Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü mefāʿīlü mefāʿīlü feʿūlün
Beyhūde ararlar anı āfāḳ üzerinde
Ne yirde ne gökde ne de nüh ṭāḳ üzerinde
Ol nūr-ı münezzeh bu ḳuyūdāta ṣıġışmaz
Peyveste tecellī ider ıṭlāḳ üzerinde
Bī-meşrıḳ u maġrib ne güneşdir ki ilāhī
Tā rūz-ı ezelden bizi işrāḳ üzerinde
Bir başḳa göz ister göre vech-i beḳāyı
İşbu ṣuver dāʾim ola meḥāḳ üzerinde
Ḥüṣrān göze mi ʿāʾid olur ruʾyet-i hestī
Bir şey görinür mi semm ü tiryāḳ üzerinde
Maʿşūḳına ṣor kim ne ḫafāya ider ibrāz
Bir ḫande ki parlar leb-i müştāḳ üzerinde
Ḳarşıñdakiniñ cismine baḳdıḳda görürsüñ
Göñlündeki merdüm-i berrāḳ üzerinde
Bir başḳa görüşler bulunur gözlerimizde
Teşrīḥ anı yazmaz henüz evrāḳ üzerinde
Rūşen görür āŝārını cennetle ceḥīmiñ
Ervāḥı temāşā iden aḫlāḳ üzerinde
Nīrān u cinān ṣanma yer altında semāda
Cūdī yüriyor dāʾim iki sāḳ üzerinde
Günümüz Türkçesiyle
1. O'nu boşuna ufuklarda ararlar; ne yerde, ne gökte, ne de dokuz kat felek üzerinde.
2. O münezzeh nur bu kayıtlara sığmaz; durmadan mutlaklık üzerinde tecelli eder.
3. Doğusu batısı olmayan, ne biçim bir güneştir ki ilahî, ezel gününden beri bizi aydınlatmakta.
4. Kalıcılığın yüzünü görmek için başka bir göz gerekir; bu suretler hep yok olmanın eşiğindedir. (İkinci mısraın son kelimesi kesin okunamamıştır.)
5. Varlığı görmedeki kusur göze mi aittir? Zehir ile panzehir üzerinde bir şey görünür mü? (Beyit tam açık değildir.)
6. Sevgilisine sor: iştiyaklı bir dudakta parlayan bir gülüş, hangi gizliyi açığa çıkarır?
7. Karşındakinin bedenine baktığında, onu gönlündeki berrak göz bebeği üzerinde görürsün.
8. Gözlerimizde başka türlü görüşler de bulunur; teşrih (anatomi) bunu henüz kâğıtlara yazmaz.
9. Ruhları ahlak üzerinde seyreden, cennetin ve cehennemin eserlerini apaçık görür.
10. Cehennemleri ve cennetleri yerin altında ya da gökte sanma; Cûdî, onlar daima iki bacak üstünde yürüyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
İki Bacak Üstünde Yürüyen Cennet
Gazel, Allah'ı uzayda bir yere yerleştirme çabasını reddederek açılır: O'nu ufuklarda, yerde, gökte ya da dokuz kat felekte aramak boşunadır, çünkü bu nur hiçbir kayda sığmaz. Üçüncü beyitteki "doğusu ve batısı olmayan güneş", Nûr suresindeki "ne doğuya ne batıya ait" ağaç ifadesini (24/35) hatırlatır ve ilahî nurun ezelden beri doğup batmadan aydınlattığını söyler.
Gazelin ikinci yarısı bakmak ve görmek üzerine düşünür. Yedinci beyitte karşıdaki insanın bedeni, gönüldeki berrak göz bebeğinde görülür; sekizinci beyitte ise gözlerimizde henüz teşrihin, yani anatomi biliminin kâğıda dökmediği başka görüşlerin bulunduğu söylenir. On dokuzuncu yüzyıl sonunda Osmanlı tıp okullarında öğretilen anatomi, burada iç görüyü ölçemeyen bir bilim olarak anılır. Cûdî'nin şiirlerinde bilimin dili sık sık bu biçimde, sınırını göstermek için kullanılır.
Son iki beyit gazelin en çarpıcı fikrini söyler. Ruhları ahlak üzerinde seyreden, cennetin ve cehennemin eserlerini görür; çünkü cennet ve cehennem yerin altında ya da gökte değildir, "iki bacak üstünde yürür". İyi huylu insan yürüyen bir cennet, kötü huylu insan yürüyen bir cehennemdir. Ahireti insanın ahlakında görünür kılan bu son söz, gazelin başındaki "O'nu boşuna uzakta ararlar" düşüncesiyle de birleşir.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 44-45 (şiir no. 35; yazma vr. 12b-13a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






