Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü / mefā‘īlü / mefā‘īlü / fe‘ūlün
Bī-hūş oluruz nāz-ıla gözler süzülünce
Bī-tāb oluruz şöyle o kākül bükülünce
Zerrīn-ġılāf oldı ṣanurlar ten-i zerdim
Ser-tā-be-ḳadem sīneme ḫancer gömülünce
Bir yumma Firengī pıçaġa beñzer o ġamze
Mestāne-be-mestāne o gözler süzülünce
Bildim o na‘l-bend güzeli çaḳıcı imiş
Ol dīde-i mestāne süzülüp büzülünce
Yolum-be-yolum itdi raḳībiñ ṣaḳalını
Vāżıḥ da henūz işte bir iş ṭutdı yolunca
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözler nazla süzülünce kendimizden geçeriz; o kâkül şöyle bükülünce takatsiz kalırız.
2. Göğsüme baştan ayağa hançer gömülünce, sararmış bedenimi altın bir kın sanırlar.
3. O mestane gözler süzülüp kapandıkça, o gamze bir kapanıp açılan Frenk çakısına benzer.
4. O göz mestane mestane süzülüp büzülünce anladım ki o nalbant güzeli çakıcı imiş.
5. Rakibin sakalı tel tel yolundu; Vâzıh da işte daha yeni bir işi yolunca tuttu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye ve redif "-ülünce" sesine dayanır: "süzülünce, bükülünce, gömülünce, büzülünce". "Gözler süzülünce" sözü hem matlada hem üçüncü beyitte aynen tekrarlanır; dördüncü beyitte de "süzülüp" fiili yeniden kullanılır. Son beyitte kafiye "yolunca" kelimesiyle bozulur; şair burada kafiyeden çok "yolmak" ile "yolunca" arasındaki ses oyununu öne almıştır. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, süzülen gözler üzerine kurulmuş, konuşma diline çok yakın bir şiirdir. İlk beyitte gözün nazla süzülmesi ve kâkülün bükülmesi, âşığı kendinden geçiren iki hareket olarak verilir. İkinci beyitte göğse gömülen hançer ve sarı beden birleşir: âşığın sararmış bedeni, içine hançer gömülmüş altın bir kın gibi görünür. Üçüncü beyit, Babaarslan'ın Vâzıh'ta gördüğü gündelik hayat ayrıntılarının ilginç bir örneğidir. "Yumma Firengī pıçaḳ", ağzı kapanıp açılan, katlanır bir Avrupa çakısı olmalıdır; gözün süzülüp kapanması, ağzını yumup açan bu çakıya benzetilir. Gamzenin bıçak gibi kesici olduğu eski bir mazmundur, ama onu dönemin çarşısında satılan yabancı bir çakıyla anlatmak Vâzıh'ın buluşudur.
Dördüncü beyitte sevgili bir nalbanttır. "Çakıcı" kelimesi nal çakan kişiyi anlatır; aynı zamanda gözün süzülüp büzülmesiyle birlikte düşünüldüğünde göz kırpan, işaret veren kimseyi de akla getirir. Beyit bu tevriye üzerine kurulmuştur ve sevgilinin esnaf olarak anılması, Dîvânçe'deki öteki çarşı güzelleriyle birlikte okunabilir. Son beyit tam açık değildir. İlk mısrada rakibin sakalının tel tel yolunduğu söylenir, ama bunu kimin yaptığı belirtilmez; aktarımda edilgen bir anlatımla yetindik. İkinci mısrada "yolunca", yani "usulünce, gerektiği gibi" sözü, sakal yolma ile ses oyunu yapar: Vâzıh da işini "yolunca" tutmuştur. Rakibin sakalının yolunması, Babaarslan'ın sözünü ettiği yer yer bayağılığa varan alay dilinin bir örneğidir.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1953; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 65b). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






