Kırımlıdır. Kırım ulemâsından es-Seyyid Abdullah Efendi bin eş-Şeyh Ebu’s-Su’ûd Mehmed Efendi bin Abdulvâhid Efendi bin Abdüsselâm Efendi bin Afîfeddîn Abdullah Efendi bin Kemâleddîn İbrâhim Efendizâde es-Seyyid Ahmed Efendi’nin mahdûmudur.
Cedd-i a’lâsı Kemâleddîn İbrâhim Efendi Amasyalı olup Kefe müftülüğünden ma’zûlen Bursa’da vefât eden Dede Cöngî Efendi’dir. Bundan i’tibâren pederi es-Seyyid Ahmed Efendi’ye gelinceye kadar ecdâdı sırasıyla Kefe müftüleridir.
Sülâlesi Rûhü’l-beyân sâhibi eş-Şeyh İsmâ’îl Hakkı Efendi’nin hulefâsından Mehmed Râşid Efendi’nin yazdığı bir mecmû’ada eş-Şeyh Ebu’s-Su’ûd Mehmed Efendi’nin Kefe müftüsü [300] olduğu esnâda te’lîf etdiği “Hediyyetü’z-Zemân fî-İbâhati’d-Duhân” adlı risâlesi zeylinde görüldü.
Sâhib-i terceme, kendi kaydı üzere 1165 senesi recebinde Bahçesarây’da doğdu. 1181’de Amasya’ya gelip Ürgüblü Hacı Ahmed Efendi’nin halka-i tedrîsinde bir müddet tahsîl-i ulûm etdi. Ba’dehû Fenercîzâde el-Hâc Evliyâ Halîl Efendi’den ikmâl-i tahsîl ederek icâzet-nâme aldı.
Esnâ-yı tahsîlinde fazîletle iştihâr eden meşâyih-i kirâm-ı Nakşîbendiyyeden Turhallı eş-Şeyh Mustafa Efendi nezdine gidip tekmîl-i sülûk ederek müşârün-ileyhten de hilâfet-nâme alıp Amasya’da bir müddet tedrîs ve irşâd ile meşgûl oldu.
Ürgüblü Hacı Ahmed Efendi esnâ-yı va’z ü tedrîsinde ba’zı akvâl-i sûfîyânesine i’tirâz ve Ziyâreliler de kendini da’vet eylediğinden Ziyâre’ye gidip orada Keçizâde câmii ittisâlinde kendisine inşâ edilen zâviyesinde icrâ-yı meşîhat ve câmi-i mezkûrda va’z ü nasîhat ederek fevka’l-âde iştihâr etdi. [301]
Caniklizâde Tayyâr Mahmûd Paşa Amasya’ya geldiği zamânlarda tekkesini ziyâret ve kendisine atiyyeler ihsân eder, bu da atiyyeleri etrâfında bulunan fukarâya bezl ü in’âm eylerdi. Kezâlik bunun zıdd-ı kâmili olan Cebbârzâde Celâleddîn Mehmed Paşa da Sivas vâlîsi iken tekkesini ziyâret ve aynı sûretle hareket ederdi.
Hatta “Baba Paşa” demekle meşhûr olan Pehlivân İbrâhim Paşa Sivas vâlîsi olup Amasya’ya geldikte ba’zı ulemâyı ziyâret etdiği gibi sâhib-i tercemeyi de tekkesinde ziyâret etmiş ve hayli nasîhatlerini dinlemiş, meşhûr Zaralızâde Lutfullâh Paşa da aynı sûrete ri’âyet eylemişti.
1230’da es-Seyyid Gâlib Mehmed Paşa Sivas vâlîsi olarak Amasya’ya gelip tekkesini ziyâret etdikte şu kıt’ayı takdîm etmiş, paşadan da hayli ri’âyetler görmüştü.
Müsemmâ perdesin çün sâlib oldu
Semâya irtifâ’a tâlib oldu
Çün âdem sırra semâya irişdi
Merâyâdan cemâle gâlib oldu
Su’ûd-ı tayyibâta sâlih a’mâl
Kulûbe nisbeten çün kâlib oldu
[302]
Ene’l-hakk ismidir Mansûrı dâre
Çeküb semt-i semâya sâlib oldu
Huzûra rağbetinden gör ki Îsâ
Çekildi habl-i şer’a hâlib oldu
Anınçün nâzil oldu kevn-i esmâ
Müsemmâyı semâya câlib oldu
Hicâbî ref’ ü nasb esmâya târîh
Bil es-Seyyid Muhammed Gâlib oldu (1230)
Hülâsa Amasya’ya gelen vüzerâ ve ricâl-i devlet herhâlde kendisini tekkesinde ziyâret ederek atiyyeler verirlerdi. Çünkü 1224’de başına topladığı birkaç bin talebe ve mürîdânıyla Rus harbine giderek oldukça yararlıklar göstermiş, hayli işe yaramış, bundan dolayı ricâl-i devlet arasında ma’rûfiyyet kazanmış “Gâzi Şeyh” unvânını almışdı.
İbtidâ-yı tahsîlinde Keçioğlu câmi-i şerîfine imâm olmuştu. Bunun için Ziyâreliler kendisini pek ziyâde severler, kendisine bir velî nazarıyla bakarlardı. Sonra imâmeti terk edib câmi-i mezkûrun vâ’izi ve zâviyesi şeyhi olduğu hâlde 1238 senesi recebinin evâ’ilinde [303] dâr-ı kudse intikâl etdi. Câmi-i mezkûrun harîminde bir hücre-i mahsûsada medfûndur.
Âlim, fâzıl, hadîs ve tefsîre vâkıf, vâ’iz, mütekellim, natûk, şâir, ma’ârif-i sûfiyyede mâhir, zâhid, müttakî, kerîm, sofrası küşâde, fukarâsı bol, güler yüzlü, uzunca boylu, tenû-mend, mehîb bir şeyh-i Nakşibendî idi. Ta’assub u tesallüfden hoşlanmazdı. Müskit cevâbları çoktu. Vüzerâ ve a’yânın verdikleri atiyyeleri tekkesinde fukarâya bezl ü in’âm ederdi. Ba’zı ahvâli kerâmâta haml edilirdi.
Ürgüblü Hacı Ahmed Efendi, “Amasya’da bu kadar ulemâ ve meşâyîh var iken Turhal’a ne için gidiyorsun” diye kendisine ta’riz etdikte “Senden bellediğimi unutmağa gidiyorum” diye cevâb vermişti. Merhûm Şeyh Kâmil Efendizâde Şeyh el-Hâc Ziyâ Efendi, şeyh-i müşârün-ileyhin pek çok ahvâlinden nakl ederdi.
Halkı zikr u tevhîde tergîb eder, ahlâk-ı umûmiyyenin tehzîbine himmet eylerdi. Anın zamânında Ziyârelilerin ahlâkında şâyân-ı dikkat iyilikler yıllarca devâm etdi. Münkerât, [304] fevâhiş, müskirât, menhiyyât Ziyâre halkında yok diyecek derecede olduğunu o zamân idrâk eden Ziyâreli Müftüzâde el-Hâc Feyzullâh Efendi nakl ederdi.
Şeyh-i müşârün-ileyh emsileyi lisân-ı tasavvufla şerh edib insan, ihtilâf-ı e’imme, tasavvuf, tevhîd, Sivas, fakr, kevser, hediyye ve hilâl hakkında risâleler te’lîf ederek ulûm-ı şer’iyye ve sûfiyyede rüsûhunu gösterdi. Bunlardan bir haylisi de görüldü.
Şeyh Ziyâ Efendi’nin nakli üzere tarîkat-ı Nakşibendîye’de şeyhi olan Turhallı eş-Şeyh Mustafa Efendi, İbrâhim bin Abdülgaffâr et-Turhalî nâmında bir zâtın mahdûmudur. İstanbul’da tahsîl-i ulûm ve Şeyh Murâd Efendizâde eş-Şeyh Alî Efendi’den tekmîl-i sülûk edib Turhal’da neşr-i tarîkat etdi.
Eş-Şeyh Alî Efendi tarîkat-ı Nakşiyyeyi ceddi eş-Şeyh Murâd Keşmîrî Efendi’den o da eş-Şeyh Mehmed Ma’sûm Sirhindî’den o da hâcegân-ı i’zâm-ı Nakşibendiyyeden Hâce Ahmed Fârûkî’den ahz ü telakkî etmişlerdi. Kaddesallahü esrârahum.
Hazret-i Hicâbî’nin üç halîfesi pek meşhûr idi. Birincisi [305] dâmâdı Ziyâreli eş-Şeyh İbrâhim Efendidir ki, yanında medfûndur. İkincisi Amasya esnâfı şeyhi el-Hâc İsmâ’îl Efendi ve üçüncüsü şehir kethüdâsızâde azîz-i meşhûr eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi’dir. Bunlar Amasya’da meşhûrdur.
Hazret-i Hicâbî’nin mahdûmu mevâliden es-Seyyid Mehmed Kâmil Efendi’dir ki 1248’de vefât etdi. Bunun oğulları es-Seyyid Alî, Osmân Efendilerdir. Diğer dâmâdı es-Seyyid Mehmed Efendi ve birâderi es-Seyyid Kemaleddîn İbrâhim Efendi ve ammizâdesi es-Seyyid Ahmed Mes’ûd Efendi ulemâdan idiler. Kerîmezâdesi es-Seyyid Abdulbâkî Efendi bin es-Seyyid Mehmed Efendi 1303’de vefât etdi.