Tireboluludur. Buhâra ümerâsından Ya’kûb Hân evlâdından Edhem bin Mustafa’nın mahdûmudur. Tirebolu kazâsı dâhilinde Harşîd nâhiyesinde 1263’de doğdu. Tahsîl-i ilm u kemâl için İstanbul’a gidip meşâyih-i Nakşîbendiyyeden Yanyalı eş-Şeyh Mustafa İsmet Efendi hazretlerinin dergâhına girdi.

Orada şeyh-i müşârün-ileyhe on iki yıl kadar hizmet ve füyûzât-ı ilmiyye ve sûfiyyesinden istifâza ederek ahz-ı hilâfet [411] edib şeyhinin emriyle 1290’da Gümüş kasabasına geldi.

İki yıl kadar burada Nakşîbendiyye usûlü üzere halkı irşâda çalışdı. Fakat 1292’de ba’zı zevâtın arzûsu ve şeyh-i müşârün-ileyhin işâret-i ma’neviyyesi üzerine Amasya’ya gelip İçerişehir’de Ahî Sa’deddîn Mahallesi’nde eski zâviye-i Sa’diyye kurbunda kendisine tedârik edilen hânede yerleşdi.

Ba’dehû hânesinin bir kısmını ibâdet-gâh ittihâz edib Nakşîbendîlere hâs bir vakâr u sükûnetle hatm-i hâcegâna mülâzemet ve inzivâ-gâhında zikr ü ibâdet ederek neşr-i tarîkata himmet eyledi.

Bu esnâda Hazret-i Şeyh Hacı Hamza Nigârî Efendi’nin ihdâs eylediği ta’n ü la’net tavrına muhâlefet edib Risâlet-penâh Efendimiz Hazretlerine hürmeten sohbet-i nebeviyyesiyle müşerref olan bütün ashâb-ı kirâm hakkında âdâb-ı İslâmiyyeye fevka’l-âde ri’âyet ederek halkın teveccühât-ı kalbiyyesini kazandı.

Fethiye Mahallesi’nde mürîdânı çoğaldığından ekseriyyetle Fethiye Câmi-i şerîfinin mü’ezzinlere mahsûs odasında hatm-i hâcegânı [412] bir sekînet-i sûfiyyâne ve sukûnet-i kâmilâne üzere icrâya devâm etdi. Hacı Hamza Efendi’nin tagayyüb ü irtihâlinden sonra âmmenin hüsn-i nazarını celb etdiği hâlde hırs-ı şöhretten ictinâb etdi.

1323 şevvâlinde dâr-ı kudse irtihâl eden “Helvâcı Şeyh” demekle meşhûr Türkmenzâde eş-Şeyh Abdullah Efendi Hazretlerinin vefâtı üzerine Amasya’da teferrüd etdiği hâlde tavr ü mesleğine devâm edib 1333 senesi rebîülevvelinin onikinci perşembe günü akşam üzeri dâr-ı kudse intikâl etdi.

Ertesi Cum’a günü büyük bir ihtifâl içinde Sultân Bâyezîd Câmi-i şerîfinde namazı ba’de’l-edâ aynı ihtifâl ile kaldırılıp Yörgüç Paşa İmâreti ittisâlinde kâ’in mezârlığın yol üstüne tesâdüf eden yerine defn edildiği halîfesi olan eş-Şeyh Hâfız Burhân Efendi tarafından haber verildi.

Merhûm-ı müşârün-ileyh gâyet müteşerri’, dîndâr, müttakî, sâlih, ma’ârif-i sûfiyyeden haberdâr, âdâb-ı şerî’ate fevka’l-âde mürâ’î, şöhretten müctenib, zâhid, zî-ilm ü edeb, gayet sâkin, vakûr, şekl ü şemâ’ili güzel [413] âbid, pâk-i’tikâd, şâir-i sâhib-i dîvân, mazınneden bir zât-ı kerâmet-simât idi. Gazeliyyâtı sûfiyyâne, mesneviyâtı hakîmâne idi.

Halvet ü sohbet-i şerîfesinde kimseyi ta’yîb u mezemmet etmez, ulemâya mâ’il, ahvâl ü hikâyât-ı sûfiyyeye vâkıf, onların ahvâl ü hikâyâtını nakl etmekten zevk alır, kibr ü süm’adan ictinâb eder, selef-i sâlihîn meslek-i âlîsine iktidâ eylerdi.

Sünnet-i selef olan taylasân koyduğundan Hamzavîler ve ba’zı densizler arasında “Kuyruklu Şeyh” denirdi. Gâyet musallî olup evkât-ı hamseyi Sultân Bâyezîd Câmi-i şerîfinde edâ eder, ahyânen muvakkit-hâne peykesinde oturup ulemâ ile mu’âşeret eylerdi.

Ehl-i keşf olduğundan hangi kabri ziyâret ve ona teveccüh etse ehl-i kabrin nasıl bir adam ve kim olduğunu anlardı. Yörgüç Paşa Mezârlığı’na çok gider, orada pek çok münevver zevâtın medfûn olduğunu söylerdi.

Bir gün bana mezkûr mezârlığın cenûb-ı garbîsinde medfûn olan bir zâtın kabrini göstererek “Burada Ahmed nâmında bir [414] zât-ı şerîf medfûndur. Pek münevverdir. ” dedi. Ben de “orada medfûn olan zât-ı şerîf, kibâr-ı Halvetiyyeden Memî Dede demekle meşhûr eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed Efendi’nin hulefâ-yı kirâmından kutb demekle meşhûr eş-Şeyh Ahmed Efendi Hazretleridir” dedim. Pek mahzûz oldu. Kaddesallâhu Sirrahu’l-azîz.