Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Râbıṭa lâzım gerekdir ekmele
Nâḳıṣa olmaz velev ki kâmile
Ekmele ruḫṣat olur yoḳ echele.
Tâ fenâ fi’llâha mâlik kümmele
Sâlike iblîs diler vermek ḫuṭûr
Nâkıṣân şeklinde hem eyler ẓuhûr
Sâliki ol ânda eyler bî-ḥużûr
Mübtedi bilmez nedendir bu fütûr
Ger fenâ fi’llâh ise şeyḫiñ yaḳīn
Râbıṭa eyle aña sen ol emîn
Ol mübârek ṣûrete girmez lâ‘în
Girmek isterse yanar ol dem hemîn
Bende var ḥâżır senin-çün bir su’âl
Dâ’imâ göñlüñde büt emlâk-i mâl
Ger Ḫudâ’dan ġayride bir iştiġāl
Râbıṭa olmaz mı mâl evlâd u ‘ıyâl
Bir delîliñ olsa ẓâhirde refîḳ
Ayrı andan bir yere ṭutuñ ṭarîḳ
Sen ġarîb ḳaldıñ o dem ṣaḥrâ ‘amîḳ
Olmadı ḥâsıl murâdıñ ol daḳīḳ
Şeyḫ-i şüyûḫ ‘ârif-i ‘avârif nâm kitâb
Anda naḳl etdi kelâm-ı müsteṭâb
Şeyḫ-i ‘Abdulḳārî’den her ḫiṭâb
Râbıṭa elzem buyurdu el-cevâb
Sûre-i Yûsuf’da burhân tefsîri
Basṭ edipdir haḳāyıḳ-ı enveri
Söyledi ẕikriñ eñ a‘ẓam serveri
Râbıṭadır bildiren ol perveri
Hem Şihâb İbn Ḥacer şerḥ-i kitâb
Baḳ teşehhüdde beyân etdigi bâb
Râbıṭa ḥaḳḳında oldu hep cevâb
Gel mufaṣṣal oldu anda etme ḫâb
Şeyh Gazalî İmâm-ı Kâmiyâb
Vardır İhyâu’l-‘Ulûm ulu kitâb
Oldu beḥḥâs̱ hem teşehhüdde cevâb
Râbıṭa baḥs̱inde mefhûm-ı ḫiṭâb
İbn ‘Abbâs’dan rivâyet ol sürûr
Bakdı ol mir’âta ḳarşı bî-ḳuṣûr
Görmedi kendi cemâlin bî-ḫuṭûr
Serveri ol kâ’inât etdi ẓuhûr
Şeyḫ Şa‘râni vü Cüneyd ser-ṭâ’ife
Çok ma‘ârifde beyân-ı ‘ârife
Var taṣavvufda ḥaḳāyıḳ ma‘rife
Eyledi tafṣîl ne ḥâcet ta‘rife
Etme zâhid râbıṭa ḥaḳḳında ḳāl
Şeyḫ-i Ekmel reh-nümâyı ẕü’l-Celâl
Râbıṭa olmazsa dâ’im iştiġāl
Bulmaz ol sâlik cemâl-i bâ-kemâl
Hep taṣavvuflarda biñ yıldan beru
Râbıṭa baḥs̱inde pek çoḳ söz ṭolu
Var ḥadîs̱ âyetle s̱âbit gel oḳu
Boş yere da‘vâ ne lâzım ṭur geri
Ḫace-i aḥrâr ma‘rûf evliyâ
Sûre-î Yûsuf’da tefsîr etdi tâ
Râbıṭa olmazsa gitmez mâsivâ
Şeyḫ-ilen ḥâṣıl Cenâb-ı Kibriyâ
Şeyḫ Suyûṭî eyledi keşf-i kelâm
Gör ne söyler bunda ol-ẕât kirâm
Hem taḥiyyâtda Resûl’e ol selâm
Şüphesiz bil râbıṭa makṣad merâm
Mollâ Câmî eyledi pek ḫoş beyân
Bil ki ol ‘allâme-i ‘aṣr-ı cihân
Şeyḫine merbûṭ olursa sâlikân
Feyż-i Ḥaḳ dâ’im anın-landır hemân

Günümüz Türkçesiyle

1. Rabıta, en kâmil olana (yapılmak) gerekir; kâmil bile olsa nâkısa olmaz.

2. Ruhsat en kâmile verilir, cahile yoktur; ta ki o, Allah'ta fâni olmaya erişmiş, kemâle malik biri ola.

3. İblis sâlike vesvese vermek ister; nâkıslar suretinde de zuhur eder.

4. O anda sâliki huzursuz eder; yolun başındaki kişi bu gevşekliğin nereden geldiğini bilmez.

5. Şeyhin kesin olarak Allah'ta fâni ise ona rabıta et, sen emin ol.

6. O mübarek surete lanetli (şeytan) giremez; girmek isterse o anda hemen yanar.

7. Benim senin için hazır bir sorum var: Gönlünde daima mal ve mülk putu (varken),

8. Allah'tan başkasıyla meşgul olmak, mal, evlat ve aile, (bunlar da) bir rabıta olmaz mı?

9. Zâhirde yoldaş bir kılavuzun olsa ve ondan ayrı bir yere yol tutsan,

10. o vakit derin çölde garip kalırsın; ey dikkatli olan, muradın hâsıl olmaz.

11. Şeyhü'ş-şüyûh (Sühreverdî), “Avârif” adlı kitabın sahibi, orada hoş bir söz naklederek,

12. Şeyh Abdulkârî'den gelen her hitapta rabıtanın elzem olduğunu cevap olarak buyurdu.

13. Yûsuf suresinin tefsirinde burhan (Yûsuf'un gördüğü işaret) hakikatlerin en parlağını açmıştır;

14. zikrin en büyüğünün, efendinin, rabıta olduğunu o yetiştiren bildirmiştir.

15. Şihâb İbn Hacer de kitabın şerhinde, bak, teşehhüt bahsinde açıkladığı bölümde,

16. rabıta hakkında hep cevap verdi; gel, orada ayrıntılı anlatıldı, uyuma.

17. Muradına ermiş imam Şeyh Gazâlî'nin “İhyâu'l-‘Ulûm” adlı büyük kitabı vardır;

18. o da (konuyu) araştıran biri olarak teşehhütte cevap verdi; rabıta bahsinde hitabın mefhumu (oradadır).

19. İbn Abbâs'tan rivayet: o neşe (sahibi), kusursuzca o aynaya baktı,

20. kendi güzelliğini görmedi; kâinatın efendisi (onda) zuhur etti.

21. Şeyh Şa‘rânî ve tâifenin başı Cüneyd, birçok marifette ârifin beyanında,

22. tasavvufta hakikatler ve marifet vardır diye ayrıntılı anlattılar; tarife ne gerek var.

23. Ey zâhid, rabıta hakkında söz etme; en kâmil şeyh, celâl sahibine yol göstericidir.

24. Rabıta olmazsa, daima meşgul olsa da o sâlik kemâl sahibi cemâli bulmaz.

25. Bin yıldan beri bütün tasavvuf (kitap)larında rabıta bahsinde pek çok söz doludur.

26. Gel oku, âyet ve hadisle sabittir; boş yere dava ne lâzım, geri dur.

27. Tanınmış velî Hâce Ahrâr, Yûsuf suresini tefsir ederken,

28. “Rabıta olmazsa Allah'tan gayrısı gitmez; ululuk sahibine şeyh ile erişilir” (dedi).

29. Şeyh Suyûtî de sözü açtı; bak, o kerim zat bunda ne söyler:

30. Tahiyyâtta Resûl'e verilen o selâm (vardır); kesinlikle bil ki maksat ve murat rabıtadır.

31. Mollâ Câmî pek güzel açıkladı; bil ki o, cihan asrının allâmesidir:

32. Sâlikler şeyhine bağlı olursa Hakk'ın feyzi daima ancak onunladır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Rabıta Bahsinde Bir Kaynak Listesi

Mürîdin şeyhin suretini gönlünde tutarak ona bağlanması, yani rabıta, Nakşibendî-Hâlidî yolunun en tartışmalı uygulamalarından biridir ve bu bölüm (403-434) onu savunur. Başlık iki şartı birlikte koyar: rabıta yalnız “ekmel”e, en kâmil şeyhe yapılır, nâkıs olana caiz değildir. Beşinci ve altıncı beyitler bunun gerekçesini verir: Allah'ta fâni olmuş bir şeyhin suretine şeytan giremez.

Yedinci ve sekizinci beyitlerde şair muhalifine bir soru yöneltir: gönlünde mal, mülk, evlat ve aile tutan kişi de bir tür rabıta yapmıyor mu? Bu karşı soru, rabıtayı bir putperestlik olarak eleştirenlere verilmiş bir cevaptır. On birinci beyitten sonra bölüm, manzum bir kaynakça gibi ilerler: Sühreverdî'nin Avârifü'l-maârif'i, Yûsuf suresinin tefsiri, İbn Hacer'in teşehhüt şerhi, Gazâlî'nin İhyâ'sı, İbn Abbâs'tan bir ayna rivayeti, Şa‘rânî ve Cüneyd, Ubeydullah Ahrâr, Suyûtî ve Mollâ Câmî. Bu isimlerin birçoğu tezde, eserde anılan şahsiyetler arasında açıklanır.

Bu sıralama, rabıta tartışmasının XIX. yüzyılda da canlı olduğunu gösterir. Nakşibendî-Hâlidî çevreleri rabıtanın meşruiyetini kanıtlamak için risaleler yazmış, aynı otoriteleri tekrar tekrar anmıştı; şairin listesi bu geleneğin manzum bir özetidir. Bölümün ortasına yerleştirilen “Bend-i âhın-lan” beyti aynı konuyu tek bir beyitte toplar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar