Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Bir muḳaddes ḫâne-i feyż-i Ḫudâ’dır ḳalb-i şeyḫ
Maḥzen-i esrâr-ı ẕât-ı kibriyâdır ḳalb-i şeyḫ
Bir tehî vîrâne ṣanma sen anı ẕâhid saḳın
Bir mükemmel ḫân-ḳāh-ı Muṣṭafâ’dır ḳalb-i şeyḫ
Mekteb-i vaḥdetde gel ‘ilm-i ledündür dersinden al
Her ma‘ârifde mu‘allim âşinâdır ḳalb-i şeyḫ
Kendi taṣvîriñdir ol âyinede seyr etdiğiñ
Öyle mir’âtı mücellâ pür żiyâdır ḳalb-i şeyḫ
Bilmiş ol Mir’ât-nümâ’yı Ḥaḳ için bir ṭoġru söz
Ṭâlibân-ı Ḥaḳḳ’a ancaḳ müḳteżâdır ḳalb-i şeyḫ
Günümüz Türkçesiyle
1. Şeyhin kalbi, Allah'ın feyzinin kutsal bir evidir; şeyhin kalbi, ululuk sahibinin zâtının sırlarının hazinesidir.
2. Ey zâhid, sakın onu boş bir virane sanma; şeyhin kalbi, Mustafa'nın kemâle ermiş bir tekkesidir.
3. Gel, birlik mektebinde ledün ilminin dersini al; şeyhin kalbi her marifette tanıdık bir muallimdir.
4. O aynada seyrettiğin senin kendi suretindir; şeyhin kalbi öyle cilalı, ışık dolu bir aynadır.
5. Mir'ât-nümâ'yı Hak için doğru söz söyleyen biri olarak bil: Hakk'ı arayanlara ancak şeyhin kalbi gereklidir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şeyhin Kalbi
Her beyitte kalbe yeni bir ad verilir: Allah'ın feyzinin kutsal evi, sırlar hazinesi, Peygamber'in tekkesi, birlik mektebinin muallimi, cilalı ayna. Rabıta bâbının ardından gelen beş beyitlik gazel böylece rabıtanın yöneldiği yeri, şeyhin kalbini tanımlamış olur. “Ḳalb-i şeyḫ” redifi her beyti bu tanıma geri getirir; vezin, “Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün” kalıbıdır.
İkinci beyitte şair, zâhide şeyhin kalbini “tehî vîrâne”, boş bir yıkıntı sanmamasını söyler; bu, kitabın ilk gazelinde dervişlerin seçtiği “kûşe-i vîrâne” imgesini ters yönden hatırlatır. Ayna düşüncesi kitapta pek az yerde dördüncü beyitteki kadar açık söylenir: mürîdin şeyhin kalbinde gördüğü, kendi suretidir. Rabıtada şeyhin suretine bakan mürîd, aslında o cilalı aynada kendini, kendi hâlini görür. Mahlas olan “Mir'ât-nümâ”, ayna gösteren, bu beyitle birlikte okununca neredeyse bir tanıma dönüşür.
“Ḥaḳ için bir ṭoġru söz”: son beyitte şairin kendine yakıştırdığı sıfat budur ve Hakk'ı arayanlara gereken şeyin şeyhin kalbi olduğunu da orada söyler. Kafiyelerin “Ḫudâ, kibriyâ, Muṣṭafâ, âşinâ, żiyâ, müḳteżâ” diye akması, gazelin bir övgüden çok bir tanım listesi olduğunu gösterir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 168-169 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 22a-22b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






