Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Olsa bir muḫliṣ mürîd dâḫil saña
Verme bir yüzden ṣaḳın ḥâ’il aña
Bir hediyye istese vermek saña
Yoḳ iẕin mecẕûb ise dönder aña
Var ‘azîz ‘âşıḳ mürîdân şimdide
Cân verir ḳoymaz irâdet kendide
İstemez almaḳ maḳām ceẕbede
Bir muḳābil al olursa sende de
Bir mürîd teslîm olursa aç ya ṭoḳ
Bil ḥaḳīḳatde anıñ bir mâlı yoḳ
Gerçi böyle oldu âdâb-ı ṭuruḳ
Sen ṣaḳın vaḳt-i fesâddır ḳanma çok
Var hediyye almanıñ çok ḫaṣleti
Vermek almaḳdır eñ a‘ẓam sünneti
Ba‘żen icrâ eylemek bu ḥâleti
Giderir muṭlaḳ ‘azîz farżîyyeti
Âsitânda oldu bir dervîş ḳadun
Pek ḳatî muḫliṣe ġāyet bir ḫatun
Şeyḫe altun verdi bir ev al ṣatun
Soñra da‘va etdi biñ altun ḫatun
Bî-ġaraż olmaḳdır evvel şeyḫ kişi
Ekl u şurb etmek degil her âteşi
Kendüye olsa muvâfıḳ dervîşi
Ol zamân sünnetdir icrâ bu işi
Bil mürîdu’llâh emânetdir saña
Sen ġażab etme ‘inâyet ḳıl aña
Bir muḫâlif iş ederse ger saña
İt naṣîḫat ḳıl teraḥḥüm sen ana
Ḥasbeten lillâh teveccüh et yaḳīn
Cehd edip himmetle Ḥaḳḳ’a ḳıl ḳarîn
Bî-ġaraż lillâh anıñ-çün ol hemîn
Var ‘azîz düşmân ṣaḳın iblis la‘în
Yoḳ ise bâṭında sende feyż u nûr
Ver mürîdâna ḫaber tîzrek ṭuyur
Gönderip bir kâmile olsuñ sürûr
Gel gözüm inṣâf edip ruḫṣat buyur
Ba‘żı şeyḫ vardır bilir yoḳ himmeti
Ruḫṣat etmez kim mürîd-ilen şöhreti
Görmemiş seyr ü sülûk yoḳ ḳuvveti
Hep mürîd berzaḫda bulmaz vuṣlatı
Bulmamış himmetiñe ol himmet ede
Görmemiş irşâdıña ol irşâd ede
Ḳaldı berzaḫda özü bilmez nede
Yoḳdur inṣâf kim saña ruḫṣat ede
Ba‘żı şeyḫ maḫbûs maḳām-ı ceżbede
Ḳaldı ol taḫte’l-ḫicâb ol perdede
Ol enâniyyet olupdur kendide
Yoḳ ṣanur kâmil özü bir yerde de
Ẓan eder ‘aklınca kâmil kendisi
Görse bir kâmil ṣanur ol bendesi
Hep mürîd mecẕûb olup yoḳ bilmesi
Kendini giydi mürîdiñ cümlesi
Günümüz Türkçesiyle
1. İhlâslı bir mürîd sana girerse sakın bir yönden (aranıza) engel koyma.
2. Sana vermek için bir hediye isterse (alma) izni yoktur; meczup ise (hediyeyi) ona geri çevir.
3. Şimdi de aziz âşık mürîdler vardır; can verir, kendinde irade bırakmaz.
4. Cezbe makamında (hediye) almak istemez; sende de olursa bir karşılık al.
5. Bir mürîd aç ya da tok teslim olursa bil ki hakikatte onun bir malı yoktur.
6. Gerçi tarikatların âdâbı böyle oldu, sen sakın, (şimdi) fesat vaktidir, çok kanma.
7. Hediye almanın çok hasleti vardır; vermek almaktır, en büyük sünnettir.
8. Bazen bu hâli yerine getirmek, azizim, (mürîdin) farziyetini mutlaka giderir.
9. Âsitanede (İstanbul'da) bir derviş kadın vardı; çok ihlâslı, pek iyi bir hatun.
10. Şeyhe altın verdi: “Bir ev satın al” dedi; sonra o hatun bin altın davası açtı.
11. Şeyh kişi önce garazsız olmalıdır; her ateşi (her şeyi) yiyip içmek değildir.
12. Dervişi kendine uygun olursa o zaman bu işi yapmak sünnettir.
13. Bil ki Allah'ın mürîdi sana emanettir; sen öfkelenme, ona inayet et.
14. Sana aykırı bir iş yaparsa ona nasihat et, merhamet et.
15. Kesin olarak Allah rızası için ona teveccüh et; gayret edip himmetle onu Hakk'a yaklaştır.
16. Onun için garazsız, Allah için ol; azizim, düşman vardır, sakın, lanetli iblis.
17. Eğer bâtınında feyiz ve nur yoksa mürîdlere hemen haber ver, çabuk duysunlar.
18. Onları bir kâmile gönderip sevinsinler; gel gözüm, insaf edip izin ver.
19. Bazı şeyh vardır, himmeti olmadığını bilir; mürîdle (gelen) şöhret (kaybolmasın) diye izin vermez.
20. Seyr ü sülûk görmemiş, gücü yoktur; mürîdlerin hepsi berzahta kavuşmayı bulamaz.
21. Senin himmetinde (himmet) bulmamış, o himmet etsin; senin irşadında (irşat) görmemiş, o irşat etsin;
22. (mürîd) berzahta kaldı, kendini ne halde bilmez; sana izin verecek insaf yoktur.
23. Bazı şeyh cezbe makamında hapsolmuştur; o perde altında, o perdede kaldı.
24. O benlik kendisinde olmuştur; kendisi gibi kâmilin bir yerde (bile) olmadığını sanır.
25. Aklınca kendini kâmil zanneder; bir kâmil görse onu kendi kulu sanır.
26. Bütün mürîdler meczup olmuş, bilmeleri yok; mürîdlerin hepsi onu (onun hâlini) giyindi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Hediye, Dava ve İzin
Şeyhin mürîdden hediye ve para alıp almaması, kitabın ele aldığı en dünyevî konulardan biridir ve neşirde 435-460 numaralarla basılan bu bâbın merkezinde durur. Başlık daha geniş bir çerçeve çizer: mürîdlerin korunması, şeyhlere nasihat, nâkıs şeyhlerin terbiyesi. Şair ilkeyi açıkça koyar: meczup bir mürîdden hediye alınmaz, şeyh “bî-ġaraż”, çıkarsız olmalıdır; ama dervişi kendine uygun düşen şeyhin hediye kabul etmesi sünnete aykırı değildir.
Dokuzuncu ve onuncu beyitler bu ilkeyi bir olayla örnekler: İstanbul'da, Âsitâne'de çok ihlâslı görünen bir derviş kadın şeyhine ev alması için altın vermiş, sonra bin altın için dava açmıştır. Bu kısa hikâye, kitapta şairin İstanbul yıllarından kalmış görünen nadir somut anekdotlardan biridir; neşir onun kim olduğu hakkında bilgi vermez.
On yedinci beyitten itibaren konu şeyhin dürüstlüğüne geçer. Bâtınında feyiz bulunmayan şeyh, mürîdlerini kâmil bir şeyhe göndermeli, onlara “ruhsat” vermelidir. Şair, mürîdle gelen şöhreti kaybetmemek için izin vermeyen, cezbe makamında hapsolup kendini kâmil sanan şeyhleri eleştirir; son beyitte bu şeyhlerin mürîdlerinin de onun hâlini “giyindiği”, yani aynı yanılgıya düştüğü söylenir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 169-172 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 435-460; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 22b-23a). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






