Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Sende olsa bâṭına bir azz u câh
Bir kemâl yâḫud eger ‘aşḳ-ı ilâh
Ṣânma senden oldu ol iḥsân-ı şâh
Bir gedâsıñ señ hemân ol pâdişâh
Çoḳ velîler bilmedi bu imtiḥân
Ṣandılar bu ‘aşḳ u şevḳ dâ’im hemân
Bir enâniyetle buldu biñ ziyân
Ḳalmadı gitdi velâyet ol zamân
Bir ‘azîm-i iḥsân ederse ol penâh
Etme gel varlıḳ ḫaṭâ ‘isyân günâh
Yol bulur iblîs eder bil sedd-i râh
Bil özüñ ‘abd-i ẕelîl rûy-ı siyâh
Sen ḥaḳīḳatden dilerseñ bir sebaḳ
‘İtibâr olmaz kerâmet keşfe baḳ
Ger ẓuhûr etse saña bir sırr-ı Ḥaḳ
Ol degil maṭlûb u maḳṣûd ẕat-ı Ḥaḳ
Var velî kâmil bu ân ḥâl ṣâḥibi
Keşfe raġbet yoḳ şerî‘at nâibi
Keşf eder bir ânda şarḳ u maġribi
Yine setr etmekde ḥâl-i ġā’ibi
Olsa bir keşf-i ṣaḥîḥ sende ‘iyân
İstemez ḫalḳa anı etmek beyân
Gizlemek farż söylemekde var ziyân
Çok küşûfâtdan ẓuhûr etdi yalan
Günümüz Türkçesiyle
1. Bâtınında bir izzet ve mevki, bir kemâl ya da ilâhî aşk olsa,
2. o şah ihsanının senden geldiğini sanma; sen bir dilencisin, padişah ancak odur.
3. Çok velî bu imtihanı bilmedi; bu aşk ve şevkin daima süreceğini sandılar.
4. Bir benlikle bin zarar buldular; velâyet kalmadı, o zaman gitti.
5. O sığınak (Allah) büyük bir ihsanda bulunursa gel, varlık (benlik) gösterme; (bu) hata, isyan ve günahtır.
6. İblis yol bulur, bil, yolu tıkar; kendini zelil bir kul, yüzü kara bil.
7. Hakikatten bir ders dilersen (şunu) bil: Kerametle keşfe itibar olmaz.
8. Sana Hakk'ın bir sırrı zuhur etse, aranan o değildir; maksut Hak zâttır.
9. Bu an hâl sahibi kâmil velî vardır; keşfe rağbeti yoktur, şeriatın vekilidir.
10. Bir anda doğuyu ve batıyı keşfeder; yine de gaybın hâlini örtmektedir.
11. Sende sahih bir keşif açıkça olsa onu halka açıklamak istemez.
12. Gizlemek farzdır, söylemekte zarar vardır; çok keşiflerden yalan zuhur etti.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kerametin Değeri
Şair başlığın sorusuna tek mısralık bir cevap verir: “‘İtibâr olmaz kerâmet keşfe baḳ.” Soru, neşirde 487-498 numaralarla basılan on iki beytin başlığında “kerâmet ve keşfe ‘itibâr olunması” diye konmuştur, yani keramete ve keşfe ne ölçüde değer verileceği. Bu tavır, Nakşibendî büyüklerinin kerameti değil istikameti esas alan sözlerinin manzum bir yankısıdır ve kitabın üçüncü gazelindeki “Biz kerâmet ṣâḥibin pek ehl-i âfet bilmişiz” beytini tamamlar.
Bölümün ilk yarısı, manevî bir hâlin bir imtihan olduğunu anlatır. Mürîdin içinde bir izzet, bir kemâl ya da ilâhî aşk belirirse bunu kendinden bilmemeli; çok velî bu aşkın daima süreceğini sanmış, benlikleri yüzünden velâyetlerini yitirmiştir. Altıncı beyitte şeytanın tam bu noktadan yol bulduğu söylenir.
İkinci yarıda kâmil velînin keşfe tavrı anlatılır: doğuyu ve batıyı bir anda görebilir, ama gördüğünü örter. Son beyit bölümün en pratik hükmüdür: keşfi gizlemek farzdır, söylemekte zarar vardır, çünkü “çoḳ küşûfâtdan ẓuhûr etdi yalan”. Bu cümle, keşif iddialarıyla şöhret bulan şeyhlere yönelik bir uyarı olarak da okunabilir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 180-181 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 487-498; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 25a-25b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






