Özgün Metin
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün
Sen ey şâh-ı risâlet cümleden ḫilḳatde aḳdemsiñ
Velî âḫir olup irsâl haḳīḳatde mukaddemsiñ
Ẓuhûr-ı nûr-ı ẕâtıñ ẓulmeti mahv etdi ‘âlemden
Şeb-i târîk-i dehr içre olup mâh-ı muḥarremsiñ
Sana maḫṣûṣ kemâl-i lütf-i Ḥaḳ var sırr-ı ẕâtıñda
Ne bir baḥr-i kerem lütf-i Ḫudâ ẕât-ı mükerremsiñ
Delîl-i ḥüccet-i burhân yeter erbâb-ı inṣâfa
Sen aḫbâr-ı Cenâb-ı Ḥaḳ-lan a‘ẓam-ı mu‘aẓẓamsıñ
Bu ednâ ümmetiñ Mir’ât-nümâ senden ne isterse
‘İnâyet ḳıl saña ma‘lûm sen ol esrâra a‘lemsiñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey risalet şahı, sen yaratılışta herkesten öncesin; peygamber olarak en son gönderilmiş olsan da hakikatte öndesin.
2. Zâtının nurunun zuhuru âlemden karanlığı sildi; zamanın karanlık gecesinde sen muharrem ayının hilâli oldun.
3. Zâtının sırrında sana mahsus olan, Hakk'ın lütfunun kemâli vardır; ne bir kerem denizi, Allah'ın lütfu, ne mükerrem bir zâtsın.
4. İnsaf sahiplerine delil, hüccet ve burhan olarak yeter: Sen Hakk'ın haberleriyle büyüklerin en büyüğüsün.
5. Ümmetinin en aşağısı olan bu Mir'ât-nümâ senden ne isterse lütfet; sen bilirsin, o sırları en iyi bilen sensin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Önce Yaratılan, Sonra Gönderilen
Kitaptaki dokuz na'tın ilki, Hakîkat-i Muhammediyye bölümünün düşüncesini beş beyitte toplar. Matla beytinin iki mısraı bir karşıtlık üzerine kurulmuştur: Hz. Muhammed yaratılışta herkesten önce, peygamber olarak gönderilişte ise en sondadır. “Aḳdem” ile “muḳaddem” kafiyesi bu ön-son oyununu ses düzeyinde de taşır. “-sıñ” redifi bütün beyitleri Peygamber'e doğrudan “sen” diye seslenen bir hitaba bağlar; ölçü hezecin dört “Mefâîlün”den kurulu kalıbıdır.
İkinci beyitte Peygamber'in nuru karanlık gecede doğan “mâh-ı muḥarrem”e benzetilir. Muharrem, hicrî yılın ilk ayıdır; yeni yılın hilâli gibi yeni bir çağın başlangıcı olarak okunabilir. Dördüncü beyitte üst üste dizilen “delîl, ḥüccet, burhân” kelimeleri, akli kanıt dilini övgü dilinin içine taşır ve hitabın “insaf ehli”ne yöneldiğini söyler.
Makta beytinde şair kendini “ednâ ümmet”, ümmetin en aşağısı diye tanıtır ve dileğini açıkça söylemez; ne istediğini Peygamber'in zaten bildiğini belirterek dilekçeyi sırra bırakır. Bu alçakgönüllülük, kitabın sonundaki terceme-i hâlde şairin kendisi hakkında söylediklerine de uyar.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 95-96 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 4a). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






