Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilün
Ol leb-i la‘līnler kim şaḳḳ-ı rūḥumdur benim
Bu sözüm ervāḥ-ı ḳudsīden sünūḥumdur benim
Ġamze-i mesti dem-ālūd olmamak mümkin degil
Merhem-i ‘ayn-ı şifā-yı nev-cürūḥumdur benim
Alsa dünyāyı çi bāk ṭūfān-ı eşk-i ‘āşıḳān
Ṣāḥib-i keştī-i nāz u şīve Nūḥumdur benim
Kenz-i lā-yefnā ile sulṭān-ı mülk-i fāriġam
Kim düm-i ‘anḳālar esbāb-ı fütūḥumdur benim
Mülket-i Çīn ü Ḫıṭāya zülf-i dil-ber var iken
Baş egersem Vāżıḥā a‘ẓam cünūḥumdur benim
Günümüz Türkçesiyle
1. O la‘l dudaklar ki ruhumun öteki yarısıdır; bu sözüm, kutsal ruhlardan gönlüme doğan bir ilhamdır.
2. Mest gamzesinin kana bulanmaması mümkün olamaz; o, benim yeni açılmış yaralarımın şifa veren asıl merhemidir.
3. Âşıkların gözyaşı tufanı dünyayı alsa ne gam; naz ve şive gemisinin sahibi benim Nuh'umdur.
4. Tükenmez bir hazineyle gönül rahatlığı ülkesinin sultanıyım; çünkü Ankâ kuşlarının kuyrukları benim fetihlerimin sebepleridir.
5. Ey Vâzıh, sevgilinin zülfü varken Çin ve Hıtay ülkesine baş eğersem, bu benim en büyük günahımdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-umdur benim" sözüdür; kafiye "rūḥ, sünūḥ, cürūḥ, Nūḥ, fütūḥ, cünūḥ" kelimelerindeki "-ūḥ" sesidir. Bu kafiye düzeni şaire ruh, ilham, yara, Nuh, fetih ve günah gibi birbirinden uzak kavramları tek bir ses etrafında toplama imkânı verir. Her beytin "benim" diye bitmesi gazele kendinden emin, iddialı bir ton kazandırır. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, âşığın sevgiliyle kurduğu bağı bir iddia diliyle anlatır. İlk beyitte sevgilinin dudakları âşığın ruhunun yarısı sayılır ve şair bu sözün kutsal ruhlardan gelen bir ilham olduğunu söyler; "sünūḥ", gönle birden doğan ilham anlamında tasavvufta kullanılan bir terimdir. İkinci beyitte gamze hem yarayı açan hem de onu iyileştiren şeydir. "‘Ayn" kelimesi hem "göz" hem "bir şeyin kendisi, özü" anlamına geldiği için, gamzenin "‘ayn-ı şifā" olması hem gözün şifası hem şifanın ta kendisi diye okunabilir. Üçüncü beyit Nuh tufanına telmih yapar: âşıkların gözyaşları dünyayı boğacak bir tufan olsa bile şairin bir Nuh'u, yani naz ve şive gemisinin sahibi olan bir sevgilisi vardır.
Dördüncü beyit gazelin en düşündürücü yeridir. "Kenz-i lā-yefnā", yani tükenmez hazine sözü, "kanaat tükenmez bir hazinedir" sözünü hatırlatır. Ankâ ise adı olup kendisi olmayan, yokluğu temsil eden efsanevi kuştur. Şair fetihlerinin sebebinin Ankâ kuyrukları olduğunu söyleyerek, zenginliğini yokluktan, yani dünyadan el çekmekten aldığını ima eder; bu okuma bizimdir. Son beyitte Çin ve Hıtay, misk ceylanlarıyla anılan, güzel kokunun ülkesidir. Sevgilinin misk kokulu zülfü varken başka bir ülkeye, yani başka bir güzelliğe baş eğmek şair için en büyük günahtır. Babaarslan'ın belirttiği gibi Vâzıh divan şiirinin mazmun ve mefhumlarına vakıf bir şairdir; bu gazel, Dîvânçe'nin şakacı gazelleri yanında daha ağırbaşlı, klasik bir örnek olarak durur.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1949-1950; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 64b). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






