Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Râh-ı ḥaḳda istiḳāmet gerçi kâr
Müstaḳīm sâlikde feyż-i Kirdgâr
Ḳalb olupdur ḫâne-i perver-digâr
Yâr u aġyâr istemez âmir zi-kâr
Veẕkuru’llâh sırrını bildiñ a cân
Ẕâkirân meẕkûra etmen terk-i cân
Ger seven cânânını taḥḳīḳ-i ‘ayân
Olmaya ġāfil rıżâsından bir ân
Kimden almışsañ eger ẕikr-i Ḫudâ
Ol mu‘allimdir saña ḳıl iḳtidâ
Ḳıl aña ḥürmet ri‘âyet dâ’imâ
Çün olup ol reh-nümâyı kibriyâ
Ger şerî‘atde muḳīm olmazsa ol
Var diger bir kâmile ol bende ḳul
Yed-i ṣaḥîḥ mürşid gerekdir şarṭı şol
Ṭoġru yed-i ekmal mükemmel ṭurma bul
Var mükemmelde ‘alâmet ḥüsn-i ḥâl
Yoḳ lisânında muḫâlif ḳīl u ḳāl
Ḥak’da ifnâ ḫâliḳında iştiġāl
Ṭut göñül al feyż-i ẕât-ı ẕü’l-Celâl
Ekmele dil verse bir tâlib dilâ
Yoḳ olur göñlünde küll-i mâsivâ
Bi-ġarażu’llâh mecâlis olsa tâ
Farḳ eder sırr-ı velâyet intihâ
Yed-i s̱aḥîḥ var ba‘żı müstaḫlif ẕevât
Ḫalḳı da‘vetci olup Ḥaḳḳ’a o ẕât
Yoḳ demem bir şey velî bu müşkilât
Çünkü nâḳısdır sülûk vermez ḥayât
Ba‘żı ṭâlipde füzûn-ı Ḥaḳ derdi var
Ḥaḳ için eyler müdâim âh u zâr
Şeyḫ aña olmazsa gerçi yâr-ı ġār
Ṭâlibi maḳhûr eder bir rûzigâr
Ol ki şeyḫiñ şeyḫi olsa ber-ḥayât
Çün alur rûḥâni ṭâlib feyż-i ẕât
Ger ḥayâtda yoḳ ise müşkil necât
Tâ olur ṭâlib-i helâk bî-ḥâṣılât
Ba‘żı ṭâlipde muḥabbet verdi az
Feyẕ-i Ḥaḳ taḥṣiline eyler çü nâz
Ẕikr için eyyâm arar tâ ḳış u yaz
Yoḳ ziyân nâḳıṣ gerek şeyḫ ser-firâz

Günümüz Türkçesiyle

1. Hak yolunda istikamet gerçi (asıl) iştir; dosdoğru olan sâlikte Yaratıcı'nın feyzi vardır.

2. Kalp Rab'bin evi olmuştur; yâr ile ağyâr (sevgili ile yabancılar) bir arada olmaz, (bu iş) buyurucu (Allah) işidir.

3. Ey can, “Ve'ẕkurû'llâh” (Allah'ı anın) sırrını bildin; zikredenler, zikredileni (Allah'ı) candan bırakmaz.

4. Eğer seven, sevgilisinin gerçeğini açıkça bilirse onun rızasından bir an gafil olmaz.

5. Allah'ın zikrini kimden almışsan o sana muallimdir, ona uy.

6. Ona daima hürmet ve riayet et; çünkü o, ululuk sahibinin yolunu gösterendir.

7. Eğer o (şeyh) şeriatta durmazsa başka bir kâmile git, ona bağlı kul ol.

8. Şart şudur: eli sağlam (sahih icazetli) bir mürşid gerekir; doğru, en kâmil, mükemmel bir el bul, durma.

9. Mükemmel olanda alâmet güzel hâldir; dilinde şeriata aykırı dedikodu yoktur.

10. Hak'ta fâni olmuş, Yaratıcısıyla meşguldür; gönlünü tut, celâl sahibi zâtın feyzini al.

11. Ey gönül, bir talip kâmile gönül verirse gönlünde Allah'tan gayrı her şey yok olur.

12. Meclisler Allah için, garazsız olursa velâyet sırrının sonunu ayırt eder.

13. Eli sahih bazı halife zatlar vardır; o zat halkı Hakk'a davet edicidir.

14. Bir şey demem, ama bu işte güçlük vardır; çünkü (eksik olan) nâkıstır, sülûk hayat vermez.

15. Bazı talipte Hak derdi fazladır; Hak için daima âh ve zâr eder.

16. Şeyh ona gerçek bir mağara dostu (yâr-ı gâr) olmazsa talibi bir zaman sonra kahreder.

17. Eğer şeyhin şeyhi hayatta ise, talip zâtın feyzini manevî olarak alır.

18. Hayatta değilse kurtuluş güçtür; öyle ki talip sonuçsuz kalıp helâk olur.

19. Bazı talipte (Allah) az muhabbet verdi; Hakk'ın feyzini kazanmakta nazlanır.

20. Zikir için kış yaz gün seçer; (böylesine) nâkıs bir şeyh zarar vermez, (ama) yüce bir şeyh gerekir.

Edebî ve Tarihî Yorum

İstikamet ve Eksik Şeyh

Başlık üç konuyu birlikte anar: “ṭarîḳatte istiḳāmetiñ fâ'ideleri”, “ekmeliñ ‘alâmetleri” ve “nâḳıṣânıñ terbiyetleri”. Bu yirmi beytin numaraları 182-201'dir; sayım, önceki bölümün son üç beytiyle çakışarak 182'den yeniden başlar ve bu, neşrin kendi sayımındaki bir aksaklıktır. Bölüm, “istikamet”in yolun asıl işi olduğunu söyleyen bir beyitle açılır ve Kur'an'daki “Allah'ı anın” emrine işaret eden “Veẕkuru’llâh” sırrına geçer.

Bölümün çekirdeği yedinci ve sekizinci beyitlerdir. Mürîdin zikri kimden aldıysa onu muallim bilmesi gerektiği söylendikten hemen sonra önemli bir istisna gelir: o şeyh şeriatta durmazsa mürîd başka bir kâmile gitmelidir. Tarikat edebiyatında mürîdin şeyh değiştirmesi çoğu zaman hoş karşılanmaz; Süleyman Efendi ise şeriata uygunluğu şeyhe bağlılığın önüne koyar. Dokuzuncu beyitte kâmilin alâmeti sayılır: güzel hâl ve dilinde şeriata aykırı söz bulunmaması.

On üçüncü beyitten sonra şair, kendi şeyhi hayatta olmayan “müstaḫlif”lerin, yani halifelerin durumunu tartışır ve şeyhin şeyhi hayattaysa talibin feyzi ondan manevî olarak alabileceğini, değilse kurtuluşun güç olduğunu söyler. Şeyhi Mustafa İsmet Efendi 1289'da ölmüş bir halifenin bu satırları yazması, beyitlere kişisel bir ağırlık da verir; bu ilişkiyi metin açıkça kurmaz. “Yâr-ı ġār” ifadesi, Hz. Ebûbekir'in mağara dostluğunu hatırlatarak şeyh ile mürîd arasındaki bağı tarif eder.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar