Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Ṭâlib-i ṣâdıḳ ḳoma sen adıñı
Sil çıḳar dilden ‘iyâl u evlâdıňı
Ḥaḳḳ’a maḫṣûṣ eyle gel feryâdıñı
Yoḫsa bil nâkıṣdır isti‘dâdıñı
Mürşide rehber kişiniñ ḥâleti
Bildiren Allâh’ı özge ġayreti
Ṭâlibiñ ḥaḳ olsa muṭlaḳ ḥâceti
Pes olur mürşid Ḫudâ’nıñ âleti
Ba‘żı ṭâlib var ki mürşidân arar
Ol televvün ḥâlde dâ’im bî-ḳarâr
Ḫâliṣân yoḳ inḳiyâd kendin yorar
Bilmez ol bî-çâre eyler âh u zâr
Ba‘żı ṭâlib der ki yoḳ mürşid eger
Olmasa ‘âlem olur hep zîr u ber
Bunda yoḥsa Çin’e ‘azm et ḳıl sefer
Dâmeni altında olsa bî-ḥaber
Sen Celâleddin olursuñ var velî
Reh-nümâ eyler Ḫudâ bir ekmeli
Sen olursañ râh-ı Ḥaḳḳ’ıñ ḳābili
Şems olur mürşid küşâd eyler dili
Yoḳ demem ṭâlib bu an eż‘âf-ı ḳatı
Cîfe’i dünyâda seyret ṣûreti
Ẕât-ı Ḥaḳ’dan başḳa olsa niyeti
Hiç bulur mu ol ‘azîzim vuṣlatı
Bî-ġaraż ‘arż eyle mürşid ṣoḥbetin
Feyż-i Ḥaḳ taḥṣîli olsun niyetiñ
Etme dânâlıḳ tamâm al himmetin
Bil teraḥḥümdür ganîmet Elif’ten

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sadık talip, sen adını (bile) koyma; çoluk çocuğunu dilinden sil, çıkar.

2. Gel, feryadını Hakk'a mahsus eyle; yoksa bil ki istidadın eksiktir.

3. Mürşide rehber olan, kişinin hâlidir; Allah'ı bildiren (onun) başka bir gayretidir.

4. Talibin mutlak ihtiyacı Hak olursa mürşid Allah'ın âleti olur.

5. Bazı talip vardır ki mürşidleri arar durur; o renkten renge giren hâlde daima kararsızdır.

6. İhlâs yok, boyun eğme yok, kendini yorar; o zavallı bilmez, âh ve zâr eder.

7. Bazı talip “Mürşid yok” der; eğer (mürşid) olmasa âlem alt üst olur.

8. Burada yoksa Çin'e kadar sefer et; (mürşid) eteğinin altında olsa (bile) habersizsin.

9. Sen Celâleddîn (Rûmî) olursan, git, velî vardır; Allah bir kâmili yol gösterici eyler.

10. Sen Hak yoluna kabiliyetli olursan mürşid Şems olur, dilini açar.

11. Bu an talip yok demem, ama pek zayıftır; dünya leşinde (onun) suretini seyret.

12. Azizim, niyeti Hak zâttan başka olursa hiç o kavuşmayı bulur mu?

13. Mürşid sohbetine garazsız katıl; niyetin Hakk'ın feyzini kazanmak olsun.

14. Bilgiçlik etme, himmetini tamamıyla al; bil ki merhamet, Elif'ten (Allah'tan) gelen bir ganimettir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kararsız Talipler

Sâlikin önündeki engellerin çoğunu şair mürşidde değil talibin kendisinde arar. On dört beytin (266-279) başlığı da talibe bakar: taliplerin “dûn-himmet”ini, yani himmetlerinin düşüklüğünü, “tereddüd”ünü ve “televvünât”ını, renkten renge girmelerini konu alır. Üçüncü ve dördüncü beyitlerde bunu açıkça söyler: mürşide rehber olan kişinin hâlidir; talibin mutlak ihtiyacı Hak olursa mürşid Allah'ın bir âleti olur.

Beşinci beyitten sonra iki tür talip anlatılır. Birincisi mürşidden mürşide dolaşan, hiçbirine teslim olmayan, kendini yoran kişidir. İkincisi “mürşid yok” diyendir; şair ona, gerekirse Çin'e kadar gitmesini, ama aradığının belki de “eteğinin altında” olduğunu hatırlatır. Şensöz, eserin konuları arasında bu iki tipi “mürşid arayan taliplerin kararsız oldukları, bazı taliplerin ise mürşid kalmadığını söyledikleri” diye toplu olarak verir.

Dokuzuncu ve onuncu beyitler bölümün en bilinen göndermesini taşır: Celâleddîn-i Rûmî ve Şems-i Tebrîzî. Şair, talip Celâleddîn olursa mürşidin Şems olacağını söyler; yani mürşidin büyüklüğü talibin kabiliyetine bağlıdır. Son beyitteki “Elif” kelimesi, Arap alfabesinin ilk harfi ve Allah lafzının başı olarak birliğin simgesidir; mısraın anlamı tam açık değildir ve burada merhametin Allah'tan gelen bir kazanç olduğu biçiminde okunmuştur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar