Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Var muḳallidlikde şeyḫ-i kâẕibân
Yoḳ edeb ‘ilm-i ṭarîḳat müflisân
İddi‘â eyler ben oldum mürşidân
Fehm eder câsûs u ḳulûb ehli o ân
Bir yoluñ ehl-i żalâlet var bu ân
Mürşidânlıḳ iddi‘âsında hemân
Yoḳ edeb sırrı ṭarîḳatden nişân
Şüphesiz mülḥid-i şeḳāvet ehl-i cân
Ba‘żı var mey nûş edip esrâr atar
Der bize mevrûs̱ olup pîrden bu kâr
Aṣlı yoḳ ḥâşâ bu ma‘lûm âşikâr
Pîrine bühtân eder ol ḥîle-kâr
Medḥ edip Kur’ân’da Allâh dervişi
Hiç kabul eyler mi kâr-ı fâhişi
‘Aşḳ deyip meydan olan ol âteşi
Ḥaḳ diye da‘vâ ḳılar müfsid işi
Bil degil bunlar müeddeb ṣayḳulu
Ola bunlar-ilen cehennem ṭopṭolu
Görmemiş mıḳrâż bıyıḳlar râfiżû
Tâ muḥarremde olurlar kayġulu
Bakma cânım bunlarıñ bir ḥâline
Sen ṣaḳın aldanma ḳīl u ḳāline
Hiç muḥabbet yoḳ Resûl’uñ âline
Seb ederler âline aṣḥâbına
Çün dedim bir bir deliler ḥâlini
Eyledim ta‘rîf güzel aḥvâlini
Ṭutma gel sen bunlarıñ aḳvâlini
Bildirir ‘ilm-i şerî‘at ḥâlini

Günümüz Türkçesiyle

1. Taklitçilikte yalancı şeyhler var; edepleri yok, tarikat ilminden müflisler.

2. “Mürşid ben oldum” diye iddia eder; kalp ehli ve gönül casusları onu o an anlar.

3. Şu anda bir yolun dalâlet ehli var; hemen mürşidlik iddiasındalar.

4. Edep sırrından, tarikattan nişan yok; kesinlikle bedbahtlık ehli bir mülhid canlar.

5. Bazısı içki içip esrar çeker; “Bu iş bize pîrden miras kaldı” der.

6. Haşa, aslı yoktur, bu apaçık bellidir; o hilekâr pîrine iftira eder.

7. Allah Kur'an'da dervişi övmüşken hiç çirkin işi kabul eder mi?

8. Aşk deyip o ateşi meydan (yeri) yapan, fesatçının işini Hak diye dava eder.

9. Bil ki bunlar edepli ve cilalı (arınmış) değildir; cehennem bunlarla tıklım tıklım dolsun.

10. Rafızîlerin bıyıkları makas görmemiştir; Muharrem gelince kaygılı olurlar.

11. Canım, bunların hiçbir hâline bakma; sen sakın dedikodularına aldanma.

12. Resûl'ün âline hiç muhabbetleri yoktur; âline de ashabına da söverler.

13. Deli olanların hâlini bir bir söyledim; hâllerini güzelce tarif ettim.

14. Gel, sen bunların sözlerini tutma; şeriat ilmi (onların) hâlini bildirir.

Edebî ve Tarihî Yorum

“Sürh-ser”ler Üzerine Bir Tarihî Belge

“Sürḫ-ser”, kırmızı başlı demektir ve Osmanlı kaynaklarında “kızılbaş” kelimesinin Farsça karşılığı olarak kullanılır. On dört beytin (371-384) başlığı “meşâyıḫlıḳ iddi‘âsında bulunan sürḫ-serler”den söz eder. Bu bölüm, Sünnî bir Nakşibendî şeyhinin XIX. yüzyıl sonunda Amasya çevresindeki Kızılbaş-Alevî topluluklara ve onlara yakın gördüğü tarikat çevrelerine bakışını yansıttığı için bugünün okuru açısından tarihî bir belge niteliği taşır; ifadeler şairin kendi döneminin çatışmalı diline aittir ve öyle okunmalıdır.

Şair eleştirisini birkaç noktada toplar: mürşidlik iddiası, edep ve silsile eksikliği, içki ve esrar kullanımının “pîrden miras” diye savunulması, Muharrem matemi ve sahabeye sövme. Onuncu beyitteki “mıḳrâż görmemiş bıyıklar”, yani makas değmemiş uzun bıyık, Kızılbaş-Alevî topluluklarda bilinen bir geleneğe işaret eder. On ikinci beyitte şair, bu çevrelerin Resûl'ün âline gerçek muhabbetleri olmadığını, hem âline hem ashabına dil uzattıklarını söyler; yani kendisini Ehl-i beyt sevgisinin asıl taşıyıcısı olarak sunar.

Bu bölüm, kitabın Amasya bâbıyla birlikte okunmalıdır. Orada şair, “bu beldede” sürh-serliğin başka hiçbir yerde görülmeyecek ölçüde yaygın olduğunu, Muharrem'de matem tutulduğunu ve İbn Süfyân'a lanet okunduğunu söyler. Hüsameddin, Süleyman Efendi'nin Amasya'daki itibarını Nigârî çevresinin sahabeye yönelik “ta'n ü la'net” tavrına karşı çıkmasına bağlar. Şiirdeki sertlik, bu tartışmanın şeyhin kaleminde aldığı biçimdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar