüncesinin öncüleriyle hesaplaşır. Bu da yazarın hem özgüvenini hem de ilmî birikimini gösterir. Dış dünyadaki varlıklar risâlesinde ise tümellerin de tikel varlıklar gibi dış dünyada ontolojik gerçekliğe sahip olduğunu savunur.
Kelâm alanında ilâhî sıfatlar, özellikle kelâmullah tartışması ilgisini çeker. Ezelî kelâmın hâdis ya da kadîm olmasını ilâhî hikmet açısından bir sorun saymaz. Ona göre tartışmalar lafzî kelâmın hudûsu üzerinde yoğunlaşmıştır, oysa esas mesele nefsî kelâmın mahiyetidir. Cürcânî'nin "hâdislerin ezelîliği mümkündür, ancak Allah'ın zâtıyla birlikte olmaları imkânsızdır" görüşünü tartışmaya açar. Sonsuz yenilenmelerin ilâhî zât ile birlikteliğini de düşünülebilir bulur, Ehl-i sünnetin madûmu salt yokluk olarak nitelemesini sorgular ve hâdis yokluk ile kadîm yokluk gibi yeni kavramlaştırmalara gider. İlâhî bilginin zamanüstü ve küllî olduğunu, zamanî bilginin ise geçmiş, an ve gelecek içinde cüz'î biçimde gerçekleştiğini, Allah'ın tikelleri de mutlak anlamda bildiğini söyler. Bu yazılar, Fâtih döneminde güçlenen muhakkik âlim tipinin, Osmanlı medrese birikimini Devvânî'nin çizgisiyle birleştiren bir örneği olarak değerlendirilir.
Şiir ve hat konusunda kaynaklar onun hünerli olduğunu söyler. Çeşitli tezkirelerde birçok şiirine yer verilmiş, Hâtemî mahlasıyla Arapça, Farsça ve Türkçe şiir yazdığı belirtilmiştir. Bazı önemli şahısların ölümü üzerine söylediği ta'miyeli tarihler de kaynaklarda değerli sayılır. Ancak divanına rastlanamamıştır ve şairliğini ancak dağınık alıntılardan tanıyabiliyoruz.
Kitaplığı
Müeyyedzâde'yi çağdaşlarından ayıran en belirgin özellik kitaplığıdır. Kaynaklarda kütüphanesinin yedi bin ciltlik olduğu bildirilir. Bu rakam o günün şartlarına göre hayli abartılı bulunmuş, yine de önemli miktarda kitabı olduğu kabul edilmiştir. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'ndeki bir deftere göre Yavuz Sultan Selim, Müeyyedzâde'nin ölümünden sonra dağılan kitaplarının bir araya getirilip kaydedilmesini istemiş, sayım sonucunda 2112 kitap bulunmuştur. Defterin sonundaki ifadelerden, değerli kitaplarının padişahın saraydaki özel kitaplığına alınmış olabileceği anlaşılır. Modern araştırmalar kitaplığın büyüklüğünü bu yüzden yaklaşık iki bin ile yedi bin cilt arasında gösterir.
Kitaplığın içeriği, sahibinin kendi çalışmalarına göre çok daha geniş bir ufku yansıtır. Müeyyedzâde'nin kendi yazıları fıkıh ve kelâmla sınırlı kalırken, kütüphanesinde dinî ilimlerin dışında geometri, matematik, optik, mineraloji, simya, coğrafya ve astronomi gibi birçok alanda kitap bulunuyordu. Judith Pfeiffer, bu kitaplığın envanterinde yer alan matematik ve astronomi eserlerinin listesini yayımlamıştır.
Müeyyedzâde kitaplarını yalnızca biriktirmedi, bir kısmını kendi eliyle istinsah etti. Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde Veliyyüddin Efendi koleksiyonunda 2304 numarada bulunan Tûsî'nin Taḥrîru Uṣûli Öḳlîdis nüshasının Şiraz'da onun tarafından yazıldığı başındaki kayıttan anlaşılır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki (III. Ahmed, 1584) İbn Sînâ'nın el-Mebdeʾ ve'l-meʿâd nüshası da yine onun elinden çıkmıştır. Hüsn-i hattı Amasya'da Şeyh Hamdullah'tan öğrendiği düşünülürse bu istinsahlar yalnızca bir tutkunun değil, sağlam bir hat eğitiminin de ürünüdür.
Dönemi İçindeki Yeri
Müeyyedzâde'yi Osmanlı düşünce tarihinde konumlayan şey, tek bir büyük eserden çok bir bağlantı noktası olmasıdır. Bir yanda Fâtih'in kurduğu Sahn-ı Semân düzeni ve Osmanlı medreselerinin yerleşik fıkıh ve kelâm geleneği, öbür yanda Devvânî ve Deştekî'nin Şiraz'daki felsefî tartışmaları vardı. Abdurrahman Efendi bu iki dünyayı birbirine bağlayan kişilerin en önemlilerindendi. Kemalpaşazâde ve Ebüssuûd gibi isimlerin onun himayesinde yetişmesi, bu bağlantının sonraki nesillere de aktığını gösterir.
Amasya açısından bakıldığında Müeyyedzâde, şehrin şehzade sancağı olmasından doğan kültürel birikimin bir ürünüdür. Şehzade Bayezid'in Amasya'daki çevresi sayesinde şehirde şairler, hattatlar ve âlimler bir araya gelmişti. Müeyyedzâde bu ortamda yetişti, şehzadeyle dostluğu yüzünden sürgüne gitti, dönüşünde de aynı dostluğun sağladığı imkânla ulemanın zirvesine ulaştı.
Kronoloji
1456 (Safer 860): Amasya'da doğar.
1461: Babası, Amasya valisi Şehzade Bayezid'in nişancısı olur; Müeyyedzâde şehzadenin çevresine girer.
1479: Fâtih'in idam fermanından kurtulmak için Halep'e kaçar, ardından Şiraz'a gider ve Devvânî'den icazet alır.
1483 (Ramazan 888): Bayezid'in tahta çıkması üzerine Amasya'ya, sonra İstanbul'a döner; Kalenderhâne Medresesi'nde ders vermeye başlar.
1486 (17 Rebîülevvel 891): Kestelî'nin kızıyla evlenir; Sahn-ı Semân müderrisliğine atanır.
1494 (899): Edirne kadısı olur.
1501 (Rebîülevvel 907): Anadolu kazaskerliğine getirilir.
1505: Rumeli kazaskeri olur; aynı yıl Zacuto'nun astronomi eserinin Arapçaya çevrilmesini ister.
1511 (917): Yeniçeri hareketi sırasında konağı yağmalanır, Rumeli kazaskerliğinden azledilir.
1513 (919): Yavuz Sultan Selim döneminde Karaferye kadısı, ardından yeniden Rumeli kazaskeri olur.
1514 (920): Çaldıran Seferi'ne katılır; dönüşte ikinci kez azledilir.
1516 (15 Şâban 922, 13 Eylül): Vefat eder; Eyüp Sultan Türbesi hazîresine defnedilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ; Kınalızâde, Tezkire; Latîfî, Tezkire; Müstakimzâde, Tuhfe-i Hattâtîn.
Akademik çalışmalar
- Hasan Aksoy, "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, 2020, s. 483-485: https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi
- Judith Pfeiffer, "Emerging from the Copernican Eclipse: The mathematical and astronomical Sciences in Müʾeyyedzade ʿAbdurrahman Efendi's Private Library", 1st International Prof. Dr. Fuat Sezgin Symposium on History of Science in Islam Proceedings Book, s. 151-191.
- Ahmet İnanır, "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin Hayatı ve Osmanlı Hukuk Geleneğindeki Yeri", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Amasya 2017, c. 1, s. 347-356.
Diğer kaynaklar
- Osman Demir, "Müeyyedzâde Abdurrahmân Efendi", İslam Düşünce Atlası: https://islamdusunceatlasi.org/mueyyedzade-abdurrahman-efendi/507
- Judith Pfeiffer, "Teaching the Learned: Jalâl al-Dîn al-Dawânî's Ijâza to Mu'ayyadzâda Abd al-Rahmân Efendi and the Circulation of Knowledge between Fârs and the Ottoman Empire at the Turn of the Sixteenth Century", The Heritage of Arabo-Islamic Learning, Brill, 2016.
- Osman Demir - Mehmet Arıkan, "Touching the Point: Mu'ayyadzâda 'Abd Al-Rahmân Efendi's Treatise on Juz' Alladhî Lâ Yatajazza'", Nazariyat, c. 5, sy. 1 (2019), s. 135-194.
- Tayyip Gökbilgin, "Müeyyed-zâde", İslâm Ansiklopedisi, c. 8, 1959, s. 786-790. islamansiklopedisi.org.tr
Çevrimiçi kaynaklar








