Amasyalıdır. Gümüşlüzâde câmi-i şerîfinin bânî-i sânîsi Ahmed Paşa bin Hüsâmeddîn Çelebi evlâdından Abdül Bey bin Mahmûd Bey bin Ahmed Paşa’nın mahdûmudur. Amasya’da tahsîl-i ma’ârif edib 896’da Trabzon vâlîsi olan Sultân Selîm-i Evvel dâ’iresine intisâb ederek Amasya’dan beraber gitdi.
Trabzon’da Sultân-ı müşârün-ileyhin mazhar-ı teveccühâtı olup terfî’-i kadr ederek 912’de Sultân-ı müşârün-ileyhin arzıyla İstanbul’a gidip hızâne-i âmire kâtibi oldu. İstanbul havâdisini Trabzon’da Sultân-ı müşârün-ileyhe iş’âr ederek âdetâ irtibât me’mûru vazîfesini îfâ etmeğe başladı.
“Ferîdun Bey Münşe’âtı”ndan müstebân olduğu üzere 918 senesi saferinde Sultân Selîm Han’ın cülûsunu müte’âkib muhâsebeci, 919 senesi rebîülevvelinde Rûmeli defderdârı, 920 senesi recebinin on birinde Rûmeli kethüdâsı, 921 senesi muharreminde baş-defterdâr oldu.
Bir yıldan ziyâde baş-defterdârlıkta kifâyet ü ehliyet [324] gösterdiğinden 922 senesi rebîülevvelinde uhdesine vezâret tevcîh edilerek kubbe-nişîn vüzerâdan oldu. Ancak sene-i mezbûrede Mısır seferi açıldı. Ordu-yı hümâyûn ile beraber gitdi.
Mercidabık muzafferiyeti üzerine Şâm’a girilip buradan da Mısır’a gitmek üzere hareket ve Han Yûnus mevki’ine kadar azîmet edildi. Burada Sultân Selîm, Sînâ Çölü’nden Mısır’a gitmek doğru olup olmadığına dâ’ir fikrini sordu.
Paşa’nın basîreti bağlanıp bu seferin müşkil olacağını beyân etmesi üzerine bu fikrin asker arasında şuyû‘ı isyâna bâdî olacağı mülâhazasıyla 922 senesi zilhiccesinin on altıncı günü derhâl i’dâm edildi. Âkil, müdebbir, sâdık, müstakîm idi. Birâderi Sa’dullâh Bey’dir.