Amasyalıdır. Tercemesi yukarıda geçen Şeyhülislâm Abdülkerîm Çelebi bin Abdülcebbâr el-Kâdirî mahdûmudur. Amasya ve Bursa’da meşâhîr-i ulemâdan ve hâssaten Şemseddîn Mehmed Fenârî’den ikmâl-i tahsîl ederek müderris oldu.
Edirne’de dârü’l-hadîs müderrisi olup fazl ü kemâliyle iştihâr ederek Filibe kadısı oldu. İffet ü istikâmetiyle kendisini Üçüncü Sultân Murâd’a tanıtmış olduğundan Edirne kadısı ve 851’de kazasker görüldü. 855’de ma’zûlen Amasya’ya gönderildi.
Çünkü Fâtîh Sultân Mehmed’in hal’inde Edirne’de kadı iken nüfûz ü medhâli olduğundan müşârun ileyhin ikinci cülûsunda azledilmişti. 857’de İstanbul’un fethinden sonra vefât etdi. Meşâhîr-i fuzalâdan hattât, müdebbir, müstakîm bir zât idi. [91]
Hutût-ı mütenevvi’ayı Amasyalı Sofu Yahyâ Çelebi’den temeşşuk etmişdi. Mahdûmu Muhyiddîn Mehmed Çelebi ve dâmâdları Amasyalı Kâmil Paşazâde Süleyman Bey ve İstanbul kadısı Hızır Beyzâde Sinan Paşa’dır. Şeyhülislâm Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi bunun kızı oğludur.
Müstakîmzâde Süleyman Sa’âdeddîn Efendi “Tuhfetü’l-Hattâtîn” adlı eserinde diyor ki: “Mecdeddîn-Edirne’de zuhûr ve tahsîl-i ulûm ve ma’ârifle mesrûr ve Yahyâ es-Sûfî’den temeşşuk ile hüsn-i hatt-ı Yâkûtâneye mâlik ve tarîk-i tedrîse sâlik olup şâkâyıkda tasrîh-gerde-i Ebü’l-hayr olduğu üzere Molla Gürânî azlinde devlet-i Aliyyede kazasker dahî olmuştur. Bu abd-i bî-menâfî anların silsile-i nesîllerinden tâli’ olmuştur. (Et-Temeşşuk-871) hudûdunda vatan-i aslîsinde rihlet-i cennet eyledi”.
Mehmed Süreyya Bey de “Sicill-i Osmânî”de şöyle yazıyor: “Muhyiddîn, Mecdeddîn Mehmed. Küpelizâde-müderris olup 867’de kazasker oldu. 872’de azledilip 874’de irtihâl eyledi. Meşâhîr-i ulemâdandır. Dâmâdları Hâce Sinan Paşa ve Kemâl Paşazâde” [92] Süleyman Çelebi’dir.” Hafîdi İbn Kemâl’dir.
Taş Köprülüzâde İsamüddîn Ebü’l-Hayr Ahmed Efendi de “eş-Şakâyıku’n-Nu’mâniyye fi ulemâi’d-devleti’l-Osmâniyye” adlı eserinde diyor ki; “Âlim, âmil ü fâzıl, kâmil, Küpelioğlu demekle meşhûr Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed - ulemâ-yı asrından okudu. Zamânında fazîletle iştihâr edib ba’zı menâsıb deruhte etdi. Hattâ Sultân Mehmet Hân kazasker yaptı. Bilâd-ı Karaman’ın fethinden avdet ettikde 872’de Sadr-ı a’zam Mahmûd Paşa ile beraber azl eyledi.”
“Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed’in iki hemşîresi vardı. Birini Sinan Paşa ve birini de Kemâl Paşazâde Süleyman Çelebi tezevvüc etmişdi. Sinan Paşa’nın oğlu Mehmed Çelebi müderris ve kadı olup genç iken vefât etdi. Süleyman Çelebi’nin oğlu Ahmed Şâh bin-i Kemâl Paşa demekle meşhûr-i âfâk olan âlim ü fâzıl zâttır.”
Binâenaleyh, Mevlânâ Mecdeddîn, 845’de imzâsını gördüğüm Mecdeddîn Abdülmecîd bin Abdülkerîm el-Kâdirî’dir. Bunun mahdûmu da Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed Çelebi’dir. Şakâyık’ta bunun tercemesi yazılıdır. Sicill-i [93] Osmânî’de baba ile birleştirilmiş, hemşîreleri de kızları farz edilmiştir.
845’de Edirne kadısı görülen Mevlânâ Mecdeddîn Abdülmecîd bin Abdülkerîm el-Kâdirî Şakâyık’ta Sultân Murâd ulemâsından Mevlânâ Mecdeddîn diye pek muhtasar yazılmış, Sultân Mehmed Hân Mevlânâ Gürânî’den sonra onu kazasker nasb ettiği gösterilmişdir ki mahdûmu Muhyiddîn Mehmed Çelebi’dir. Diğer mahdûmu da Mevlânâ Hayreddîn Hızır-el-Amâsî’dir.