Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Ẕât-ı Ḥaḳ ẕâtıyla mevcûd ol Ḫudâ
Muttaṣıf ẕâtıyla mevṣûf dâ’imâ
Hem ḳadîm ẕâtı ṣıfâtı yoḳ fenâ
Hem bi-lâ-keyf sırr-ı ẕât-ı kibriyâ
‘Aḳl-ı idrâk ẕâtına ermek muḥâl
Derk-i idrâkden müberrâ ẕü’l-kemâl
Bî-şerîk hem bî-naẓîr ol bî-mis̱âl
Beñzemez maḫlûḳa ẕât-ı ẕü’l-Celâl
Cümle ḫâlḳ ma‘dûm o mevcûd kibriyâ
Sırr-ı ẕâtıyla ḳadîm yoḳ intihâ
Kendi hem ẕâtı ṣıfâtıyla beḳā
Ḫâliḳ-ı ‘arż u semâ taḥte’s̱-s̱erâ
Ḳudret-i ẕâtıyla dâim pâdişâh
Kendi ḥükmüyle gedâ ger cümle şâh
Ḥâkim-i muṭlaḳ odur bi-iştibâh
Cümle ḫalḳ fânî odur bâḳī penâh
Her nuḳūṣatdan ṣıfâtu’llâh berî
Her ḫayâlâtdan münezzeh ol celî
Her küşûfâtdan müberrâ ol ġanî
Yoḳ Ḫudâ’nıñ âḫiri hem evveli
Bil ki ‘ilmu’llâh-lan eşyâ müdâm
Nuṣreti ẕatıyla ‘âlem bi’t-tamâm
Hem muḥîṭ ‘ilmiyle mevcûdâtı tâm
Bil ‘azîz ḫâliḳ aḥad ol ve’s-selâm
Kîn ihânetden müberrâ ẕât-ı Ḥaḳ
Buġż ‘adâvetden müberrâ ẕât-ı Ḥaḳ
Bî-ġaraż erḥam ‘azîzen ẕât-ı Ḥaḳ
İsm-i ẕâtıyla müsemmâ ẕât-ı Ḥaḳ
Vaṣf olunmaz kim Ḫudâ a‘ẕam Ṣamed
Ẕât-ı muṭlaḳ ẕâtına vaṣṣâf aḥad
Bil bi-lâ keyf ẕât-ı muṭlaḳ bî-cesed
Vaṣfına sıġmaz ḥurûf teşdîd u med
“Kün” ḫiṭâbıyla cemi‘ ervâḥ hemân
Ḫalḳ olup tekmîl bütün ‘âlem o ân
Ger kimi hâdî kimisi kâfirân
Var bu ḥikmetde murâdu’llâh inan
Hep murâdı üzre mevcûd her ne var
Yorma bu ḥikmetde ẕihniñ ḳıl güẕâr
Her birin bir yolda ḳılmıştır ḳarâr
Var bu esrârda murâd-ı Kirdgâr
Kimseye ẕulm eylemez Allâh raḥîm
Cümle ‘âlemden Ḫudâ ekrem kerîm
‘İlm u ẕâtıyla Ḫudâ a‘ẕam ‘alîm
Cümleden erḥam raḥîm raḥmân ‘aẕîm
‘İlm-i ẕâtu’llâha yoḳ idrâk yaḳīn
Ẕâtına ma‘lûm o ma‘lûmât hemîn
Kendi ‘ilmi kendine maḫṣûṣ mübîn
Şirk-i ‘iṣyân eyleme gel ol emîn
Ḥaḳḳı ta‘bîrde nuḳūṣât var ḫaṭâ
Bil ‘uḳūl ḳāṣır ‘azîzim añla tâ
Ẕât-ı Ḥaḳ ḫâliḳ biz ‘aciz ḳul aña
Sehv eder şânında maḫlûḳ iş bu ya
Bil odur erḥam raḥîm raḥmân Ḫudâ
Bil odur ekrem kerîm ekrem ‘aṭâ
Bil odur ‘alem ‘alîm ma‘lûm Ḫudâ
‘İlm-i ẕâtıyla bi-lâ-keyf kibriyâ
Ru’yetu’llâh var yarın bu ümmete
Her kişi ẕannıyla nâẕır vaḥdete
Bî-baṣar a‘mâ giren var cennete
Ol değil âgâh cenâb-ı ‘izzete
Ḫâṣ için var ru’yetu’llâh bî-mis̱âl
‘Arż olur vech-i cemâli bâ-kemâl
Bil bi-lâ derk hem bi-lâ keyf ol cemâl
Görünür ‘uşşâḳa ne-çün ẕü’l-Celâl
Günümüz Türkçesiyle
1. Hak'kın zâtı kendi zâtıyla var olan Allah'tır; zâtıyla sıfatlanmış, daima vasıflarıyla nitelenmiştir.
2. Zâtı da sıfatları da kadîmdir, yok olmaz; ululuğun zâtının sırrı keyfiyetsizdir (nasıl olduğu bilinemez).
3. Aklın ve idrakin O'nun zâtına ermesi imkânsızdır; kemal sahibi, idrakin kavrayışından uzaktır.
4. Ortaksız, eşi örneği olmayan ve örneksizdir; celâl sahibinin zâtı yaratılmışa benzemez.
5. Bütün yaratılmışlar yoktur, var olan ululuk sahibidir; zâtının sırrıyla kadîmdir, sonu yoktur.
6. O, zâtıyla da sıfatlarıyla da bâkidir; yerin, göğün ve toprağın altındakilerin yaratıcısıdır.
7. Zâtının kudretiyle daima padişahtır; bütün şahlar O'nun hükmü karşısında dilencidir.
8. Hiç kesinlikle mutlak hâkim O'dur; bütün yaratılmışlar fânidir, kalıcı sığınak O'dur.
9. Allah'ın sıfatları her eksiklikten uzaktır; o apaçık olan her hayalden münezzehtir.
10. O zengin (müstağni) her türlü keşiften (kavranmaktan) uzaktır; Allah'ın ne sonu ne başı vardır.
11. Bil ki eşya daima Allah'ın ilmiyle vardır; âlemin tamamı O'nun zâtının yardımıyla ayakta durur.
12. Bütün varlıkları ilmiyle tamamen kuşatmıştır; ey aziz, bil ki yaratıcı birdir, vesselam.
13. Hak'kın zâtı kinden ve ihanetten uzaktır; Hak'kın zâtı buğzdan ve düşmanlıktan uzaktır.
14. Hak'kın zâtı karşılık beklemeden merhamet eden, izzet sahibidir; Hak'kın zâtı “Allah” ismiyle adlandırılmıştır.
15. En büyük, Samed olan Allah vasfa sığmaz; mutlak zâtı ancak kendi zâtı vasfedebilir, O birdir.
16. Bil ki mutlak zât keyfiyetsizdir, cisimsizdir; şeddeli, medli harfler O'nun vasfına sığmaz.
17. “Kün” hitabıyla bütün ruhlar o anda yaratılıp âlem bütünüyle tamamlandı.
18. Kimi hidayete eren, kimi kâfir oldu; inan ki bu hikmette Allah'ın muradı vardır.
19. Var olan her şey O'nun muradına göredir; bu hikmette zihnini yorma, geç git.
20. Her birini bir yolda karar kıldırmıştır; bu sırlarda Yaratıcı'nın muradı vardır.
21. Rahîm olan Allah kimseye zulmetmez; Allah bütün âlemden daha cömert, daha kerîmdir.
22. Allah ilmi ve zâtıyla en büyük ve en bilendir; herkesten daha merhametli, Rahîm, Rahmân ve Azîm'dir.
23. Allah'ın zâtının ilmine kesinlikle idrak yetişmez; bilinenler ancak O'nun zâtına malumdur.
24. O'nun ilmi apaçık biçimde kendine mahsustur; gel, isyanla şirke düşme, güvende ol.
25. Hakk'ı anlatmaya çalışmakta eksiklik ve hata vardır; bil ki akıllar yetersizdir, azizim, bunu anla.
26. Hak'kın zâtı yaratıcıdır, biz O'na âciz kuluz; yaratılmış O'nun şanı hakkında yanılır, iş böyledir.
27. Bil ki O, merhametlilerin en merhametlisi, Rahîm, Rahmân Allah'tır; bil ki O, cömertlerin en cömerdi, Kerîm'dir, ihsanı boldur.
28. Bil ki O, bilinen, bilen ve bilinendir; ululuk sahibi olan, zâtının ilmiyle keyfiyetsizdir.
29. Yarın (ahirette) bu ümmete Allah'ı görmek vardır; herkes kendi zannıyla birliğe bakacaktır.
30. Cennete gözü görmeyen kör olarak giren de vardır; o kişi izzet sahibinin huzurundan habersizdir.
31. Has kullar için eşi örneği olmayan bir rü'yetullah vardır; cemâlinin yüzü kemâliyle onlara gösterilir.
32. Bil ki o cemâl kavranmadan ve keyfiyetsiz olarak görünür; celâl sahibi âşıklara nasıl görünür, bilinmez.
Edebî ve Tarihî Yorum
Akaid Dersi Olarak Bir Mesnevî
Bir mürîdin bilmesi gereken inanç esasları burada manzum bir ilmihal gibi sıralanır: başlığı “Der Beyân-ı ‘Aḳāyid-i Ḥaḳ” olan otuz iki beyit, kitabın ilk öğretici bölümüdür. Şensöz bunları 29-60 olarak numaralar; ölçü, açılış mesnevîsinden devralınan “Fâilâtün Fâilâtün Fâilün”dür. Şair zât ve sıfat ayrımı, Allah'ın kıdemi ve bekâsı, hiçbir şeye benzemeyişi, ilmi ve iradesi gibi kelâm kitaplarının konularını sırayla işler; Tezde de bölüm, eserin itikad konuları arasında Vücûd, Kıdem, Vahdâniyet, Bekâ, İlim ve Kudret sıfatlarıyla açıklanır.
Dilin en çok dikkati çeken yanı tekrardır. “Ẕât-ı Ḥaḳ” ifadesi on üçüncü ve on dördüncü beyitlerde dört kez redif gibi tekrarlanır; “Bil odur …” kalıbı da yirmi yedinci ve yirmi sekizinci beyitlerde art arda gelir. Bu tekrarlar, derste ezberletilen kısa formüllerin ritmini taşır ve metnin sesli okunmak için yazıldığını düşündürür. On altıncı beyitteki “Vaṣfına sıġmaz ḥurûf teşdîd u med” mısraı ise bir kâtibin gözüyle kurulmuş güzel bir buluştur: Allah'ın vasfı, yazıdaki harflere ve onları uzatıp çiftleyen işaretlere sığmaz.
Kader ve Rü'yet
On sekizinci beyitten itibaren şair hidayet ve dalâlet meselesine değinir ve okura “yorma bu ḥikmetde ẕihniñ”, yani bu hikmet üzerine kafa yorma, diye öğüt verir. Kelâmın en tartışmalı konularını tartışmaya açmadan teslimiyete bağlamak, mürîde hitap eden bir tarikat kitabının tavrıdır. Son söz, ahirette Allah'ın görüleceği inancına ayrılmıştır. Son dört beyit herkesin “kendi zannıyla” göreceğini, cennete kör girenlerin de bulunduğunu, has kullara ise eşi olmayan bir rü'yet verileceğini söyler. Bu ayrım, kitabın ana fikrine, yani mürşid eliyle olgunlaşmayan bir kulun Hakk'ın cemâlinden habersiz kalacağı düşüncesine bağlanır.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 87-91 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 29-60; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 2a-3a). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






