Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Evvelâ elzem şerî‘at ṣohbeti
Pes anıñladır ṭarîḳat ḳuvveti
Yoġ-ise elde şerî‘at ḫil‘ati
Şüphesiz yoḳdur ṭarîḳat nisbeti
Cümleden aḳdem şerî‘atdir ṭarîḳ
Pes şerî‘at-len ṭarîḳatdir refîḳ
Ol ṭarâ’iḳ içre var baḥr-i ‘amîḳ
Fehm edip sırr-i ḥaḳīḳat ol daḳīḳ
Gel ‘azîzim eyle dâ’im inzivâ
Nefs ü şeyṭân etmesin ta ber-havâ
Pes murâdu’llâh saña reddet sivâ
Ol bu demde tâ ‘alel-‘arş istivâ
Raġbet etme gel bu dünyâ mâline
Düşme ḫalkıñ pâyine pâ-mâline
Baḳma ḫalḳıñ ḥâline ‘amâline
Herkesi ḳoy kendi özge ḥaline
Bir kişi senden ṣorar mı bir kesi
‘Âlemiñ lâzım degil terbîyesi
Her kişi kendi elinde kendisi
Ger gerek ṭoġru gerek var ḥîlesi
Baḳmasın düşmân saña nefsiñ yeter
Her fenânıñ evvelî ondan beter
Her deh meẕmûm yollara nefsiñ gider
Ḫalḳ hemân şeyṭân için bühtân eder
Sen saña nefsiñ saña senden yaḳīn
‘Arẕ edip bir fi‘le sen olsañ ḳarîn
İrtikâb etseñ anı ol dem hemîn
Ba‘dehû taḥrîk eder iblîs la‘în
Fehm olunmaz kim bu nefsiñ ḥîlesi
Ḥîle-kârlıḳda ḳatı çoḳ bilmesi
Ṣanma dostluḳdur bu nefsiñ cilvesi
Bir ‘aceb sille bu nefsiñ sillesi
Her fesâdıñ mebde’î andan ẓuhûr
Her ḳuṣûruñ evvelâ andan murûr
Her günâhıñ menba‘ı ol bâ-ḫuṭûr
Ḥâlleri kibr u ġażab ‘ucb u ġurûr
İstemez girmek ebed ‘ulviyete
Dâ’imâ mâ’il özü süfliyete
Hep cidâl etmekde ḥaḳḳāniyete
Râżı olmaz ḥaḳ olan keyfiyete
Ḥîlesi çok yoḳ işinde bir ḳarâr
Her işinde ‘âḳıbet var bir żarar
Ol ‘adüv bed-baḫta ger her kim uyar
Şüphesiz andan ‘uḳûbâtlar duyar
Naḳşibend aḥvâline diñle güzel
İttibâ‘ sünnet ‘azîmet-len ‘amel
Terk-i bid‘at kes̱reti eẕkârım me’l
Yoḳ ‘azîz ta‘ṭîl-i ẕikru’llâh eḳal
Kim demiş bu ẕâtlara bir söz ḫaṭâ
İncinir ervâḥ-ı cümle Enbiyâ
Vâris̱-i Peygamberân bu evliyâ
Bunları maḥbûb idinmiş Kibriyâ
Bil bu ẕâtlar kenz-i Raḥmân oldular
Vâḳıfân-ı ẕât-ı Yezdân oldular
Ġavs̱-i a‘ẓam sırr-ı sübḥân oldular
Ka‘be-i taḥḳīḳa derbân oldular
Bil ḥaḳīḳatde bu ẕâtlar pehlivân
Bil taṣarrufda bu ẕâtlar mürşidân
Bi’l-aṣâle vâris̱-i Peygamberân
Hep ḥaḳāyıḳ ehli bunlar ‘ârifân
‘Âlem-i ġaybdan olup bunlar ḫabîr
‘Âlem-i ġayba olup bunlar vezîr
Muḫbir-i Mevlâ bu ẕâtlar bî-naẓîr
Lî me‘allâh oldular bunlar emîr
Setr olup bunlar ‘azîz tahte’l-ḳıbâb
Şems-i Ḥaḳ bunlar cihânda mâhitâb
Bunlara dil ver hemân ḳıl intisâb
Bilmeyen oldu ḫarâbân ender ḫarâb
Seyr ‘ani’llâh’da bu ẕâtlar padişâh
Hem beḳābi’llâh’da meşhûdân nigâh
Dedi dânişden bî-iştibâh
Seyr-i fi’l eşyâda bunlar ehl-i câh
Günümüz Türkçesiyle
1. Önce şeriat sohbeti çok gereklidir; tarikatın gücü de ancak onunladır.
2. Elde şeriat kaftanı yoksa kesinlikle tarikat nispeti (bağı) da yoktur.
3. Her şeyden önce gelen yol şeriattır; tarikat da şeriatla birlikte yoldaştır.
4. O yollar içinde derin bir deniz vardır; hakikat sırrını anlayıp dikkatli ol.
5. Gel azizim, daima inzivaya çekil; nefis ve şeytan (seni) havaya uçurmasın.
6. Allah'ın muradı (için) sen ondan başkasını reddet; o zaman “Arş üzerine istivâ” (makamında) olursun.
7. Gel, bu dünya malına rağbet etme; halkın ayakları altına çiğnenmeye düşme.
8. Halkın hâline, amellerine bakma; herkesi kendi başka hâline bırak.
9. Bir kişi sana birini sorar mı? Âlemi terbiye etmek senin işin değil.
10. Her kişi kendi elinde kendisidir; ister doğru olsun, ister hilesi olsun.
11. Düşman sana bakmasın, nefsin (sana düşman olarak) yeter; her kötülüğün ilki ondan beterdir.
12. Nefsin her an kötü yollara gider; halk ise (suçu) hemen şeytana atıp ona iftira eder.
13. Sana nefsin senden daha yakındır; bir işi (sana) arz edip sen ona yaklaşırsan,
14. o anda onu işlersen sonra lanetli iblis kışkırtır.
15. Bu nefsin hilesi anlaşılmaz; hilekârlıkta bilgisi pek çoktur.
16. Bu nefsin cilvesini dostluk sanma; bu nefsin tokadı acayip bir tokattır.
17. Her fesadın başlangıcı ondan zuhur eder; her kusur önce ondan geçer.
18. Her günahın kaynağı o tehlikelidir; hâlleri kibir, öfke, kendini beğenme ve gururdur.
19. Asla yüceliğe girmek istemez; özü daima aşağılığa meyleder.
20. Hep hak olanla mücadele eder; hak olan keyfiyete razı olmaz.
21. Hilesi çoktur, işinde bir karar yoktur; her işinde sonunda bir zarar vardır.
22. O bahtı kara düşmana kim uyarsa kesinlikle ondan cezalar tadar.
23. Nakşibend (ehlinin) hâllerini güzelce dinle: Sünnete uyarlar, azimetle amel ederler.
24. Bid'ati terk, çok zikir (onların yoludur); azizim, Allah'ın zikrini en az bile bırakmak yoktur.
25. Kim bu zatlara bir hatalı söz söylemişse bütün peygamberlerin ruhları incinir.
26. Bu velîler peygamberlerin vârisleridir; ululuk sahibi (Allah) onları sevgili edinmiştir.
27. Bil ki bu zatlar Rahmân'ın hazinesi oldular; Yezdân'ın (Allah'ın) zâtına vâkıf oldular.
28. Büyük gavs, Sübhân'ın sırrı oldular; tahkik Kâbe'sinin kapıcısı oldular.
29. Bil ki hakikatte bu zatlar pehlivandır; bil ki tasarrufta bu zatlar mürşiddir.
30. Asaletle peygamberlerin vârisleridir; bunlar hep hakikat ehli, ârif kişilerdir.
31. Bunlar gayb âleminden haberdardır; bunlar gayb âlemine vezirdir.
32. Bu zatlar Mevlâ'nın eşi örneği olmayan haber vericileridir; bunlar “Lî me‘allâh” (makamının) emiri oldular.
33. Azizim, bunlar kubbeler altında gizlenmiştir; bunlar cihanda Hakk'ın güneşi, ay ışığıdır.
34. Bunlara hemen gönül ver, intisap et; bilmeyen yıkıntılar içinde yıkık oldu.
35. Allah'tan (yola çıkış) seyrinde bu zatlar padişahtır; Allah'la bekâda da seyredilen bakışlardır.
36. Kesinlikle bilgiden dedi ki eşyada seyirde bunlar makam ehlidir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şeriat, Nefis ve Velîler
“Şeriat kaftanı” yoksa tarikat bağı da yoktur: uzun bölümün açılış beyitleri kitabın ana ilkesini bu imgeyle tekrarlar ve şeriat sohbetini tarikatın gücü sayar. Neşirde 280-316 arasındaki beyitleri kapsayan bölümün başlığı üç konuyu birlikte anar, mesnevî de onları sırayla işler: tarikat ehlinin şeriata riayeti, bâtın kuvvetleri ve nefsin fesatları. Şensöz, eserin şeriat-tarikat ilişkisi hakkındaki görüşünü bu bölümle toplu olarak verir.
Yedinci beyitten on dördüncü beyte kadar şair, halkın hâline bakmamayı, kimseyi terbiye etmeye kalkışmamayı öğütler; asıl düşman nefistir. On ikinci beyitteki gözlem yerindedir: insanlar kötülüğü hemen şeytana yükler, oysa yolu ilk açan nefistir; şeytan ancak iş işlendikten sonra kışkırtır. On altıncı beyitteki “sille” imgesi, nefsin dost görünen cilvesinin ardından gelen ani darbeyi anlatır.
Yirmi üçüncü beyitten sonra konu Nakşibendî velîlerine geçer ve bölüm uzun bir övgüyle biter. “Bu ẕâtlar” ifadesi neredeyse her beyitte tekrarlanır: peygamberlerin vârisleri, Rahmân'ın hazinesi, gaybın vezirleri, kubbeler altında gizlenmiş güneşler. Yirmi beşinci beyit bu övgünün tartışmacı yanını gösterir: bu zatlara hatalı söz söyleyen, bütün peygamberlerin ruhlarını incitir. Son beyitlerde tasavvufun “seyr ‘ani'llâh”, “beḳā bi'llâh” ve “seyr fi'l-eşyâ” gibi yolculuk basamaklarına değinilir; son mısraın kime ait bir sözü aktardığı açık değildir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 140-145 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 280-316; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 15a-16a). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






