Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Bir vesîledir Ḫudâ’ya evliyâ
Bende ol gel anlara kesb et ṣafâ
Çün velîler nâ’ibân-ı enbiyâ
Evliyâlar reh-nümâ-yı kibriyâ
Ḫıdmet etseñ bir ḳula sen iş bu yâ
Ol seni mesrûr eder elbette yâ
‘Âşıḳ olsa bir kişi mevlâya tâ
Ḥaḳ anı kendinde dost etmez mi yâ
Bil Ḫudâ’dır cümleden ekrem kerîm
Çün ânındır merḥamet raḥmet raḥîm
“Ḳul hüvâllâh eḥad” vâhid ‘alîm
“Ḥayy u Ḳayyumü’ṣ-Ṣamed” Allâh ḳadîm
Gel oḳu ḥizbu’l-baḥr hem silsile
Cümle sâdâtdan ‘azîz imdâd dile
Ṭut göñül Allâh’a şeyḫin-ilen bile
Hem azîz Ḳur’ân oku ḳalbiñ sile
Giceler ḳalḳ ḳıl teheccüd meşġūl ol
Bil bi-lâ keyf ẕâtınâ irmez ‘uḳūl
Aġla yalvar iste Ḥaḳ’dan sâil ol
Böyle buldu hep bulanlar Ḥaḳḳ’a yol
Aġlamak lâzımdır ancaḳ ‘âşıḳa
Gözyaşı rehber ṭarîḳ-i ma‘şûḳa
Ṣıdḳ-lan ṭut her işiñ ol ṣâdıḳa
Yoḳ azîz ḳısmet bu yolda fâsıḳa
Evliyâu’llâhı sev dost et saña
Ger ḥayât üzre gerek ‘uḳbâda tâ
Her velîden istifâże ḳıl sezâ
Ḳalb-ilen eyle muḥabbet dâ’ima
Bâ-ḫuṣūṣ hep Ḫâlidîler ber-uṣūl
Ḫatmine eyle ‘azîmet dâḫil ol
Başḳalıḳ yoḳ cümle bir Allâh’a yol
Var ‘azîz-i feyż-i Ḫudâ her yerde bol
Ḫâlidî’de bir uṣūl yoḳ ayrılıḳ
Cümlemiz bir cân ‘azîz yoḳ ġayrılıḳ
Ḫatmine var eyleme bî-zâr(ı)lıḳ
Eyleme tefriḳ ṣaḳın aġyâr(ı)lıḳ
Naḳşibendîlerde var ehl-i kemâl
Bunlara maḥṣūṣ bu hâl ġayre muḥâl
Ferd-i vāḥid bunlara olmaz mis̱âl
Naḳşîlerde var kemâl-i ẕü’l-Celâl
Diñle gel benden naṣīḥat serv-i nâz
Baḳ seniñ-çün var mı mürşid keşf-i râz
Baḳ şerî‘at var mı yoḫṣa ḥîle-bâz
Var velî şimdi velâkin mürşid az
Var idi sâ’ir ṭarîḳiñ ekmeli
Şimdi yoḳdur kâmili var echeli
Yoḳ velî onlarda şimdi var dili
Naḳşibendîler ekmel kümmeli
Çok idi şeyḫ u meşâyîḫ bir zamân
Ola nisbet-ile yoḳdur iş bu ân
Hem ṭuruḳuñ sâ’irinden Naḳşiyân
Var bu ânda ‘ârifân-ı mürşidân
Ḫâdim-i bâb-ı şerî‘at bende-gân
Maẓhar-ı sırr-ı ḥaḳīḳat sâlikân
Kâmilânı var ṭarîḳatde hemân
Ehl-i ṣoḥbet dervîşân u mürşidân
Var ṭarîḳatlerde şimdi çoḳ dede
Müsteḥaḳdırlar ve lâkin sille de
Yoḳ şerî‘at var mahâret ḥîlede
Ol kemâlât gitdi pîriñ kendide
İçlerinden gel saḳın etme kelâm
Ḥallerinden bil olur aḫẕ-ı ẓalâm
Ḥaḳ degil maḳṣadları dünyâ merâm
Yine sen reddetme görseñ ver selâm
İçlerinde vardır ‘âşıḳ fehmi yoḳ
Dersi var ẓâhirde bâṭın ‘ilmi yoḳ
Bulmadı hiçbir selâmet gitdi çoḳ
Ḥaşr olup taḥte’l-ḥicâbda ḳaldı çoḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Velîler Allah'a bir vesiledir; gel, onlara kul ol, safa kazan.
2. Çünkü velîler peygamberlerin vekilleridir; evliya ululuk sahibinin yol göstericileridir.
3. Sen bir kula hizmet etsen elbette o seni sevindirir.
4. Bir kişi Mevlâ'ya âşık olsa Hak onu kendine dost etmez mi?
5. Bil ki Allah herkesten cömert ve kerîmdir; çünkü merhamet, rahmet ve şefkat O'nundur.
6. “De ki: O Allah birdir”; tek, her şeyi bilen, “diri, kayyum, samed” olan kadîm Allah'tır.
