Kübceğiz Mahallesi halkından ve eski sipâhîlerden Mehmed Ağa bin İsmâîl Ağa’nın oğludur. Biraz ilm ü ma’rifet edinip edebiyâta heves etdi. Adliye mahkemesinin teşkîlinde a’zâ mülâzımı ve ba’dehû mahkeme a’zâsı oldu. Kendisini müreffeh yaşatacak servete mâlik olduğundan tanzîm-i eş’âra koyuldu. 1314’de vefât etdi.
Merhûm udebâ ve şu’arâdan geçinir, letâ’ife mâ’il, kendisini medh ü senâ edenlere pek mültefit, kerem-kâr, hoş-sohbet, hisse-mend-i ma’ârif bir zât idi. Mahdûmu Mehmed Şükrü Efendi hafîfü’ş-şu’ûr oldu. Bunun oğlu etıbbâdan Mecîd Şükrü Bey’dir.
Merhûm bir gün Sultân Bâyezîd Câmii avlusundaki muvakkıthâne önünde otururken yanındakilere ilm ü fazlını beyân ederek övünür. Bu esnâda meşâhîr-i fuzalâ ü şu’arâdan Mecdîzâde Hâfız Kâmil Efendi gelip yanında oturdukda susar. Hazret şu beyti [98] irticâlen söyler:
Bugün da’va-yı fazl eyler iken bir zâde-i hindî
Görünce kâmili erneb gibi bir kûşeye sindi
Merhûmun büyükçe bir dîvân-ı eş’ârını pek çok ricâdan sonra mahdûmunun elinde gördüm. İstişhâd için dîvânı baştan sonuna kadar süzdüm. Ma’âlesef ahz ü derce lâyık bir beyte tesâdüf edemedim.