Amasya fuzalâsından olup Mısır’a sefâretle gitdiğinden dolayı “Resûl”demekle meşhûr olan Kemâleddîn Ahmed bin Ya’kûb bin Mevdûd bin Alî bin Ahmed ez-Ziyârî mahdûmudur. Amasya’da “Ziyârelioğlu” demekle meşhûr olduğu gibi ulemâ-yı Mısır arasında “İbn-i Resûl” denmişti.
Amasya’da mukaddimât-ı ulûmu tahsîl etdikten sonra pederiyle beraber Mısır’a gidip orada Kıvâmeddîn et-Takânî, Cemâleddîn bin Hişam, Kıvameddîn Mehmed Kâkî, Alâaddîn Alî et-Türkmânî gibi [128] fuzalâdan ikmâl-i tahsîl ederek bir müddet Mısır’da ve bir müddet de Şâm’da tedrîs-i ulûma himmet etdi.
Fezâ’il-i ilmiyye ve ahlâkiyyesi aktâr-ı Şâmîyede intişâr edib kendisine Sargatmışiyye müderrisliği verildi. Bir müddet sonra muhtesib-i Dımeşk olup ahlâk-ı umûmîyeyi tanzîm u tehzîb için çalışdı. 771’de ba’zı şikâyetlerden dolayı azl edildi. Bir müddet sonra yine muhtesib oldu.
774’de hükûmet-i Mısriyye tarafından risâletle Amasya’ya gelip Amasya hükümdârı Hacı Şâdgeldi Paşa nezdinde icrâ-yı risâlet etdi. Senesinde avdet edib üçüncü def’a Şâm’a muhtesib ve müderris-i Sargatmışiyye olduğu hâlde 780 senesi zilka’desinde vefât etdi.
Fâzıl, muhakkik, ulûm-ı şer’iyyede mütebahhir, muhibb-i sünnet düşman-ı bid’at, akîdesi pâk, zâhid, mübtedi’aya karşı şedîd idi. Bu yüzden birkaç def’a azl ü nasb edildi. Manzûme-i fıkhıyyeyi dört cild üzere şerh edib “Menâr”, “Meşârık”, “Buhârî”, “Telhîs” kitâblarını muhtasar ve müfîd bir sûrette şerh etdi. Îmânın ziyâde ve noksânı hakkında bir risâle-i mühimmesi [129] vardır.
Allâme Ahmed bin Hacer “Enbâi’l-Gumr fî Ebnâi’l-Umr” adlı eserinde fâzıl-ı müşârün-ileyhi “Mehmed bin Ahmed bin Resûl bin el-Amasî muhtesib u Dımeşk vellâhâ mirâren mâte fî zil-kâdeti senete semânîn ve seb’i mi’e” diye kayd ediyor. Diğerleri “Resûl-i Rûmî” diye yazıyor. Hem kendisi, hem de pederi resûl, ya’nî sefîr olduğu münâsebetle her ikisi de doğrudur. Mahdûmu Şerefeddîn Ya’kûb bin Resûl er-Rûmî de meşhûrdur.