Ârifî Mehmed Efendi'nin tekkede okunan ilahilerinden birkaçı bir zaman Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın elindeydi; yazar, Amasya Tarihi'nde onu şair olarak kaydederken bu ilahilerin yandığını da bildirir ve şeyhin imzasını kendi eliyle "Mehmed Ârifi" diye attığını not eder. Bu şehir çocuğu, XIX. yüzyılın ilk yarısında Amasya'nın Acem Ali Mahallesi'nde, kendi evinin selamlık kısmında açtığı zaviyede otuz yıl kadar Nakşibendî şeyhliği yapmış ve 1265 (1848-49) yılında ölmüştür. Babası, 1118'de Amasya şehir kethüdası olan Hacı Hüseyin Ağa'nın soyundan geldiği için aile "Şehir Kethüdâsızâde" diye anılırdı. Bugün bu şeyhin şiirlerinden tek bir mısra elde değildir. Maddenin özgün metni sitede Ârifî Mehmed Efendi-Şehir Kethüdâsızâde başlığıyla da yayımlanmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde adı "ayın" harfiyle başlayan Amasyalılar sıralanırken, Çorumluzâde Ârifî Hüseyin Efendi'nin hemen ardından bu kayıt gelir:

Ârifî Mehmed Efendi-Şehir Kethüdâsızâde 1118'de Amasya şehir kethüdâsı olan Hacı Hüseyin Ağa ahfâdından Hüseyin Ağa'nın mahdûmudur. Ulemâdan ve hâssaten Canikli Mehmed Efendi'den tahsîl-i ilim edib Nakşibendiyye meşâyih-i kirâmından Hicâbî Abdulbâki Efendi'nin hizmetinde tefeyyüz ederek hulefâsından oldu. Acem Ali Mahallesi'nde kâin hânesinin selâmlık kısmını zâviye ittihâz ederek bu zâviyesi şeyhi oldu. Otuz yıl kadar zikir ve tevhîd, halkın tehzîb-i ahlâkına himmet ederek 1265'de vefât etdi. Uzunyol Mezârlığının dağ tarafında kâin bahçesinde medfûndur. Şeyh-i müşârün-ileyh, âlim, âbid, gâyet müteşerri', asrının kutbu idi. Cuma geceleri zâviyesi bir mahfil-i ulemâ ve meşâyih olup sohbetinde ruhâniyet-i Muhammediye neş'esi duyulurdu. Samt ve sükûtu gâlib, vakûr, sözünde ve özünde Nakşibendiyye haşmeti görülürdü. Ulemâ ve meşâyih arasında "Aziz Efendimiz" unvânıyla anılır, herkes sözlerini can kulağıyla dinler, meclisinde lağviyyât ve hicviyyâta ait sözler işitilmez, gâyet nezîh olup mesâvîden hoşlanmazdı. Bütün ma'nâsıyla âlî-himmet, pâk-sîret, mazınne-i kerâmet bir zat idi. Kaddesallahu sırrahu'l-azîz. Hazret-i aziz, şâir idi. Kendi kalemiyle imzâsını "Mehmed Ârifi" diye yazardı. Tekkesinde esnâ-yı zikir ve tevhidde Üzümcü Hâfız'ın gâyet yanık ve tiz sadâsıyla okuduğu nuût-ı şerîfesini göz yaşıyla dinlerdi. İlahiyât'ından elde etdiğim birkaç tanesi maalesef yandı. Kalbi rakîk, merhameti gâlib, eli açıktı. Bütün vâridâtını zâviyesinde fukarâyı it'âma hasretmişdi. Mahdûmu Şeyh Ahmed Kâmil Efendi'dir.

Bugünkü dille: 1118'de Amasya şehir kethüdası olan Hacı Hüseyin Ağa'nın torunlarından Hüseyin Ağa'nın oğludur. Âlimlerden, özellikle Canikli Mehmed Efendi'den okudu; Nakşibendî şeyhlerinden Hicâbî Abdülbâki Efendi'nin hizmetinde manevî olgunluğa erip halifelerinden biri oldu. Acem Ali Mahallesi'ndeki evinin selamlık kısmını zaviye yaparak bu zaviyenin şeyhi oldu. Otuz yıl kadar zikir ve tevhitle, halkın ahlakını terbiye etmeye çalışarak 1265'te öldü; Uzunyol Mezarlığı'nın dağ tarafındaki bahçesinde gömülüdür. Âlim, ibadete düşkün, şeriata çok bağlı bir zattı; çağının kutbu sayılırdı. Cuma geceleri zaviyesi âlimlerin ve şeyhlerin toplandığı bir meclis olur, sohbetinde Peygamber sevgisinin manevî havası duyulurdu. Suskunluğu ağır basar, vakarlı dururdu; sözünde ve özünde Nakşibendî heybeti görülürdü. Âlimler ve şeyhler arasında "Aziz Efendimiz" diye anılır, herkes sözünü can kulağıyla dinlerdi. Meclisinde boş söz ve hiciv işitilmez, çok temiz yaradılışlı olup kötülükten hoşlanmazdı. Şairdi; imzasını kendi eliyle "Mehmed Ârifi" diye atardı. Tekkesinde zikir sırasında Üzümcü Hâfız'ın çok yanık ve tiz sesiyle okuduğu naatları gözyaşıyla dinlerdi. Hüsameddin onun ilahilerinden birkaçını ele geçirmiş, fakat bunlar yanmıştır. Yufka yürekli, merhametli ve eli açık biriydi; bütün gelirini zaviyesinde yoksulları doyurmaya ayırmıştı. Oğlu Şeyh Ahmed Kâmil Efendi'dir.

Hayatı ve Tekkesi

Mehmed Ârif'in ne zaman doğduğu kayıtlı değildir; yetişmesinde ise iki ad öne çıkar: medrese bilgisini aldığı Canikli Mehmed Efendi ve tarikat terbiyesini veren Kırımlı Nakşibendî şeyhi Hicâbî Abdülbâki Efendi. Hicâbî Ziyâre'de (bugünkü Ziyaret beldesi) tekke kurmuş bir şeyhti; Mehmed Ârif onun Amasya şehrindeki halifesi olarak çalıştı. Hüsameddin'in tekkeler listesi, "Şehir Kethüdâsıoğlu Tekkesi" adıyla anılan bu yerin Acem Ali Pınarı'nın doğusunda, çıkmaz bir sokak içinde bulunduğunu ve şeyhin 1238'de (1822-23) evinin bitişiğine bir tekke yaptırıp burada şeyhlik ettiğini kaydeder. Maddedeki "selamlığı zaviye yaptı" ifadesiyle bu kayıt birbirini tamamlar: aile evinin bir bölümü önce zikir yeri olmuş, sonra yanına ayrı bir yapı eklenmiş görünür. 1238'den 1265'e kadar geçen süre, Hüsameddin'in "otuz yıl kadar" sözüne yakındır.

Aile, Amasya'da yalnız tekkesiyle bilinmiyordu. II. Bayezid'in eşi İldi Hatun'un Amasya'da kurduğu dârülkurrânın vakfı, Hüsameddin'e göre Şehir Kethüdâsızâde Mehmed Ârif Efendi ile evladının elindeydi. Hüsameddin bu tevliyetten hareketle Şehir Kethüdâsıoğullarının İldi Hatun'un çocuklarından birinin soyundan gelmesi gerektiğini düşünür; bu onun kendi tahminidir ve bir belgeyle desteklenmez.

Şeyhin gömüldüğü yer iki yerde iki ayrı adla geçer. Kendi maddesi onu "Uzunyol Mezarlığı'nın dağ tarafındaki bahçesinde" gösterir. Kitabın ilk cildindeki türbeler listesi ise "Ârif Efendi Türbesi"ni Çeribaşı Mezarlığı'nın içinden geçen yolun güneyindeki bir bahçede verir; orada Mehmed Ârif'in yanında oğlu Ahmed Kâmil Efendi ve akrabası yatmaktadır, şeyhin baş ucundaki taşın kitabesine göre hicrî X. yüzyılın başlarından Pîr Mehmed Çelebi de buraya gömülmüştür. Malatyalı Sûfî Mehmed Efendi'nin türbesi de "Mehmed Ârif Efendi Türbesi'nin bitişiğinde" diye tarif edilir. İki adın aynı mezarlığın farklı adlandırmaları mı olduğu, yoksa iki ayrı yer mi gösterdiği kaynaktan çıkarılamıyor.

Şiiri

Hüsameddin'in onu şair saydığına ve imzasını "Mehmed Ârifi" diye attığına bakılırsa "Ârifî" mahlası bu imzadan gelir; maddenin başlığındaki ad da bunu yansıtır. Torunu Ziyâüddîn Yûsuf Efendi'nin maddesinde aile büyüğü bir kez daha "Şeyh Mehmed Ârifî Efendi" diye anılır. Şiirlerinin türü hakkında tek ipucu, Hüsameddin'in "İlahiyât'ından elde etdiğim birkaç tanesi" sözüdür: Ârifî zikir meclisinde okunmak üzere ilahiler yazmıştır. Tekkesinde Üzümcü Hâfız'ın sesiyle naat dinlediğinin anılması, bu şiirlerin okunduğu ortamı da gösterir.

Hüsameddin'in elindeki birkaç ilahi yandığı için Ârifî'nin şiirine bugün ulaşılamıyor. Yazar kaybı "maalesef yandı" diye kısaca bildirir, yangının ne zaman ve nerede olduğunu söylemez. Bir divanı ya da derlenmiş şiirleri olduğuna dair kayıt yoktur.

Aynı Adlı Çağdaşıyla Karışıklık

Aynı yıl ölen ve aynı adı taşıyan bir başka şair, iki kişinin kolayca karıştırılmasına yol açabilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Kethüdâzâde Mehmed Ârif Efendi" maddesindeki kişi 1185'te (1771) İstanbul'da doğmuş, şiirlerinde Ârif mahlasını kullanmış, Anadolu kazaskerliği payesindeyken 5 Rebîülâhir 1265'te (28 Şubat 1849) ölmüş ve Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergâhı hazîresine gömülmüştür. Onun 1271'de (1855) basılan küçük bir divanı ve öğrencisinin derlediği bir menakıbnamesi vardır; Nakşibendî tekkeleriyle de yakından ilgilenmiştir. Amasya'daki Şehir Kethüdâsızâde ise Amasya'da şeyhlik etmiş, orada ölüp gömülmüştür ve şiirleri basılmamıştır. Lakaplardaki "kethüda" sözcüğü de farklı yerden gelir: İstanbullu Ârif'in lakabı dedesi Yûsuf Ağa'nın Mihrişah Vâlide Sultan'ın kethüdalığından, Amasyalınınki atasının şehir kethüdalığından gelir. Kethüdâzâde Ârif'in divanındaki şiirler Amasyalı şeyhe ait değildir.

Ailesi

Tekke, şeyhin ölümünden sonra ailede kaldı. Oğlu Şeyh Ahmed Kâmil Efendi babasının yerine geçti. Tekkeler listesine göre 1299'da (1881-82) Ahmed Kâmil Efendi'nin küçük oğlu Yûsuf Ziyâeddîn Efendi, ondan sonra da ortanca oğlu Mehmed Bahâeddîn Efendi şeyh oldu. Ziyâüddîn Yûsuf Efendi'nin kendi maddesine göre bu torun, Hicâbî'nin yolunu sürdürmüş, tekkenin eski ilmî ve tasavvufî şöhretini korumuş, otuz yaşındayken hacca gitmiş ve Mekke'de kolera salgınında ölmüştür. Ölüm yılı bu maddede 1312, Bahâeddîn Efendi'nin maddesinde 1313, tekkeler listesinde ise Bahâeddîn'in şeyhliğe geçiş yılı olarak 1312 diye geçer. Bahâeddîn Efendi 1321'den (1903-04) sonra ölmüştür; Hüsameddin onun için "âlim değilse de" Nakşibendî âyin ve adabını bildiğini yazar.

Kronoloji

1118 (1706-07): Şeyhin atası Hacı Hüseyin Ağa Amasya şehir kethüdasıdır.

1238 (1822-23): Mehmed Ârif Efendi Acem Ali Mahallesi'ndeki evinin bitişiğinde tekke yaptırır.

1265 (1848-49): Amasya'da ölür.

1299 (1881-82): Torunu Yûsuf Ziyâeddîn Efendi tekkenin şeyhi olur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar