Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Dîde-i bâṭınla ol şâhı nigâh etmiş misiñ
Gerçi taḥṣîl-i kemâlât ala etmiş misiñ
Ka‘be-i sırr-ı ḥaḳīḳī mülküne mihmân olup
Ḳa‘be ḳavseyn maḳāmın ḫân-ḳāh etmiş misiñ
Her maḳāmât-ı merâtip fevḳine iḳdâm edip
Kendiñi maḳbûl-i bâb-ı pâdişâh etmiş misiñ
Zaḥm-ı şemşîr-ile sîneñ çâk olup müdde‘î
Ḫançer-i zülfünde yâriñ âh-ı vâh etmiş misiñ
Şem‘i ruḫ-sârında cânânıñ yanıp pervâne-veş
Özge cânıñ terkiñi bi-iştibâh etmiş misiñ
‘Âşıḳānlıḳ iddi‘âsın eyleyen her-dem müdâm
Âteş-i dil-dâr ile bir kerre âh etmiş misiñ
Ser verip Ferhâd gibi Şîrîn için ḳanlar döküp
Ol seri kuy-ı nigâra ‘azm-i râh etmiş misiñ
İbtilâyı ‘âleme ṣabr eyleyüp ḳılmaḳ du‘â
Bir du‘âcısın özüñ bir ḫayr-ḫâh etmiş misiñ
İstemem lâf-ı güẕâf Mir’at-nümâ’yı bilmiş ol
Sen seni maḥsûb-ı bâb evvel penâh etmiş misiñ
Günümüz Türkçesiyle
1. O şahı (sevgiliyi) iç gözüyle seyrettin mi; gerçi yüce kemâlâtı kazandın mı?
2. Hakiki sır Kâbe'sinin ülkesine misafir olup “Kâbe kavseyn” makamını kendine tekke edindin mi?
3. Her makamın, mertebenin üstüne adım atıp kendini padişahın kapısında makbul kıldın mı?
4. Ey iddiacı, kılıç yarasıyla göğsün yarılıp sevgilinin zülfünün hançerinde âh vâh ettin mi?
5. Sevgilinin yanağının mumunda pervane gibi yanıp öz canını şüphesizce terk ettin mi?
6. Ey her an âşıklık iddia eden, sevgilinin ateşiyle bir kere âh ettin mi?
7. Ferhat gibi Şîrîn için baş verip kanlar dökerek o başla sevgilinin köyüne doğru yola koyuldun mu?
8. Âlemin belasına sabredip dua etmekle kendini bir duacı, bir hayırsever kıldın mı?
9. Boş laf istemem, Mir'ât-nümâ'yı tanımış ol; sen kendini önce o kapıya sığınmış biri olarak saydın mı?
Edebî ve Tarihî Yorum
“Etmiş misiñ?” Sorusu
Her beytin sonunda tekrarlanan “etmiş misiñ” sorusu, dokuz beyti bir sınav gibi kurar. Muhatap, önceki bölümlerde sık sık eleştirilen “müdde‘î”dir, yani hâli olmadan âşıklık ve kemâl iddia eden kişi. Şair ona kemâl basamaklarını tek tek sorar: sevgiliyi iç gözüyle gördün mü, “Ḳâbe ḳavseyn” makamına erdin mi, mum karşısında pervane gibi yandın mı, Ferhat gibi baş verdin mi? Remel ölçüsü ve “nigâh, ala, ḫân-ḳāh, pâdişâh, âh-ı vâh, bi-iştibâh, âh, râh, ḫayr-ḫâh, penâh” kafiyeleri bu soruları ritimli bir sorgulamaya çevirir.
İkinci beyitteki “Ḳa‘be ḳavseyn”, Necm suresinde miraç gecesi Peygamber'in Allah'a yakınlığını anlatan “iki yay arası kadar” ifadesidir; neşirde âyet iktibaslarına verilen örneklerden biri de budur. Şair bu yüce makamı “ḫânḳāh”, tekke kelimesiyle kafiyelendirir: miraç yakınlığı bir dervişin kalacağı yer olarak düşünülür. Dördüncü ve yedinci beyitlerde ise divan şiirinin aşk sahneleri, kılıç yarası, zülüf hançeri ve Ferhat'ın Şîrîn uğruna dağ delmesi, iddiacıyı sınayan sorulara dönüşür.
Sekizinci beyit sorulara ahlaki bir boyut ekler: âlemin belasına sabretmek ve duacı olmak da âşıklığın şartıdır. Son beyitte, mahlasla birlikte, “lâf-ı güẕâf”, boş laf istenmez; iddiacıdan önce kendini kapıya sığınmış biri olarak görmesi beklenir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 125-126 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 11a-11b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






