Özgün Metin

Vezin: Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün

Ḳanı ehl-i ḥaḳīḳat erleri âgâh sübḥânî
Velîyândır cihânda mürşidân-ı terbiye insânî
Saña her gördügüñ dervîş olup iẓhâr ḥâl eyler
Henüz bî-çâre sâlik olmamış var kendi noḳṣânî
Şeri‘at’le ṭarîḳatde naṣîḥatleri eder ḫalḳa
Ṣanur ilhâm-ı rabbânî o teşvîḳāt nefsânî
Bu ân vaḳt-i fesâd ġāyet kemâl taḥṣîli ‘usretde
Mülevves̱ eyledi ḫalḳı bu dünyâ naḳş-i elvânı
Ḳanı şimdi sülûk ehl-i Ḫudâ’ya bî-ġaraż ‘âşḳ
Ḳanı kesb-i merâtibler ḳanı eẕvâḳ-ı rûḥânî
Eger ‘İsâ gerek Mehdî ẓuhûr eyler yaḳīn elbet
Bütün millet eder inkâr dirler kim bu ẓulmânı
Demem yoḳ ṭâlib-i ḥaḳ şimdi var ‘âlemde pek eż‘af
Be-cüz’î imtiḥân etsek olur Ḥak’dan peşîmânî
Ḳanı evvel ki ‘âşıḳlar ḳanı ‘aḳl-ı mi‘âd ehli
Ḳanı taḥṣîl eden feyż-i Ḫudâyı ‘ilm-i ‘irfânî
Biter yevm ister günden güne artmaḳda ẓulmetler
Tezâyid etmede ṭûl-i emel ‘âlemde şeyṭânı
Bulur yerden kemâlât-ı Ḫudâ sâlik olan Ḥaḳḳ’a
Bulur bir an nihâyetde kemâl-i sırrı sübḥânî
‘Azîz var mürşid-i kâmil cihânda ṭâlibân ‘amâ
Yanında olsa fehm etmez gezer Baġdat u Îrân’ı
Dimek özür velî erbâb-ı irşâd evvele nisbet
Eger hiç olmasa ehlâk eder Ḥaḳḳ’a mülk-i vîrânı
Velî var ḳalb-i ṭâhirler Ḫudâ’nıñ żikr u fikrinde
Degil irşâda ḳābil görmemiş mir‘ât-ı Yezdânı
Bu an pek çok meşâyiḫliḳ eden ancaḳ ġaraż-ı dünyâ
Döner altun için ḫalḳa eder icrâyı erkânı
Ḳanı nadir sülûk ehli ḳanı uşşâḳ-ı Yezdânı
Ḳanı ‘ilm-i büṭûn ehli ḳanı ḥâlât-ı vicdânı
Ḳanı ḥürmet şerî‘atde ḳanı ġayret ṭarîḳatde
Ḳanı insân-ı kâmiller ḳanı pîrân-ı nûrânî
Ḳanı feyż-i muḥabbetler ḳanı evvelki ġayretler
Ḳanı keṣretde vaḥdetler ḳanı esrâr-ı raḥmânî
Ḳanı ḥaḳḳānî ṣoḥbetler ḳanı taḥṣîl-i himmetler
Ḳanı perhîz-i şehvetler ḳanı ihlâk-ı nefṣânî
Ḳanı ‘ilm-i ḥaḳāyıḳlar ḳanı sırr-ı deḳāyıḳlar
Ḳanı ekmel-i ḫalâyıḳlar ḳanı ḥâlat-ı rûḥânî
Ḳanı dehşetli ṣûretler ḳanı ḥikmetli sîretler
Ḳanı eẕvâḳ-ı ḫalvetler ḳanı insân-ı nûrânî
Ḳanı ḥaḳḳāni nâṭıḳlar ḳanı insân-ı sâdıḳlar
Ḳanı Allâh’a ‘âşıḳlar ḳanı îḳāẓ-ı şeyṭâni
Ḳanı insân-ı ‘âḳiller ḳanı Kur’ân-ı nâḳiller
Ḳanı maḳṣûda nâ’iller ḳanı aḫbâr-ı sübḥânî
Ḳanı ‘alemde şâkirler ḳanı ol ḳalb-i ṭâhirler
Ḳanı ol feyż-i bâhirler ḳanı maḳbûl-i raḥmânî
Ḳanı mürşid-i kâmiller ḳanı ‘ilm-ile ‘âmiller
Ḳanı eẕkâra ḳābiller ḳanı tezkiye-i nefsânî
Ḳanı mürşide raġbetler ḳanı ḫalvetde zaḥmetler
Ḳanı taḥṣîl-i ḥikmetler ḳanı câsûs-ı pîrânî
Ḳanı ‘âşıḳ ḫalâyıḳlar ḳanı Allâh’a lâyıḳlar
Ḳanı terbiye-i fâsıḳlar ḳanı fermân-ı sübḥânî
Ḳanı ol seyf-i zındıḳlar ḳanı evvelki ṣıddîḳlar
Ḳanı icrâ-i sâbıḳlar ḳanı ihlâk-ı insânî
Ḳanı nûrânî zâhidler ḳanı ‘âlemde ‘âbidler
Ḳanı ehl-i mesâcidler ḳanı da‘vâ-ı rıżvânî
Ḳanı haḳḳānî ‘ârifler ḳanı insân-ı ẓârifler
Ḳanı ‘ilm-i ma‘ârifler ḳanı âgâh-ı sübḥânî

Günümüz Türkçesiyle

1. Hani hakikat ehli erler, Sübhân'dan haberdar olanlar? Cihanda insanı terbiye eden mürşidler velîlerdir.

2. Sana gördüğün her derviş hâl gösterir; zavallı henüz sâlik olmamış, kendi eksiği vardır.

3. Halka şeriatta ve tarikatta nasihatler eder; o nefsânî kışkırtmaları rabbânî ilham sanır.

4. Bu an pek fesat vaktidir, kemâli kazanmak zordur; bu dünyanın renkli nakşı halkı kirletti.

5. Hani şimdi sülûk ehli, Allah'a garazsız âşık? Hani mertebeleri kazanmak, hani ruhanî zevkler?

6. İsa da Mehdî de kesin olarak elbette zuhur eder; bütün millet “Bu zalimdir” der, inkâr eder.

7. Şimdi Hakk'ı arayan yok demem, (ama) âlemde pek zayıftır; azıcık imtihan etsek Hak'tan pişmanlık olur.

8. Hani eski âşıklar, hani ahireti düşünen akıl ehli? Hani Allah'ın feyzini, irfan ilmini kazananlar?

9. Biter, gün geçtikçe karanlıklar artmaktadır; âlemde şeytanın uzun emeli çoğalmaktadır.

10. Hakk'a sâlik olan, Allah'ın kemâlâtını (kendi) yerinde bulur; sonunda bir anda Sübhân'ın sırrının kemâlini bulur.

11. Azizim, cihanda kâmil mürşid vardır, talipler kördür; yanında olsa anlamaz, Bağdat'ı ve İran'ı dolaşır.

12. Özür olarak şunu demek (gerekir): öncekilere nispetle irşad ehli velîdir; hiç olmazsa Hak için viran mülkü (kalbi) yok eder.

13. Velî vardır, kalpleri temizdir, Allah'ın zikrinde ve fikrindedirler; (ama) irşada kabil değildir, Yezdân'ın aynasını görmemiştir.

14. Bu an pek çok şeyhlik eden ancak dünya garazı (için) yapar; altın için döner, halka erkânı icra eder.

15. Hani nadir sülûk ehli, hani Yezdân'ın âşıkları? Hani bâtın ilmi ehli, hani vicdanın hâlleri?

16. Hani şeriatta hürmet, hani tarikatta gayret? Hani kâmil insanlar, hani nurlu pîrler?

17. Hani muhabbet feyizleri, hani eski gayretler? Hani çoklukta birlikler, hani Rahmânî sırlar?

18. Hani Hakkanî sohbetler, hani himmetleri kazanmak? Hani şehvetlerden perhiz, hani nefsânî olanı yok etmek?

19. Hani hakikatlerin ilmi, hani incelikler sırrı? Hani yaratılmışların en kâmilleri, hani ruhanî hâller?

20. Hani heybetli suretler, hani hikmetli huylar? Hani halvetlerin zevkleri, hani nurlu insanlar?

21. Hani Hakkanî konuşanlar, hani sadık insanlar? Hani Allah'a âşıklar, hani şeytanı uyandıran (uyaranlar)?

22. Hani akıllı insanlar, hani Kur'an'ı nakledenler? Hani maksuda erenler, hani Sübhânî haberler?

23. Hani âlemde şükredenler, hani o temiz kalpliler? Hani o parlak feyizliler, hani Rahmân'ın makbulleri?

24. Hani kâmil mürşidler, hani ilimle amel edenler? Hani zikre kabiliyetliler, hani nefsi arındırma?

25. Hani mürşide rağbetler, hani halvette zahmetler? Hani hikmetleri kazanmak, hani pîrlerin casusu (gönülleri gören)?

26. Hani âşık yaratılmışlar, hani Allah'a layık olanlar? Hani fâsıkları terbiye, hani Sübhânî ferman?

27. Hani o zındıkların kılıcı, hani önceki sıddîklar? Hani öncekilerin icrası, hani insanî olanı yok etmek?

28. Hani nurlu zâhidler, hani âlemde âbidler? Hani mescit ehli, hani Rıdvan'a (cennete) dava?

29. Hani Hakkanî ârifler, hani zarif insanlar? Hani marifet ilimleri, hani Sübhân'dan haberdar olan?

Edebî ve Tarihî Yorum

“Ḳanı” Diye Soran Bir Ağıt

Eserin “gazel biçimli” en uzun şiiri, bir zaman ağıtı gibi okunan bu yirmi dokuz beyittir. Neşir onu mürşidin azlığı ve zayıflığı ile öncekilerin sadakatini anlatan bir bâbın başlığı altında verir; manzume ise mesnevî düzeninde ilerlemez, hezecin “Mefâîlün” dörtlü kalıbıyla yazılmış, “-ânî” sesiyle biten tek kafiyeli uzun bir şiirdir ve kaside biçimine yaklaşır. Beyitler bölümün içinde ayrıca 1'den başlayarak numaralanmıştır.

Manzumenin omurgası “Ḳanı”, yani “hani, nerede” sorusudur. On beşinci beyitten yirmi dokuzuncu beyte kadar her mısra iki kez bu soruyla açılır ve geçmişteki kâmil insanların, sohbetlerin, halvetlerin, gayretlerin yokluğu sıralanır: “Ḳanı ḥürmet şerî‘atde ḳanı ġayret ṭarîḳatde.” Mısra içi kafiyeler (ṣûretler/sîretler, nâṭıḳlar/ṣâdıḳlar, ‘âḳiller/nâḳiller) bu tekrarı müzikal bir sayıma çevirir. On üçüncü beyitteki “mir‘ât-ı Yezdân” ifadesiyle on birinci beyitteki Bağdat-İran beyti, Şensöz'ün eserde geçen yer adlarını sayarken başvurduğu örnekler arasındadır.

İlk on dört beyit ağıtın gerekçesini anlatır: zaman fesat zamanıdır; çok kişi altın için şeyhlik eder; Mehdî ya da İsa gelse bile halk onu inkâr eder. On birinci beyit ise bir umut bırakır: kâmil mürşid hâlâ vardır, ama talipler kördür, yanlarında olanı görmeyip Bağdat'ı ve İran'ı dolaşırlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar