Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün
Şikāf-ı levḥa-i maḥfūẓ iden cenānımızı
Nücūm-ı vaḥy ile zeyn itmiş āsumānımızı
Menāfiẕ-i lemaʿātüʾs-serāʾir-i ḥaḳdır
Sever ṣanma görüp nūr-ı kehkeşānımızı
Baḳıñ nasıl aḳıdır mevce mevce feyż-i dili
Medār-ı kilk-i beyān eyleyin benānımızı
Midād-ı ḫāme-i ḥaḳdır ʿanāṣır-ı ʿālem
Yazar ḳavālib-i maʿnāyı cāvidānımızı
Sürūş-ı ḳūvve-i terkīb vaḥl-ı ʿunṣurdur
Faḳaṭ ifāża ḳılan ḥaḳdır āb-ı cānımızı
Neşāṭ-ı rūḥumuz elfāẓ-ı kevne sāriyedir
Görüñ ne rütbe müʾeŝŝir mey-i revānımızı
Ne neşʾedir heyecān-baḫş olan cemādāta
Ne nefḫadır pür iden nā-yı nāv-dānımızı
Egerçi medd-i ṣadā eyledi ezel ebede
Henūz geçmedi meydān-ı bī-kerānımızı
Uzandı her ṭarafa dür-bin-i nūr-ı merŝūd
Henūz görmedi serḥad-ı bī-nişānımızı
Nevā-yı bülbül-i ḳudsīye āşinā yoḳdur
Ġarīb yirlere yapmışlar āşiyānımızı
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönlümüzü Levh-i Mahfuz'a açılan bir aralık kılan (Yaratan), göğümüzü vahiy yıldızlarıyla süslemiştir.
2. (Yıldızlar) Hakk'ın sırlarının parıltılarına açılan pencerelerdir; Samanyolumuzun nurunu görüp onu sıradan bir seyirlik sanma. (İkinci mısraın başı kesin okunamamıştır.)
3. Bakın, gönlün feyzi dalga dalga nasıl akıyor; parmaklarımızı beyan kaleminin dayanağı edin.
4. Âlemin unsurları Hakk'ın kaleminin mürekkebidir; o kalem bizim ebedî anlam kalıplarımızı yazar.
5. Birleştirme gücünün meleği unsurun çamurundadır; ama can suyumuzu feyiz olarak akıtan Hak'tır. (İlk mısra tam açık değildir.)
6. Ruhumuzun neşesi varlığın sözlerine sirayet eder; akan şarabımızın ne kadar etkili olduğunu görün.
7. Cansızlara heyecan veren bu neşe nedir; neyimizi dolduran bu nefes nedir?
8. Gerçi (bu nağme) sesini ezelden ebede uzattı; yine de kıyısız meydanımızı henüz geçemedi.
9. Rasathanenin nur dürbünü her yana uzandı; izi olmayan sınırımızı henüz göremedi.
10. Kutsal bülbülün nağmesini tanıyan yok; yuvamızı garip yerlere yapmışlar.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Bir Nevâ", bir nağme başlıklı bu on beyit, insanın gönlünü göğe ve kâinatın yazısına bağlayan, birinci çoğul kişiyle konuşan bir gazeldir. Gönül Levh-i Mahfuz'a açılan bir yarık, gök vahiy yıldızlarıyla süslenmiş bir sayfa, âlemin unsurları ise Hakk'ın kaleminin mürekkebidir. Yazı imgesi şiirin bütününe yayılır: parmaklar beyan kaleminin dayanağı olur, mürekkep ebedî anlam kalıplarını yazar.
Şiirin en akılda kalan beyitleri, ilahî nağmenin ve insan ruhunun ölçülemezliğini yeni bilimin araçlarıyla anlatanlardır. Sekizinci beyitte nağme ezelden ebede uzanmıştır ama "kıyısız meydanımızı" geçemez; dokuzuncu beyitte rasathanenin nur dürbünü her yöne uzanmış, yine de "izsiz sınırımızı" görememiştir. Rasathane ve dürbün, on dokuzuncu yüzyılın gök bilimine ait kelimelerdir; Cûdî bunları ruhun sınırsızlığını kanıtlamak için kullanır. Altıncı ve yedinci beyitte ruhun neşesi cansızlara heyecan verir ve neyi dolduran nefes olur.
Son beyit gazele bir gurbet hissiyle kapanış verir. Kutsal bülbülün nağmesini kimse tanımaz ve ruhun yuvası garip yerlere kurulmuştur. Bu, ruhun dünyaya düşüşünü ve Mevlânâ'nın neyinin kamışlıktan ayrılışını hatırlatan eski bir düşüncedir; başlıktaki "nevâ" kelimesi de bu musiki çağrışımını baştan hazırlar. İkinci ve beşinci beyitte tezin verdiği birer söz bağlamla uzlaşmaz; aktarım oralarda temkinli kalır.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 46-47 (şiir no. 38; yazma vr. 13b-14a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






