Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Şimdi dem-keş var ṭarîḳatden çok Yezîd
Elde yoḳ ḥabl-i şerî‘atden ba‘îd
Kendi ‘ilmince olup bir müctehid
Tâ enâniyetde iblisden şedîd
Hiç şerî‘atsiz olur mu râh-ı Dîn
Böyle mi fermân Rabbu’l-‘âlemîn
Yok mudur Kur’ân Hadîs̱ kûtâh-bîn
Bî-şerî‘at mı ṭarîḳ-ı vâṣılîn
Bî-baṣarlıḳdan ẓuhûr eyler bu söz
İḳtiżâ etmezdi ṭoġru görse göz
Ḥaḳ için ṣâfi muṣaffâ olsa öz
Aḥsen-i ṣûretde seyr eylerdi göz
Ceẕbedir nefsânî dilde ẕevḳine
‘Aşḳ deyip mubṭil göñülde şevḳine
Sevḳ edip şeyṭânıña bilmez meşḳine
Aldanıp iblîsiñ ol teşvîḳine
Hiç olur mu ehl-i ‘aşḳda terk-i farż
Oldur ‘âşıḳ sünneti eylerse farż
Ehl-i ‘aşḳ oldur ki ṣâfi bî-ġaraż
‘Aşḳ degil muṭlaḳ budur cehl-i maraż
Yoḳ ri‘âyet sünnete farża ebed
Yoḳ ‘amel bir meẕhebe Allâh meded
Boynuna şeyṭân urup muḥkem kemend
Kendine ṣorsañ ṭarîḳ-ı Naḳşibend
Var ṭarîḳ-ı Naḳşibendîyim diyen
Naḳşî olmaz boş bu da‘vâ eyleyen
Ey bu Naḳşî iddi‘âsın eyleyen
Naḳşibend olmaz şerî‘at bilmeyen
Başḳa mı bâb-ı şerî‘atden ṭarîḳ
Gayri mi sırr-ı ḥaḳīḳatden ṭarîk
Ayrılır mı hiç şerî‘atden ṭarîḳ
Bil şerî‘atdir aṣâletden ṭarîḳ
Oldu mîras̱-ı peder bir ḫân-ḳāh
Var pirinç bir ḳaç ġurûş iḥsan-ı şâh
Almasın şehriyemi çün pâdişâh
Gösterip bir ḥırḳa tâc ḫalḳa külâh
Bâ-ḫuṣûṣ yoḳ ẕikr-i cehrî Naḳşîde
Bir ṣahîh yed yoḳ icâzet kendide
Ẕikr-i cehriyle dönüp ol tekyede
Cem‘ olur ‘avret-i ricâl ol seyrede

Günümüz Türkçesiyle

1. Şimdi tarikattan dem vuran çok Yezîd var; ellerinde şeriatın ipi yok, (ondan) uzaklar.

2. Kendi ilmince bir müçtehit olmuş; benlikte iblisten de beter.

3. Hiç şeriatsiz din yolu olur mu? Âlemlerin Rabbi'nin fermanı böyle mi?

4. Ey kısa gören, Kur'an ve hadis yok mu? (Hakk'a) erenlerin yolu şeriatsiz midir?

5. Bu söz körlükten çıkar; göz doğru görse buna gerek kalmazdı.

6. Öz Hak için saf ve arınmış olsa göz en güzel surette seyrederdi.

7. (Onlarınki) nefsânî bir cezbedir, gönüldeki zevkine (dayanır); bâtıl olan, gönüldeki şevkine aşk der.

8. Şeytanına (kendini) sevk edip (onun) talimini bilmez; iblisin o kışkırtmasına aldanır.

9. Hiç aşk ehlinde farzı terk etmek olur mu? Âşık odur ki sünneti farz gibi yapar.

10. Aşk ehli odur ki tamamen saf, garazsızdır; bu mutlaka aşk değil, cehalet hastalığıdır.

11. Sünnete de farza da asla riayet yok; bir mezhebe göre amel yok; Allah meded.

12. Şeytan boynuna sağlam bir kement vurmuş; kendisine sorsan, yolu Nakşibend yoludur.

13. “Ben Nakşibendî yolundanım” diyen var; bu boş iddiayı eden Nakşî olmaz.

14. Ey bu Nakşîlik iddiasını eden, şeriatı bilmeyen Nakşibend olmaz.

15. Tarikat şeriat kapısından başka mıdır? Tarikat hakikat sırrından başka mıdır?

16. Tarikat hiç şeriattan ayrılır mı? Bil ki tarikat aslı itibarıyla şeriattır.

17. Babadan miras bir tekke kalmış; şahın ihsanı olarak biraz pirinç ve birkaç kuruş var.

18. Padişah şehriyemi (tahsisatımı) almasın diye halka bir hırka, tac ve külah gösterir.

19. Hele Nakşîlikte cehrî zikir yoktur; kendisinde sahih bir el (silsile), icazet de yok.

20. O tekkede cehrî zikirle dönülür; o seyre kadınlar ve erkekler toplanır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Sahte Dervişler

Şairin hedefi XIX. yüzyıl tarikat hayatından tanıdık tiplerdir: bölüm (350-370), “dervîşânlıḳ iddi‘âsında bulunan a‘dâ-yı şerî‘at”, yani dervişlik iddia eden şeriat düşmanları hakkındadır. İlk bölümde şeriatı küçümseyip kendi ilmine güvenen, gönlündeki nefsânî zevke “aşk” diyen kişiler anlatılır. Dokuzuncu beyit tavrı bir cümleye sığdırır: âşık, sünneti bile farz gibi tutan kişidir; farzı terk eden âşık değil, cehalet hastasıdır.

On ikinci beyitten itibaren eleştiri doğrudan Nakşibendî iddiasına yönelir. “Ey bu Naḳşî iddi‘âsın eyleyen / Naḳşibend olmaz şerî‘at bilmeyen” beyti, Şensöz'ün eserin dilindeki sadeliğe verdiği örnektir. On beşinci ve on altıncı beyitlerde “ṭarîḳ” kelimesi dört kez redif olur ve tarikatın şeriattan ayrı olmadığı tekrar tekrar söylenir.

Son dört beyit, dönemin vakıf ve tekke düzeninden canlı bir tablo çizer. Tekke babadan miras kalmıştır; vakıftan gelen biraz pirinç ve birkaç kuruş, “şehriye” denen tahsisat kesilmesin diye halka hırka, tac ve külah gösterilir. Nakşîlikte bulunmayan cehrî zikirle tekkede dönülür, kadın erkek seyre toplanır. Bu satırlar, Nakşibendîliğin hafî zikir ilkesini savunan bir şeyhin, vakıf gelirine dayanan ve törenleşmiş tekke hayatını nasıl gördüğünü yansıtır; hangi tekkeyi kastettiği söylenmez.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar