[3] El-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi'l-mürselîn Muhammedi'n-nebiyyi'l-emîn ve alâ âlihî ve ashâbihi'l-müttakîn ve etbâ'ihi'l-mücâhidîn ilâ yevmi'd-dîn
Nev'-i beşerin ahbârını tasvîr, efkârını tenvîr, âsârını takdîr eden "ilm-i târîh"dir. Eşkâl-i muhtelifede hudûs ve tekerrür eden vekâyi'-i târîhiyye tedkîk olunursa dünyâ içün bir kıdem, zamân için bir bekâ tasavvur olunamaz.
Şu'ûn-ı âlemden her biri hudûs ve zevâl i'tibâriyle birer timsâl-i ibretdir ki hudûsunda bir hikmet, zevâlinde bin nasîhat mündemicdir. Hikmet-i hudûsunda kudret-i İlâhiyyenin bekâsı, nekbet-i zevâlinde mâ-sivânın fenâsı sâbit olur. O bir hikmetdir ki insâna basîreti celb eder. Bu bir nasîhatdır ki her mütefekkiri diyânete cezb eder.
İşte "ilm-i târîh" bu hikem-i hâdisâtı kâfil, bu nesâyih-i şu'ûnu şâmildir. Her kavmin dünyâda esbâb-ı kemâlini, avârız-ı izmihlâlini tasvîr eden "ilm-i târîh"dir. Bir kavmin sa'âdet-i hâlini ikdâr, [4] azamet-i istikbâlini ihzâr eden esbâb-ı mühimmenin biri de târîhini hakkıyla bilmekdir. Kâ'inâtda cereyân eden tebeddülâta, her kavm için ârız olan tahavvülâta atf-ı nazar-ı ibret etmeyen bir millet, hayât-ı siyâsiyyesini muhâfazada te'mîn-i istikbâl edemez. Tedrîcen sademât-ı mühlike-i zevâle ma'rûz olur.
Şu esbâb-ı mühimmeye binâ'en eslâf-ı kirâm, ilm-i târîhe fevkalâde ihtimâm ederek pek çok âsâr-ı muhallede te'lîf, umûmî ve husûsî kütüb-i nâdire tasnîf etmişlerdir. Buhârâ, Bağdâd, Hicâz, Haleb, Semerkand, Kudüs, Merv, Mısır, Yemen gibi bilâd-ı meşhûrenin ahvâl-i husûsiyyesine dâ'ir te'lîfine himmet edilen "Kütüb-i Tevârîh" fevkalâde kıymetdârdır.
Bunların her biri âid olduğu beldeden zuhûr eden e'imme-i ulemâyı, meşâyih-ı fukahâyı, kibâr-ı ümerâyı, a'yân-ı rü'esâyı, erbâb-ı sınâ'âtı; ensâb ve fürû'uyla, terâcim-i ahvâliyle mükemmelen zabt ve tafsîl ve ol beldeye âid olan şu'ûnât-ı hâdiseyi, vukû'ât-ı câriyeyi alâ-vechi's-sıhha kayd ve tatvîl ederek şâyân-ı ibret olan cihâtı enzâr-ı kâ'inâta arz etmekdedir.
Meselâ, "Ebû Bekir el-Hatîb el-Bağdâdî"nin "Târîh-i Bağdâd"ı ve "Lisâneddîn el-Hatîb et-Telmesânî"nin "El-İhâta"sı şu ifâdât-ı âcizânemin birer şâhid-i zî-hayâtıdır. Şu iki Hatîb'in himem-i meşkûresi, bu iki belde-i mu'azzamayı dolayısıyla âlem-i İslâmı [5] ihyâ edecek hidemât-ı ilmiyyedendir. Kemâl-i ihtimâm ile te'lîf edilen şu iki eser-i kıymetdârın nazîri, ma'a't-te'essüf henüz bizde mevcûd değildir.
İstanbul, Bursa, Edirne bir derece istisnâ edilirse bilâd-ı meşhûre-i Osmâniye'den hiçbirinin mükemmel, husûsî bir târîhi yokdur. Bunlarda yalnız ulemâ, meşâyih, şu'arâ bir derece zabt edildiği hâlde kılâ'-ı cesîme, bilâd-ı meşhûre feth eden vüzerâ, ümerâ gibi bahâdırân-ı İslâmın mükemmel terâcim-i ahvâline, ensâb ve fürû'una, himem ve hıdemâtına dâ'ir bir şey yokdur. Bir aşîretden cihângîrâne bir devlet çıkaran bir millet-i mu'azzama için şu gaflete ne kadar te'essüf edilse azdır.
Ez-cümle Amasya, sahâ'if-i tevârîhde mukayyed olan şöhreti, hâdisât ve ricâlinin kesreti i'tibâriyle bilâd-ı meşhûre-i Osmâniye'den ma'dûd olduğu hâlde târîhine dâ'ir şimdiye kadar her ciheti câmi bir eser-i nâfi' görülemedi.
Şu azîz vatana nâçîzâne bir hizmet, târîh-i İslâmın Amasya'ya ta'alluk eden nikât-ı mechûlesini keşf ve tahkîke gayret etmek üzere "Amasya Sancağı"nın vukû'âtına dâ'ir o menba'dan zuhûr, yâhud bu sancakda tavattun eden ricâl ve ulemâyı, a'yân ve şu'arâyı, meşâyih ve a'lâmı, meşâhîr-i benâmı, ashâb-ı hayrâtı, erbâb-ı sınâ'âtı mümkin mertebede ensâb ve fürû'uyla beraber ilâve ederek bir eser tahrîrini tasmîm eyledim. [6]
Şu eseri cem' ve telfîk için mukaddimenin nihâyetinde tafsîl edildiği üzere yirmi beş sene İstanbul, Amasya, Bursa, Hicâz, Sûriye ve sâ'ir bilâd ve kasabât-ı Osmâniye'de vâki' kütübhânelere, bunlarda mevcûd olan kütüb-i tevârîhe, münşe'ât ve mecâmi'-i eslâfa, mehâkim-i şer'iyye sicillâtına mürâca'at ve şâyân-ı istifâde olan kuyûd-ı kadîme, evrâk-ı vakfiye, defâtir-i hâkâniyye ve mahkûkât-ı muhallede gibi vesâ'ik-i atîkayı taharrî ve mütâla'ada bezl-i makderet ederek terkîm ve bir mukaddime, iki bâba taksîm edib "Amasya Târîhi" nâmıyla tevsîm eyledim.
Binâ'en-aleyh, bir kavl-i meşhûra yâhud her yazılan târîhe mugâyir bir kayda tesâdüf buyurulursa me'hazlara bi'l-mürâca'a tashîh buyurulmasını erbâb-ı tedkîkden ricâya bir vesîle olmak için şu eseri enzâr-ı kâ'inâta arz ve takdîme cesâret etdim. "Feminallâhi'l-i'ânetü ve't-tevfîk".
Günümüz Türkçesiyle
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a; salât ve selâm peygamberlerin efendisi, güvenilir peygamber Muhammed'e, O'nun takva sahibi ailesine ve ashabına, kıyamet gününe kadar O'nun yolunda çaba gösteren bütün tâbilerine olsun.
İnsanlığın başından geçenleri anlatan, düşüncelerini aydınlatan, eserlerinin değerini ölçen bilim "tarih ilmi"dir. Türlü biçimlerde ortaya çıkıp tekrarlanan tarihî olaylar incelenirse, ne dünya için bir başlangıçsızlık ne de zaman için bir kalıcılık düşünülebilir.
Dünya işlerinin her biri, doğuşu ve yok oluşu bakımından birer ibret örneğidir; doğuşunda bir hikmet, yok oluşunda bin öğüt saklıdır. Doğuşundaki hikmetle İlâhî kudretin bâki olduğu, yok oluşunun felaketiyle de Allah'tan başka her şeyin fâni olduğu ortaya çıkar. O hikmet, insana basiret kazandırır; bu öğüt ise her düşünen kişiyi dindarlığa çeker.
İşte "tarih ilmi" olayların bu hikmetlerini üstlenir, dünya işlerinin bu öğütlerini kapsar. Her milletin dünyada yükselme sebeplerini ve çöküş arızalarını anlatan "tarih ilmi"dir. Bir milletin bugünkü mutluluğunu sağlayan, geleceğinin büyüklüğünü hazırlayan önemli sebeplerden biri de kendi tarihini gereği gibi bilmesidir. Kâinatta meydana gelen değişikliklere, her milletin başına gelen dönüşümlere ibret gözüyle bakmayan bir millet, siyasî varlığını korumakta geleceğini güvenceye alamaz; yavaş yavaş yok oluşa götüren yıkıcı darbelere maruz kalır.
Bu önemli sebeplerden dolayı saygıdeğer atalarımız tarih ilmine son derece özen göstererek pek çok kalıcı eser yazmış, genel ve özel nitelikte nadir kitaplar meydana getirmişlerdir. Buhara, Bağdat, Hicaz, Halep, Semerkand, Kudüs, Merv, Mısır, Yemen gibi meşhur şehirlerin kendine özgü durumlarına dair yazılmasına emek verilen "tarih kitapları" son derece değerlidir.
Bunların her biri, ait olduğu şehirden yetişen önder âlimleri, fıkıh bilginlerinin büyüklerini, ileri gelen emîrleri, kentin önde gelen yöneticilerini ve zanaat sahiplerini soyları, kolları ve hayat hikâyeleriyle birlikte eksiksiz biçimde kaydeder; o şehre ait olayları ve süregelen gelişmeleri doğru bir şekilde ve ayrıntısıyla yazarak ibret alınacak yönleri dünyanın gözleri önüne serer.
Örneğin Ebû Bekir el-Hatîb el-Bağdâdî'nin Târîh-i Bağdâd'ı ve Lisâneddîn el-Hatîb et-Telmesânî'nin el-İhâta'sı, bu naçizane sözlerimin yaşayan birer tanığıdır. Bu iki Hatîb'in şükre değer gayretleri, bu iki büyük şehri ve onlar aracılığıyla İslâm dünyasını ihya edecek ilmî hizmetlerdendir. Büyük bir özenle yazılmış bu iki değerli eserin benzeri, ne yazık ki bizde henüz yoktur.
İstanbul, Bursa ve Edirne bir ölçüde ayrı tutulursa, meşhur Osmanlı şehirlerinden hiçbirinin eksiksiz, kendine özgü bir tarihi yoktur. Bunlarda yalnızca âlimler, şeyhler ve şairler bir dereceye kadar kaydedilmiş olduğu hâlde, büyük kaleleri ve meşhur şehirleri fetheden vezirler, emîrler gibi İslâm kahramanlarının eksiksiz hayat hikâyelerine, soylarına ve kollarına, gayret ve hizmetlerine dair hiçbir şey yoktur. Bir aşiretten dünyayı fetheden bir devlet çıkarmış büyük bir millet için bu gaflete ne kadar üzülünse azdır.
Bunlardan biri olan Amasya, tarih sayfalarında kayıtlı şöhreti, olaylarının ve yetiştirdiği şahsiyetlerin çokluğu bakımından meşhur Osmanlı şehirlerinden sayıldığı hâlde, tarihine dair şimdiye kadar her yönünü kapsayan yararlı bir esere rastlanmamıştır.
Bu aziz vatana naçizane bir hizmet olmak ve İslâm tarihinin Amasya ile ilgili bilinmeyen noktalarını ortaya çıkarıp araştırmaya çalışmak üzere, "Amasya Sancağı"nda meydana gelen olaylara dair; bu kaynaktan yetişmiş ya da bu sancağa yerleşmiş devlet adamlarını ve âlimleri, ileri gelenleri ve şairleri, şeyhleri ve tanınmış kişileri, ün salmış meşhurları, hayır sahiplerini ve zanaat erbabını, imkân ölçüsünde soyları ve kollarıyla birlikte ekleyerek bir eser yazmaya karar verdim.
Bu eseri toplayıp bir araya getirmek için, mukaddimenin sonunda ayrıntısıyla anlatıldığı üzere, yirmi beş yıl boyunca İstanbul, Amasya, Bursa, Hicaz, Suriye ve diğer Osmanlı şehir ve kasabalarındaki kütüphanelere, bunlarda bulunan tarih kitaplarına, eskilerin mektup derlemelerine ve mecmualarına, şer'iyye mahkemelerinin sicillerine başvurdum; faydalanılmaya değer eski kayıtları, vakfiye belgelerini, devlet defterlerini ve kalıcı kitabeler gibi eski belgeleri araştırıp incelemek için elimden gelen bütün gayreti göstererek yazdım; bir mukaddime ile iki bölüme ayırıp Amasya Tarihi adını verdim.
Bu sebeple, meşhur bir görüşe ya da yazılmış her tarihe aykırı bir kayda rastlanırsa, kaynaklara başvurularak düzeltilmesini araştırma ehlinden rica etmeye bir vesile olsun diye bu eseri dünyanın gözleri önüne sunmaya cesaret ettim. "Yardım ve başarı Allah'tandır."
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- nev'-i beşer: insan türü, insanlık
- ahbâr: haberler, olup bitenler
- hudûs ve zevâl: ortaya çıkış ve yok oluş
- timsâl-i ibret: ibret alınacak örnek
- mâ-sivâ: Allah'tan başka her şey
- avârız-ı izmihlâl: çöküşe yol açan arızalar
- sademât-ı mühlike: yok edici darbeler
- eslâf-ı kirâm: saygıdeğer atalar, önceki kuşaklar
- âsâr-ı muhallede: kalıcı eserler
- bilâd-ı meşhûre: tanınmış şehirler
- terâcim-i ahvâl: hayat hikâyeleri, biyografiler
- ensâb ve fürû': soylar ve kollar
- ricâl: devlet ve ilim adamları, ileri gelen kişiler
- a'yân: bir yerin ileri gelenleri
- ashâb-ı hayrât: hayır eseri yaptıranlar
- münşe'ât: mektup ve yazışma derlemeleri
- mehâkim-i şer'iyye sicillâtı: kadı mahkemelerinin kayıt defterleri
- defâtir-i hâkâniyye: devletin resmî kayıt defterleri
- mahkûkât-ı muhallede: taşa kazınmış kalıcı yazılar, kitabeler
- tasmîm eylemek: kesin karar vermek
Yazar ve Eserin Yazılış Serüveni
Bu kısa önsöz, Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn'in on iki ciltlik büyük eserinin kapısıdır. Yazar Kasım 1869'da Amasya'nın Çeribaşı Mahallesi'nde doğmuş, Abdizâde Hacı Mehmed Ağa'nın oğludur. Mahalledeki Balcı Mektebi'nde başlayan öğrenimini rüşdiyede sürdürürken Farsça dersleri almış, Abdüllatif Efendi Kütüphanesi'ndeki kitapları inceleyerek Amasya tarihine dair ilk notlarını daha o yıllarda tutmaya başlamıştır. 1889'da İstanbul'a giderek Kalenderhâne Medresesi'ne yerleşmiş, tatillerde İstanbul kütüphanelerini dolaşmış; 1894'te Girit'e, 1895'te Şam ve Hicaz'a gitmiş, ardından Amasya, Vezirköprü, Lâdik, Çorum, Merzifon, Bursa ve Selânik'te malzeme toplamayı sürdürmüştür. Önsözde sayılan şehirler, yazarın hayatındaki bu gezilerle birebir örtüşür; "yirmi beş sene" sözü de bir abartı değil, kabaca 1880'lerin sonundan eserin ilk cildinin basıldığı yıllara uzanan gerçek bir emeğin ifadesidir.
Önsözde mahkeme sicillerine başvurduğunu söylemesinin de somut bir karşılığı vardır. Hüsameddin 1898'de askerî kısmet mahkemesinde muavinliğe getirilmiş ve bu görevi İstanbul ile çevresindeki şer'iyye sicillerini taramak için bir fırsat bilerek Amasya'ya ait kişiler hakkında bilgi toplamıştır. Daha sonra Vezirköprü, Osmancık, Niksar ve Refahiye'de nâiblik yapmış, son görevi Evkaf Nezâreti'nde eski kayıtların mütercimliği olmuştur. Bu görev, önsözde andığı vakfiye ve eski defterlere doğrudan el sürebildiği bir makamdı. 10 Şubat 1939'da İstanbul Şişli'deki evinde vefat etmiş, Feriköy Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Örnek Aldığı İki Şehir Tarihi
Hüsameddin'in örnek gösterdiği iki eser, İslâm dünyasında şehir tarihçiliğinin en tanınmış örnekleridir. Hatîb el-Bağdâdî'nin Târîhu Bağdâd'ı yazarı otuz yaşlarında iken başlanmış ve yirmi yıl sonra, 444 [1052-53] yılında tamamlanmıştır. Eser, Bağdat'ın kuruluşunu, nehirlerini, köprülerini ve mezarlıklarını anlatan geniş bir giriş ile bu şehirde yaşamış ya da şehre gelmiş 7831 kişinin biyografisinden oluşur. Halifelerden zanaatkârlara, kadılardan şairlere kadar toplumun her kesimi bu biyografilerde yer alır. Önsözdeki "ulemâyı, ümerâyı, a'yânı, erbâb-ı sınâ'âtı" diye sayılan sıra, bu eserin kuruluşunun neredeyse aynısıdır. Târîhu Bağdâd kendisinden sonra yazılan şehir tarihlerine örnek olmuştur; Hüsameddin de aynı geleneğin bir halkası olmayı açıkça amaçlamaktadır.
İkinci eser, Endülüslü âlim ve devlet adamı Lisânüddin İbnü'l-Hatîb'in Gırnata (Granada) tarihi olan el-İhâta fî ahbâri Gırnâta'dır. 761-769 [1359-1368] yılları arasında kaleme alınan bu eser, XIV. yüzyılda Gırnata'da yaşamış tanınmış kişilerin biyografilerini içerir; yazar kendi hayat hikâyesini de eserin sonuna eklemiştir. Hüsameddin'in de kendi otobiyografisini Amasya Tarihi'nin birinci cildine koyması, bu örneğe bilinçli bir bağlılık olarak okunabilir; ancak bunu kendisi söylemez, bu bir çıkarımdır.
Metinde "Lisâneddîn el-Hatîb et-Telmesânî" diye geçen müellif, 713 [1313] yılında Endülüs'ün Levşe (Loja) kasabasında doğmuş olan Lisânüddin İbnü'l-Hatîb'dir. Ailesi Suriye'den Endülüs'e göç etmiş Yemen asıllı bir soydandır; "Hatîb" adı da büyük dedelerinden birinin hatiplik görevinden gelir. Gırnata sarayında vezirlik ve divan başkâtipliği yapmış, ömrünün sonunda saraydaki düşmanlarından kaçarak 773 [1371] yılında Tilimsân'a (bugün Cezayir'de Tlemcen) sığınmıştır. Hüsameddin'in kullandığı "Telmesânî" nisbesi büyük ihtimalle bu Tilimsân sığınmasından kaynaklanır; ancak müellif kaynaklarda daha çok Gırnata ve Endülüs ile birlikte anılır.
Önsözdeki İddia ve Bugünkü Değerlendirme
Hüsameddin, İstanbul, Bursa ve Edirne dışında hiçbir Osmanlı şehrinin kendine özgü bir tarihi olmadığından yakınır. Bu şikâyet, eserin değerini bugün de belirleyen noktadır. Amasya Tarihi sonraki araştırmacılarca şehir tarihçiliğine öncülük etmiş bir eser kabul edilmiştir. On iki cilt olarak hazırlanmış, fakat yazarın sağlığında yalnız ilk dört cildi ile dördüncü cildin "bakiyye"si basılabilmiştir. Beşinci cilt kayıptır; yazma hâlindeki VI-XII. ciltler Amasya Belediyesi tarafından 1979'da satın alınmıştır. Birinci cilt 1327 rûmî [1911-12] yılında İstanbul'da yayımlanmış, şehrin kuruluşunu, semtlerini, kalelerini, mahallelerini, camilerini, türbelerini, âlimlerini ve tekkelerini konu edinmiştir. Bu sitede yayımlanan metin, eserin Amasya Belediyesi tarafından 2022'de yapılan tam neşrine dayanır.
Önsözün son paragrafında yazar, kaynaklara aykırı bir kayıt görülürse düzeltilmesini rica eder. Bu alçakgönüllü ricanın bir gerekçesi vardır. Eseri değerlendiren araştırmacılar, Hüsameddin'in el yazmaları, mahkeme sicilleri, vakfiyeler, kitabeler ve mezar taşları gibi ilk elden kaynaklara dayandığını takdir etmekle birlikte, başvurduğu kaynakları çoğu yerde göstermemesini ve bazı konularda aşırı etimolojik benzetmelere girişmesini eleştirmiştir. Turgut Akpınar'ın tespitine göre yazar, aldığı sağlam İslâmî eğitime rağmen "koyu bir Türkçü"dür ve hayatının gayesini Türk tarihini ve dilini araştırmak olarak tanımlamıştır. Önsözdeki "bir aşiretten cihangir bir devlet çıkaran millet" vurgusu bu bakışın ilk işaretidir; mukaddimenin devamında şehrin adını Türkçe bir köke bağlama çabasında bu eğilim daha açık görülecektir.
Bu eleştirilere rağmen Alman tarihçi Franz Babinger, eserin bazı konularda "gerçek bir hazine" olduğunu söylemiş ve hiç olmazsa bir kısmının bir Batı diline çevrilmesini tavsiye etmiştir. Eserin basılı ciltlerindeki bazı hatalar Amasya müftüsü Sabri Yetkin tarafından düzeltilmiş, birinci cilt 1986'da Ali Yılmaz ve Mehmet Akkuş tarafından kısmen sadeleştirilerek yeni harflerle de yayımlanmıştır. Sitemizdeki "Araştırma Makalemiz" bölümleri, yazarın kendi ricasına uygun olarak, onun verdiği bilgileri bugünkü araştırmalarla karşılaştırma amacını taşır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 74–75. amasya.bel.tr
- Turgut Akpınar, "Amasya Tarihi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991, s. 6-7. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya-tarihi
Akademik çalışmalar
- Turgut Akpınar, "Hüseyin Hüsâmeddin Yasar", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 551-552. https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-husameddin-yasar
- Casim Avcı, "Târîhu Bağdâd", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 40, İstanbul 2011, s. 88-89. https://islamansiklopedisi.org.tr/tarihu-bagdad
- Câsim el-Ubûdî – Cengiz Tomar, "İbnü'l-Hatîb, Lisânüddin", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnul-hatib-lisanuddin