Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilün
Ṣūfī ḳoltuḳlamışıñ yine dü zaḫm-ı ṭā‘ūn
Bīr ḳoltuḳda iki ḳarpuz olur mı mel‘ūn
Müje-i yār ile bir geçmişi var besbelli
Niye ditrer ya nedir ḫavf-ı sinān-ı pür-ḫūn
Menba‘-ı çeşme-i fitnedir o çeşm-i fettān
Ṣanki her bir müje bir lūle-i ‘ayn-ı efsūn
Öldürürseñ de n’ola ḫāṭırımız bal yaġdır
Şerbet-i būse-i la‘l-i lebiñi bir kez ṣun
Kimiñ āvīze-i gūşı idebildiñ Vāżıḥ
Ṭutalım söyledigiñ söz ola dürr-i meknūn
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sofu, yine iki veba yarasını koltuğunun altına almışsın; ey melun, bir koltuğa iki karpuz sığar mı.
2. Belli ki sevgilinin kirpikleriyle bir geçmişi var; yoksa niye titrer, o kanlı mızrak korkusu nedir.
3. O fettan göz fitne çeşmesinin kaynağıdır; sanki her bir kirpiği büyü pınarının bir lülesidir.
4. Öldürsen de ne olur, gönlümüze bal yağsın; la‘l dudağının öpücük şerbetini bir kez sun.
5. Ey Vâzıh, söylediğin söz saklı bir inci olsun diyelim; onu kimin kulağına küpe edebildin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur; kafiye "ṭā‘ūn, mel‘ūn, pür-ḫūn, efsūn, meknūn" kelimelerindeki "-ūn" sesidir. Dördüncü beyitte kafiye yerinde Türkçe "ṣun" (sun, uzat) fiili kullanılmıştır; uzun ünlü taşımayan bu kelime ile kafiye kurulması, şairin Arapça kafiye kelimeleri arasına bir Türkçe fiil yerleştirmekten çekinmediğini gösterir. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir sofuya, yani gösterişli dindarlığıyla alay edilen zahide yöneltilmiş bir taşlamayla açılır. Veba yaraları koltuk altında çıkan şişliklerdir; şair sofunun koltuk altındaki bu iki yarayı, "iki karpuz bir koltuğa sığmaz" atasözüyle birleştirir. "Koltuklamak" kelimesi aynı zamanda birini pohpohlamak anlamına da gelir; beyit bu yüzden sofunun iki tarafı birden idare etmeye çalışmasına bir iğne olarak da okunabilir. Bu ikinci okuma bizimdir. Babaarslan'ın Vâzıh için belirttiği atasözü ve deyimleri şiire taşıma eğilimi bu beyitte en açık hâliyle görülür. İkinci beyitte titreyen sofu ile sevgilinin mızrak gibi kirpikleri arasında alaycı bir bağ kurulur: sofunun titremesi, onun da bir zamanlar bu kirpiklerden yara aldığını ele verir.
Üçüncü beyitte "çeşm" kelimesi tevriyeli kullanılır. Farsçada "çeşm" göz, Türkçede "çeşme" ise su kaynağıdır; şair fettan gözü fitne çeşmesinin kaynağı, kirpikleri de bu çeşmenin lüleleri, yani suyun aktığı oluk ağızları olarak görür. Dördüncü beyitte âşık ölümü göze alır ve bir tek öpücük şerbeti ister; "bal yağsın" söyleyişi gündelik dilden gelir. Son beyitte şair kendine döner. "Dürr-i meknūn", istiridyenin içinde saklı duran inci demektir ve güzel söz için kullanılır. "Kulağa küpe olmak" deyimi ise bir sözün öğüt olarak akılda kalmasını anlatır. Şair sözünün ne kadar değerli olursa olsun kimsenin kulağına küpe olmadığından yakınır; beyit, sözü dinlenmeyen bir müftü ve müderrisin sitemi gibi de okunabilir, ancak bu bizim yorumumuzdur.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1951; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 65a). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






