Amasyalıdır. Amasya kadısı “Molla Beylik” demekle meşhûr olan Mevlânâ Nizâmeddîn Abdurrahmân Çelebi bin Şemseddîn Mehmed Şâh Muslihî kerîmesi ve Kazasker Molla Vildân Mehmed Çelebi hemşîresidir. Amasya’da zâviyesi olan Selâmet Hâtun’un kız kardeşi olduğu kuyûd ile sâbittir. [174]

Peder ve birâderlerinden ulûm-ı şer’iyye ve edebbiyyeyi ahz edib meşâhîr-i ulemâ ve üdebâdan İmâdzâde İshâk Fehmî Efendi ile te’ehhül etdi. Fâzıl bir erkekten ziyâde ibrâz-ı fazîlet ederek pek çok ulemâya münâzara ve mübâhase-i ilmiyyede tefevvuk u rüchânını gösterdi.

Şâyân-ı hayret fazl ü zekâya mâlik olup üdebâ ve şu’arâyı fesâhat ve belâgatiyle teshîr ü hayrân ederdi. Zevci Fehmî Çelebi de ulemâ ve şu’arâdan olduğu hâlde ilm ü şi’riyle ona tefevvuk etmişdi. Bir gece Fehmî Çelebi câriyesiyle beraber yatakta uyurken görüp yaptığı bir gazeli yastığının üstüne bırakmışdı.

Osmancık’ta elime geçen bir mecmû’ada bu gazeli görüp derhâl istinsâh etmişdim. O gazelinden şu beyti nakl eyledim:

Hased ol rinde kim her gice bâdâm-i rû-magz-âsâ
Yatur dildâr ile pehlû-be-pehlû bir firâş üzre

Zevci Fehmî Çelebi buna cevâben bir gazel yazıp i’tizâr etmişdir. Fakat her ikisinin gazelinde [175] karı koca arasındaki husûsiyyet olduğundan gazellerini nakl etmemişdim. Sonra bu gazelleri yandı. Nakl etdiğim bir beyti kurtuldu. Nakl etmediğime pişmân oldum.

Latîfî Çelebi “Tezkire-i Şu’arâ”sında diyor ki “nâdire-i hikmet-Rabb, zeynü’n-nisâ a’nî Zeyneb gaferallâhu zunûbeha ve uyûbehâ-Kastamonu diyârından bir merd-i hünerverin duhter-i sa’d-ahteri idi. Sâhibe-i iffet-i dû-şîze ve muhaddere-i pâkize idi.”

“Cins-i ünsâda ve sınf-ı nisvânda nâdire-i rûzgâr ve mestûre-i pür-iştihârdır. Lutf-ı tab’ını halk-ı cihân isti’câb ve nüktedânân-ı devrân istiğrâb ederlerdi. Pederi cevherinde kâbiliyyet ve zihninde zekâvet görüp her dürlü fenden ve her dürlü ilmden ta’lîm edib Fârisî dîvânlar ve Arabî kasîdeler okutmuş.

Tahsîl-i ma’rifet ve kesb-i kâbiliyyet etdikten sonra (ayn) “Çün ma’ânî cem’-gerded şâirî âsân-bûd” mefhûmunca tab’ında selâkat-i şi’riyesi olmağın Fârisî vü Türkî eş’ârla Sultân Mehmed nâmına dîvân tertîb etmişdir. Bu matlâ’-ı Fârisî [176] ânın eş’ârındandır:

Zülf eğer nist hevâ-dâr-ı kad-i bâlâ-yet
Hem çû men ser-beçe-i Rûmî nihed ender pâ’yet

Ve bu şi’r-i meşhûr dahi anındır:

Keşf it nikâbını yeri göğü münevver it.
Bu âlem-i anâsırı firdevs-i enver it.
Depret lebünü cûşa getür havz-ı kevseri
‘Anber saçunı çöz bu cihânı mu’attar it
Hattun berât yazdı sabâya didi ki tîz
Var milket-i hıtâ ile Çîni mûsâhhar it
Âb-ı hayât olmayıcak kısmet ey gönül
Bin yıl gerekse Hızr ile seyr-i Sikender it
Zeyneb ko meyli zînet-i dünyaya zen gibi
Merdâne var sâde-dil ol terk-i zîver it

Latîfi Çelebi, sâhibe-i tercemeyi Kastamonu diyârından zann etmesi pek de yanlış değildir. Çünkü Zeyneb Hâtun’un zevci kadı İmâdzâde İshâk Fehmî Çelebi beş altı yıl kadar Kastamonu kadısı olduğu münâsebetle [177] Hazret-i Zeyneb orada zevcinin hânesinde ikâmet etmişdi.

İşte bu ikâmeti, Latîfi Çelebi’ye o zannı vermişdir. Yoksa Zeyneb Hâtun’un Amasyalı ve Amasya’da Üçler Mahellesi’nde peder ü ceddinin yanında medfûn olduğunda şübhe yoktur. Âşık Çelebi ile Hasan Çelebi Tezkirelerinde Amasyalı olduğunu tasrîh etmektedirler.

Osmancık’ta gördüğüm mecmû’ada “Amasyalı Zeyneb Hâtun’un gazeli” ve “Zeyneb Hâtun’un zevci Amasyalı İmâdzâde İshak Fehmî Çelebi’nin cevâbı” diye yazılmışdır. Zeyneb Hâtun’un zevci kendisinden evvel vefât eylediğinden hayli zamân dul yaşadı. 889’da vefât etdi.

Âlimât ü fâzılât-ı nisâdan elsine-i selâsede şâire, edîbe dekâ’ik-ı ulûma vâkıfe tevârih ü muhâzarâta âşinâ bir Hâtun-ı mükerreme idi. Amasya’da Üçler Mahallesi’nde bir mektebi olduğu kuyûd-ı atîkadan anlaşıldı. Kız kardeşi Selâmet Hâtun’un tercemesi aşağıda gelir. Birâderleri Bedreddîn Mahmûd, Seyyideddîn Ahmed, Şemseddîn Mehmed Efendilerdir. [178]