Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
İş bu ânda çünkü bildiñ yoḳ nebî
Mürşidân azdır velakin var velî
Ba‘żı gör inkârına ḳā’il dili
Şimdi efzûndur velî min evveli
Çoḳ veliyu’llâh cihânda iş bu ân
Ḳahvelerde kes̱ret içre ṣanma cân
Kûşe-’i vaḥdetde mestûrdur cihân
Sen seni terk et ẓuhûr eyler hemân
İmdi vardır bir bölük ehl-i fesâd
‘İlmine maġrûr olup eyler ‘inâd
Hiç veliyu’llâha etmez i‘timâd
Ḥaşr olur cehliyle olmaz ber-murâd
Der veliyu’llâh ki ḳanda iş bu nâs
‘Aḳl-ile ṣûret ṣanıp eyler ḳıyâs
İçlerinde az olur ‘ârif-şinâs
Ol cehâlet birbirinden in‘ikâs
Fi‘l-i ṣûfîden müberrâ evliyâ
Haḳ-ile dâ’im mu‘arrâ evliyâ
Ḳanda isterseñ hüveydâ evliyâ
Kâşifü’l esrâr-ı eşyâ evliyâ
Sende var mı gerçiden bir keşf-i râz
Bir delîl olmaḳ gerekdir fetḥ-i râz
Boş yere olmaz bu söz ey aḳlı az
Bunları Ḥaḳ gizledi gel olma ḳaz
Sen veliyu’llâhı fehm etmeñ muhâl
Sende lâzımdır anıñ tek bir kemâl
Anları mestûr edipdür ẕü’l-Celâl
Anları bilmek muḥâldir ehl-i ḥâl
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu anda, bildiğin gibi, peygamber yoktur; mürşidler azdır, lâkin velî vardır.
2. Bak, bazılarının dili (velîlerin) inkârına kail; şimdi velî öncekinden fazladır.
3. Şu anda cihanda çok veliyullah vardır; ey can, (onları) kahvelerde kalabalık içinde sanma.
4. Cihan (onları) birlik köşesinde gizlemiştir; sen kendini terk et, hemen zuhur eder.
5. Şimdi bir bölük fesat ehli vardır; ilmine mağrur olup inat eder.
6. Allah'ın velîsine hiç güvenmez; cehaletiyle haşrolur, muradına ermez.
7. “Allah'ın velîsi bu insanlar arasında nerede?” der; akılla (bakıp) onları suret sanarak kıyas eder.
8. İçlerinde ârifi tanıyan az olur; o cehalet birinden ötekine yansır.
9. Evliya, sûfiyane gösteriş işlerinden uzaktır; evliya daima Hak ile çıplaktır (her şeyden soyulmuştur).
10. Nerede istersen evliya görünür; evliya eşyanın sırlarını açandır.
11. Sende gerçekten bir sır keşfi var mı? Sırrın açılması için bir delil (kılavuz) olmak gerekir.
12. Ey aklı az, bu söz boşuna değildir; bunları Hak gizledi, gel kaz olma.
13. Allah'ın velîsini anlaman imkânsızdır; sende onun gibi bir kemâl gerekir.
14. Celâl sahibi onları gizlemiştir; onları bilmek, (ancak) hâl ehline (mümkündür), (başkasına) imkânsızdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Velîler Hâlâ Var
Velî çoktur, mürşid azdır: şair kitabın ilk bölümlerinde değindiği bu ayrımı burada açıkça yapar. On dört beytin (317-330) başlığı da üç şeyi birlikte anar: “ehlu’llâhıñ kes̱reti”ni, yani Allah ehlinin çokluğunu, “mürşidiñ ḳılleti”ni, mürşidin azlığını ve “münkirânıñ cehâleti”ni, inkârcıların cahilliğini. Herkes velî olabilir; ama talibi yetiştirecek, ona yol gösterecek mürşid az bulunur.
Üçüncü ve dördüncü beyitler bölümün en canlı imgesini taşır. Velîleri “ḳahvelerde kes̱ret içre”, kahvehane kalabalıklarında aramamak gerekir; dünya onları “kûşe-i vaḥdet”, birlik köşesinde saklamıştır. Kahvehane, XIX. yüzyıl Osmanlı kentinin toplumsal hayatının merkeziydi; şeyhin bu kelimeyi kullanması, beyte günlük hayattan bir renk katar. Beşinci beyitten itibaren ilmine güvenip velîleri inkâr eden “bir bölük ehl-i fesâd” anlatılır; bunlar velîleri akıl ölçüsüyle tartar, onları sıradan insan suretinde görür.
On ikinci beyitteki “olma ḳaz” uyarısı, kitabın halk diline yaklaşan söyleyişlerinden biridir: kaz, divan şiirinde de halk dilinde de akılsızlığın simgesidir. Bölüm, velîyi ancak ona benzer bir kemâle erenin tanıyabileceği düşüncesiyle biter.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 147-149 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 317-330; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 17a-17b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