7. Gel, Hizbü'l-bahr'i ve silsileyi oku; bütün seyyidlerden, azizlerden yardım dile.
8. Şeyhinle birlikte gönlünü Allah'a bağla; aziz Kur'an'ı da oku, kalbini temizle.
9. Geceleri kalk, teheccüd ile meşgul ol; bil ki akıllar keyfiyetsiz olarak O'nun zâtına ermez.
10. Ağla, yalvar, Hak'tan iste, dilenci ol; Hakk'a yol bulanların hepsi böyle buldu.
11. Ağlamak ancak âşığa gerekir; gözyaşı maşuk yolunun rehberidir.
12. Her işini sadakatle o sadık olana bağla; azizim, bu yolda fâsığa nasip yoktur.
13. Allah'ın velîlerini sev, onları kendine dost et; hayatta da gerek, ahirette de.
14. Her velîden layıkıyla feyiz al; daima kalple muhabbet et.
15. Özellikle bütün Hâlidîler usul üzeredir; onların hatmine (hatm-i hâcegân) git, katıl.
16. Başkalık yoktur, hepsi bir Allah'a giden yoldur; azizim, Allah'ın feyzi her yerde boldur.
17. Hâlidîlerde ayrılık diye bir usul yoktur; hepimiz bir canız, azizim, yabancılık yoktur.
18. Onların hatmine git, isteksizlik etme; sakın ayrılık, yabancılık gözetme.
19. Nakşibendîlerde kemâl ehli vardır; bu hâl bunlara mahsustur, başkasına imkânsızdır.
20. Tek ve eşi olmayan olan onlara örnek olmaz; Nakşîlerde celâl sahibinin kemâli vardır.
21. Ey naz servisi, gel benden nasihat dinle; bak, senin için sır açacak bir mürşid var mı?
22. Bak, (onda) şeriat var mı, yoksa hilebaz mı? Şimdi velî var, lâkin mürşid azdır.
23. Öteki tarikatların da en kâmilleri vardı; şimdi kâmili yok, en cahili var.
24. Şimdi onlarda velî yok, dil (laf) var; Nakşibendîler kâmillerin en kâmilidir.
25. Bir zaman şeyhler, meşâyih çoktu; (o zamana) nispetle şu anda yoktur.
26. Öteki tarikatlar içinden Nakşîler arasında bu anda ârif mürşidler vardır.
27. Kulları şeriat kapısının hizmetkârı, sâlikleri hakikat sırrının mazharıdır.
28. Tarikatta kâmilleri hâlâ vardır; sohbet ehli dervişler ve mürşidler vardır.
29. Şimdi tarikatlarda çok dede var; (makama) müstahaktırlar, lâkin tokada da.
30. Şeriat yok, hilede maharet var; o kemâlât pîrin kendisiyle gitti.
31. Gel, sakın onların içinden söz etme; hâllerinden bil ki karanlık alınır.
32. Amaçları Hak değil, dünya isteğidir; yine de görürsen reddetme, selâm ver.
33. İçlerinde âşık var ama anlayışı yok; zâhirde dersi var, bâtın ilmi yok.
34. Çoğu hiçbir selâmet bulamadan gitti; çoğu perde altında haşrolup kaldı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Nakşibendîliğin Üstünlüğü
Kitabın en tartışmacı bölümlerinden biri bu otuz dört beyittir (202-235). Başlığı “Meşâyıḫ-ı Naḳşibendiyye'niñ sâ'irleriñ üzerine fażîleti”, yani Nakşibendî şeyhlerinin öteki tarikatlara üstünlüğü ve onların virt ve zikirlerinin faydasıdır. İlk on dört beyit velîleri sevmeyi, Hizbü'l-bahr ve silsile okumayı, gece teheccüdünü ve ağlamayı öğütler; altıncı beyitte İhlâs suresi ile Bakara suresindeki “el-Ḥayyu'l-Ḳayyûm” vasfı bir mısraya yerleştirilir.
On beşinci beyitten itibaren Hâlidîlere özel bir yer ayrılır. Şair mürîde Hâlidîlerin “ḫatm”ine, yani toplu hatm-i hâcegân toplantılarına katılmasını söyler ve aralarında ayrılık bulunmadığını vurgular: “Cümlemiz bir cân ‘azîz yoḳ ġayrılıḳ.” Bu satırlar, Amasya'da Nakşibendî çevrelerinin bölündüğü bir dönemde birlik çağrısı olarak da okunabilir.
Yirmi birinci beyitten sonra ton keskinleşir. Öteki tarikatlarda “şimdi” kâmil kalmadığı, “var dili”, yalnız laf bulunduğu, çok sayıda “dede”nin makama müstahak olsa da “sille”yi, tokadı da hak ettiği söylenir. Şair yine de ölçüyü bırakmaz: otuz ikinci beyitte bu kişileri görünce reddetmemeyi, selâm vermeyi öğütler. “Dede” kelimesinin Mevlevî ve Bektaşî tekkelerinde şeyh unvanı olarak kullanıldığı düşünülürse eleştirinin hedefinin bu çevreler olabileceği akla gelir; ancak şair hiçbir tarikatı adıyla anmaz.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 126-130 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 202-235; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 11b-12b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






