Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü / mefā‘īlü / mefā‘īlü / fe‘ūlün
Zülfüñle degil çünki digergūn benefşe
Boynunı bıraḳmış yine maḥzūn benefşe
Pīr oldı ġam-ı sünbül-i zülfüñle çemende
Ḳolayına düşürmedi boynunı benefşe
Kākülleriñ içinde nice ḳaşıñı görsem
Ey ġonce-i nev-res ṣanuram nūn-ı benefşe
Ālūde-i ḳand-ı leb ü zülfeyni görüñ kim
Olmış ona nāzıñ hele ma‘cūn-ı benefşe
Beñzer mi siyeh ḫaṭṭ-ı dil-ārāya o Vāżıḥ
Bir mor çiçek encām bu mażmūn-ı benefşe
Günümüz Türkçesiyle
1. Menekşe senin zülfün yüzünden perişan değil mi ki yine mahzun mahzun boynunu bırakmış.
2. Menekşe çimende senin sünbül zülfünün gamıyla ihtiyarladı; boynunu bir türlü kolayına getiremedi.
3. Ey yeni açmış gonca, kâküllerinin içinde kaşını ne zaman görsem, onu menekşe kelimesinin nun'u sanırım.
4. Dudağının şekerine ve iki zülfüne bulaşanı görün ki, naz ona menekşe macunu olmuş.
5. Ey Vâzıh, o menekşe sevgilinin gönül süsleyen kara ayva tüyüne benzer mi; bu menekşe mazmunu sonunda bir mor çiçekten ibarettir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif her beytin sonunda tekrarlanan "benefşe" (menekşe) kelimesidir. Kafiye "digergūn, maḥzūn, nūn, ma‘cūn, mażmūn" kelimelerindeki "-ūn" sesidir; ikinci beyitte kafiye yerinde Türkçe "boynunı" kelimesi bulunur ve bu kelime "-un" sesiyle kafiyeye ancak yaklaşır. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Bu bir redif gazelidir ve bütün beyitler menekşe çiçeği etrafında döner. Divan şiirinde menekşe, boynu bükük duruşuyla mahzun bir âşığa, koyu rengiyle de sevgilinin zülfüne benzetilir. İlk iki beyit bu duruşu yorumlar: menekşe sevgilinin zülfüyle yarışamadığı için perişan olmuş, boynunu bükmüş, hatta gamdan kamburlaşmış bir ihtiyara dönmüştür. Üçüncü beyit bir harf oyunudur. "Benefşe" kelimesi Arap harfleriyle yazılırken içinde bir "nun" (ن) harfi bulunur; nun harfinin kavisli biçimi ise kaşa benzetilir. Kâküllerin arasında görünen kaş, böylece menekşe kelimesinin içindeki nun harfine döner.
Dördüncü beyitte "ma‘cūn-ı benefşe", eski hekimlikte kullanılan menekşeli bir macundur. Şair sevgilinin dudağının şekeri ve zülfünün koyu rengi birleşince ortaya bir menekşe macunu çıktığını, nazın da bu macunun kendisi olduğunu söyler. Son beyit gazelin en ilginç yeridir. Şair, menekşenin sevgilinin yüzündeki kara ayva tüylerine benzetilmesini sorgular ve bu mazmunun sonunda "bir mor çiçek"ten ibaret olduğunu söyler. Yüzyıllardır işlenen bir benzetmeyi sade Türkçeyle küçümsemesi, gelenekle oynayan bir tavırdır. Babaarslan, Vâzıh'ın rubai vezniyle gazel yazmasını XVIII. ve XIX. yüzyıl şairlerinin kendini tekrar eden gelenek karşısında bir çıkış yolu arayışı olarak yorumlar; bu beyitteki alaycı bakışın da aynı arayışın bir yansıması olduğu düşünülebilir. Bu bağlantı bizim yorumumuzdur.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1952-1953; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 65b). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






