Amasya tüccârından Hâce Hasan Çelebi bin Hâmid Tebrîzî mahdûmudur. Pederi Çelebi Sultân Mehmed Han devrinde Amasya’ya gelip yerleşti. Ticâretle iştigâl edib Hâcegân-ı memleketten oldu. Sâhib-i terceme Amasya’da doğdu.
Mukaddimât-ı ulûmu Amasya’da okuyup, pederinin sevkiyle Îrân’a gitdi. Oranın fuzalâsından tahsîl-i fezâ’il edib Amasya’ya avdet etdi. Ba’dehû Edirne’ye gidip Mevlânâ Fahreddîn Acemî demekle meşhûr Fahreddîn Mehmed bin Hüseyin Râzî’ye [318] mu’îd ve i’âdesinden mülâzım oldu. Ümm-i veledini tezevvüc etdi.
843’de üstâdından sudûr eden ba’zı ahvâle binâ’en üstâdı müderrislikten azl ve kendisi Amasya’ya gönderilip Halfet Gâzi medresesi müderrisi oldu. Tûl müddet Amasya’da tedrîs-i ulûm ederek fevka’l-âde iştihâr etdi.
865’de Fâtih Sultân Mehmed Han sekiz medresesini ikmâl edib kendisini İstanbul’a da’vet ederek vusûlünde medreselerinden birinin müderrisliğine nasb eyledi. Çünkü ümm-i veledini aldığı üstâdı Fahreddîn Acemî Şeyhülislâm olmuştu.
Ayasofya medresesi hitâmında ilk müderrisi ve ba’dehû Edirne müftüsü olup dokuz yıl kadar Edirne’de tedrîs u iftâ ile meşgûl olduğu hâlde 890 hudûdunda dâr-ı bekâya irtihâl etdi.²⁴⁷ Gâyet fâzıl, muhakkik, ulûm-ı akliyye ve nakliyyede kâmil, zekî, müteşerri’ bir zât-ı sütûde-simât olup “Mevlânâ Ümm-i veled” demekle meşhûr idi.
Bütün mefekkiresi tefekkürât-ı ilmiyye ile pek meşgûl olduğundan gâyet dalgın, mağlûb-ı gaflet bir hâlde bulunur, hânesinden medreseye giderken ve medreseden hânesine avdet ederken [319] rehbere muhtâc olurdu.
Bir gün rehbersiz medrese ve ders-hâneye giderken gafletle Mevlânâ Alâaddîn Arabî’nin müderris olduğu medrese ve ders-hânesine girmiş, sonra Mevlânâ Alâaddîn’i ders-hânesinde görmekle tenebbüh edib dönerek kendi medresesi ve ders-hânesine gitmiş. Mevlânâ Alâaddîn Arabî’nin handesini celb etmişdi.
Bununla beraber gâyet zekî, sadûk, kizb ü riyâdan berî, her türlü i’timâda lâyık idi. Hânesi Ebu Eyyûb Ensârî türbesine giden yol üzerinde olduğundan Hazret-i Fâtih, Eyüp’e giderken hânesinin önünde selâma durur, kendisine şerbet teklîf eder idi. Fâtih Sultân “Bu şerbeti gayrın elinden içmezem, senin elinden içerem” diyerek alıp içer idi. Fâtih Sultân, bir gün ordusuyla sefere giderken bütün ulemâ ve erkân-ı memleket teşyî’e gitmişlerdi. Mehter-hâne Hazret-i Fâtih’in önünden geçerken Fâtih Sultân ulemâya “Ya eyyühellezîne âmenû âminû billâhi ve resûlih²⁴⁸” âyet-i kerîmesinin mâ’nâsını sormuş “mü’minlere îmân ediniz” diye emrin ma’nâsı nedir?” demişti.
Mevlânâ Ümm-i Veled derhâl cevaba tasaddî ederek “Şu [320] davul güzel cevâb veriyor.”demiş. Fâtih Sultân ta’accüb edib nasıl cevâb verdiğini sordukta “davul düm düm²⁴⁹ ediyor, îmânınıza devâm edin, devâm edin diyor” diyerek, Hazret-i Fâtih’in fevka’l-âde istihsânını celb etmişdi.
Yine bir gün huzûr-ı hümâyûna ulemâ ile birlikte girmiş, bütün ulemâ âdet-i eslâf üzere Sultân Fâtih’in elini öptükleri hâlde bu keffini öpmüş. Fâtih bunun sebebini sormuştu. Mevlânâ Ümm-i Veled demiştir ki, keff aya ma’nâsınadır. Ayasofya medresesi de hitâm bulmak üzeredir. Müderrisliği için bu kadar alâka kâfîdir! demiş. Fâtih bundan hoşlanıp müderrisliğini Mevlânâ’ya vermiştir.
Mahdûmları Abdulevvel, Zeynelâbidîn, Alî Efendilerdir. Zeynelâbidin Efendi, Amasya’nın İltekin kasabasında²⁵⁰ te’lîf edib yazdığı “el-Kasîdetü’l-Garrâ fî harekâti’s-Semâvâti Turran” adlı eserini 882’de Sultân Fâtih’e takdîm ve orada tevellüd etdiği kendi kalemiyle yazılmış görüldü. Bunun mahdûmu Abdülazîz Efendi Amasya müftüsüdür. Bunlara “Ümm-i Veledzâdeler” dendi. Bunun mahdûmu Alî Efendi’dir. [321]