Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Vech-i dîdârıñla uşşâḳıñ bütün mestâneler
Kim mey-i mest-i elest olmuş bütün dîvâneler
Raġbet-i “dünyâ ve mâ-fîhâ” kaydından geçip
İḫtiyâr etmiş hěri bir kûşe-i vîrâneler
Vas̱l-ı dîdârıñ ḫayâliyle yanıp ‘aşḳ içre kim
‘Aşḳ odunda kim şehîd olmuş ‘aceb pervâneler
Gizlenip ‘âşıḳlarıñ ḥalḳdan nihân olmuş hemîn
Bilmemiş ḳadr-i kemâlin bî-ḫaber bî-gâneler
Bahr-i ‘aşḳıñ içre bir ḳavvâṣ olup Mir’ât-nümâ
İncü-veş dilden döker kim bî-bahâ dürdâneler

Günümüz Türkçesiyle

1. Âşıkların hepsi senin yüzünün güzelliğiyle mest olmuştur; elest meclisinin şarabıyla sarhoş olmuş divanelerdir.

2. “Dünya ve içindekiler”e rağbetin kaydından geçip, hey (yahu), harabelerde bir köşeyi seçmişlerdir.

3. Cemâline kavuşmanın hayaliyle aşkın içinde yanıp aşk ateşinde şehit olan ne acayip pervanelerdir.

4. Âşıkların halktan gizlenip saklı kalmıştır; habersiz yabancılar onların kemâlinin değerini bilmemiştir.

5. Mir'ât-nümâ, aşkının denizinde bir dalgıç olup gönülden paha biçilmez inci taneleri döker.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kitabın İlk Gazeli

Mesnevînin düz öğretici dilinden sonra şair birden aşkın ve sarhoşluğun diline geçer: akaid bölümünü izleyen bu beş beyit, kitaptaki otuz bir Türkçe gazelin ilkidir. “-neler” redifine bağlanan “mestâne, dîvâne, vîrâne, pervâne, bî-gâne, dürdâne” kafiyeleri gazelin ritmini taşır; ölçü olarak remelin dört “Fâilâtün”lü kalıbı seçilmiştir. İlk beyitteki “mey-i mest-i elest”, ruhların yaratılışta Allah'a “Belâ” (evet) dediği elest bezmine işaret eder; âşıkların sarhoşluğu dünyadan değil o ilk sözleşmeden gelir.

İkinci beyitteki iki ayrıntıyı neşrin dipnotları açar. “Dünyâ ve mâ-fîhâ” ifadesi, dünyayı ve içindekileri lanetlenmiş sayan, yalnız Allah'ı anmayı ve ilmi bundan ayıran hadise göndermedir; “hěri” ise “yahu” anlamında bir seslenme ünlemidir ve Çorum ağzı sözlüklerinde de geçer. Yazı diliyle konuşma dilinin bu karışımı, şairin halka hitap eden bir şeyh olduğunu hatırlatır.

Pervane ve Dalgıç

Üçüncü beyit divan şiirinin bilinen mum-pervane mazmununu kullanır: sevgilinin yüzü mumdur, âşık onun ateşinde yanan pervanedir. Dördüncü beyit, Nakşibendî yolunun “halvet der encümen”, yani kalabalık içinde gizli kalma ilkesine yakın bir düşünceyi dile getirir; gerçek âşıklar halktan gizlenir, yabancılar onların değerini anlamaz. Son beyitte şair kendini aşk denizine dalan bir dalgıç olarak tasvir eder ve gönlünden “dürdâne”, iri inci döktüğünü söyler. Kitap boyunca sık görülecek bu deniz ve inci imgesi, öğüdün şiire döküldüğü yerleri işaret eder.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar