Amasyalıdır. İbrâhim bin Hüseyin’in mahdûmudur. Amasya’da [329] ulûm-ı edebiyye ve şer’iyyeyi ve fünûn-ı akliyye ve nakliyyeyi “Mahzenü’l-Fıkıh” mü’ellifi Mevlânâ Musliheddîn Mûsa, Mevlânâ Bahşî, Mevlânâ Ebu’l-Hayr Şirvânî Efendilerden tahsîl ederek ders-i âm oldu.
Yıllarca tedrîs-i ulûm u fünûn ederek fezâ’il-i ilmiyyesiyle iştihâr edib sırasıyla Halfet Gâzi, Atabeg, Ayâs Ağa medreselerine müderris olduktan sonra “Büyük Ağa” demekle meşhûr Hüseyin Ağa medresesi müderrisi oldu.
957’de usûl-i eslâf-ı ulemâ üzere Akşehirli Sa’dî Efendi’den mülâzım olup Anadolu kazaskeri Ca’fer Efendi’nin tavsiyyesiyle İstanbul’a celb edilerek 960’ta müderris olduysa da tûl-i müddet hasta olduğundan 961 zilhiccesinde dâr-ı na’îme irtihâl eyledi.
Gâyet fâzıl, muhakkik, usûl-i fıkıh ve kelâmda mâhir, samt u sükûtu gâlib, mesâ’il-i ilmiyye müstahzârında olup gâyet mütefekkir, fuhûl-i ulemâdan bir zât-ı sütûde-simât idi. İbn-i Melek’in “Menâr” şerhine mükemmel bir hâşiye te’lîf etdi. Hasta ve za’ifü’l-bünye olmasaydı, pek çok âsâr-ı ilmiyesi görülürdü. Ebu Eyyûb Ensârî civârında medfûndur. [330]
Nev’îzâde Atâyî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”ta diyor ki:“Merhûm-ı sâlifü’l-beyân güldeste-i bend-i riyâz-ı ilm ü irfân olup ulûm-ı kesîreye ıttılâ’ı ve arûz ve kâfiye sınâ’atı ile ıstınâ’ı var idi. Menâr şerhi, ibn-i Melek’e ta’lîk-i hâşiye ve meleke-i ilmiyyesini gâşiye etmiş idi.
Bundan mâ’adâ fünûn-ı adîdede te’lîfâtı ve mütâla’ası sebk eden kütüb kenârında ta’lîkâtı olduğunu mütercimîn isbât eylemişlerdir. Hakka ki eğer felekten amân ve emrâz-ı müzmineden zemân bulmuş olsa nâdire-i devrân ve ferîde-i asr ü evân olmak mukarrer idi.”